Avrupa Süryaniler Birliği üyesi David Vergili'nin göç hikayesi: 'Göçe zorlanmak Süryaniler için çok normal hale gelen bir gerçeklik oldu

Bu söyleşi dizisini hazırlayan gazeteci de dahil söyleşilere konuk olan tüm kişiler Türkiye dışında yaşayan ve Türkiyeli olan kimselerdir. Söyleşiler, Türkiye dışında yaşamaya dair fikir ve bilgi vermek, konukların eski ve yeni yaşamlarından hikayelere tanıklık etmek amaçlıdır.



16-05-2021 14:44

Hilal Seven- Londra

Başka yerde hayat söyleşilerinin bir yenisi ile tekrar bir aradayız. Bu kez konuştuğumuz göçmen Gazete Sabro’nun Genel Yayın Yönetmeni ve aynı zamanda Avrupa Süryaniler Birliği üyesi David Vergili. Kendi göç hikayesinin diğer Süryanilerin göç hikayelerinden farklı olmadığını ve de onlardan ayrı tutulamayacağını özellikle belirten ve tüm soruları kelimenin tam anlamıyla mütevazı bir tavırla yanıtlayan David Vergili ile yaptığımız sohbetimiz, en nihayetinde bir insanın göç yolculuğundan çok bir halkın göç hikayesini anlatır, açıklar türden oldu.

Dinlediğim, tanık olduğum her göç hikayesinin bende ayrı bir yeri olsa da bu kez ötekinin de ötekisi diyebileceğimiz bir yerden dinleyerek anladığım, yer yer öğrendiğim ve satırlarının birçoğunu vicdanımı yoklayarak yazıya aktardığım tüm bu hikayeler umarım siz değerli okuyucuların da zihninde hak ettiği yeri bulur. Nitekim herkesin ülke gündemine dair her şeyi ziyadesiyle bildiği bir coğrafya insanları olarak kabul edelim ki Süryanileri yeterince iyi tanımıyoruz.

Dizinin ikinci bölümünü oluşturan ve eski göçmenlerle yaptığım söyleşilerin yer aldığı bu bölümde anlatılanların tarihsel gerçekliği, ardındaki nedenleri ve karşı koyulmaz derinlikleri nedeniyle söyleşilerin sizlerle doğru bir şekilde buluşabilmesi için bundan sonra her iki haftada bir buluşmamızı umuyorum.

Şimuni ve Hurmüz Diril çiftinin anısına saygıyla…

Bize biraz kendinizden ve göç hikayenizden bahseder misiniz?

Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı, Mardin taraflarında İdil’e yakın bir Süryani köyünde dünyaya geldim. On yaşıma kadar köyde yaşadım. İlk eğitimimi köyde gördüm ve bununla beraber Süryanice bizim Madraşka dediğimiz okulda Süryanice ve Süryani kilisesi tarihi öğrendim. On yaşında köyden ayrıldım ve oradan Mor Gabriel Manastırı’na gittim. Orada ise yedi yıl yaşadım. Bu zaman içerisinde sadece yaz ayları köye, ailemi görmeye gidiyordum. Aynı zamanda Midyat’ta resmi okullara gidip orada da eğitim alıyordum. Ben doksanlı yıllarda manastırdaydım. O zamanlar 1 ve 2. Irak Savaşları ve Kuveyt Savaşları’ndan sonra Irak’tan göçe zorlanan Süryaniler bulunuyordu manastırda, onların sayesinde Arapça öğrenmiştim. Aynı zamanda manastırda İngilizce eğitim de veriliyordu. Ondan sonra ise bir dönem İstanbul’da yaşadım. Sonrasında Kıbrıs’ta üniversite okudum ve en son Avrupa’ya geldim. Son on beş yıldır da Brüksel’de yaşıyorum.

Avrupa’ya gitmeye nasıl karar verdiniz?

Sizin de bildiğiniz gibi Avrupa’daki Süryani nüfusu Türkiye’de olduğundan fazladır. Sadece Avrupa’da, Turabdin dediğimiz bölgeden gelen 300 bin Süryani yaşamaktadır. Bugün maalesef Türkiye’de 20-25 bin civarı Süryani yaşamaktadır. Ben de hem ailevi durumlardan hem de bir parça ailemin de Belçika’da bulunmasından dolayı buraya yerleşme kararı verdim. Doğrusu Brüksel bana biraz da İstanbul gibi geldiği için burada yaşamaya karar verdim. Burada hiçbir zaman zorlanmadım. Brüksel çok kozmopolit bir yer, burada kültürel çeşitlilik ve aktif bir hayat var. Ben tabi erken yaşta evden ayrıldığım için göçebe yaşam benim için de bir anlamda normal hale geldiğinden bunun nedeninin üzerine de gitmedim.

'EKONOMİK GÖÇ GİBİ GÖRÜNSE DE GÜVENLİK SORUNU VAR'

1900’lü yıllarda Osmanlı döneminde yapılan bir nüfus sayımında bugünün Türkiye topraklarında olan 700 bin Süryani olduğu söyleniyor. Bunların içerisinde Aramiler, Keldaniler, Asuriler, Nasturiler de var. Bu rakamın bugün 20 binlere inmiş olması aslında çok çarpıcı.

Aslında o dönemin Osmanlı sınırları içerisinde Süryanilerin nüfusu bir milyona yakın. Bunun içinde Hakkâri bölgesindeki bugün Asuri dediğimiz doğu Süryanileri ve Keldanileri de bulunmaktaydı. Bununla beraber Turabdin bölgesindeki ve aslında bugün hiç bahsetmediğimiz Diyarbakır’daki Süryaniler -şu an da beş tane aile kaldı- de bulunmaktaydı. Zamanında Süryani Kilisesinin merkezi sayılan Urfa’da da Süryani varlığı mevcuttu. Ama bütün bu coğrafyada bir de Siirt ve Adıyaman taraflarındaki Süryaniler bulunmaktaydı. Tabii bu göçten önce sanırım unutmamamız gereken ise 1915 soykırımı gerçeği. Bu soykırım esnasında da yaklaşık 500 bin Süryani’nin hayatını kaybettiğini biliyoruz. Bununla beraber, soykırımdan sonra hayatını kurtarabilen ve kendini Suriye’ye atan Mardin Süryanilerinin çoğu daha çok Hesekê ve Qamişli taraflarına göç ederken, Urfa Süryanileri de daha çok Halep’e göç etti. Ve halen de orada varlıkları mevcuttur. Hatta orada bir Süryani mahallesi oluşmuştur ve bugün de hala öyle adlandırılmaktadır. Ama bu ilk göçün ardından Turabdin’den çıkan Süryanilerin bir kısmı Lübnan üzerinden denize ulaşıp oradan da Amerika’ya göç ediyor. Bazıları da Latin Amerika’ya kadar ulaşabiliyor. Bugün Brezilya ve Kolombiya’da da halen Süryani nüfusu var. Ondan sonra zaten Türkiye’deki Süryanilerin göçü, aslında ikinci göç dalgası diyebileceğimiz 1960’lı yıllardaki, yani daha çok ekonomik nedenlerle olan bir göç. Ama önceki konuşmamızda sizin de söylediğiniz gibi her ne kadar ilk bakışta ekonomik göç gibi görünse de burada da aslında bir güvenlik sorunu var ve çözülemeyen kronikleşmiş başka sorunlar olduğunu da görebiliyoruz.

Aslında Midyat’taki Süryanilerin ekonomik durumlarına genel olarak bakınca bölge halklarına göre daha iyi olduğunu duydum hep. Telkâri kuyumculuğu, kumaş boyama ve basmacılık gibi işçilikler bölgeye ekonomik bir canlılık getiriyor olsa da güvenlik nedeniyle göçler yaşanmaya devam ediyor sanırım.

Aslında bugün Süryaniler arasında da çok tartıştığımız bir konu bu. Çünkü Midyat’taki Süryanilerin göçü diğer Turabdin köylerindeki göçten farklıdır. Dediğiniz gibi Midyat’taki Süryanileri ekonomik olarak baz aldığımızda durumları çok yerinde ve meslek sahibi olan zanaatkar insanlar. Doğrusu genel olarak Midyat’taki Süryanilerin ekonomik durumu bölgeye göre belki de daha üst kademede sayılabilecek bir durumda. Ama buna rağmen Midyat’taki Süryaniler dahi göç yolunu tuttu. Çünkü bununla beraber aslında başka sorunların da olduğunu görüyoruz. Türkiyeli okur yazar için çok yabancı olmayan 1990’lı yılların nasıl geçtiğiyle ilgili bence yeterince kaynak var. Her ne kadar çok fazla bilinmese de yine o dönemde Süryanileri de hedef alan faili meçhul cinayetler oldu. Güvenlik sorunu çok had safhadaydı. Sonuçta bugün doksanlı yıllar derken, kanunun aslında bir şekilde yok olduğu, paramiliter güçlerin hüküm sürdüğü bir dönemden söz ediyoruz. Bu bütün bölge halklarını, özellikle Kürtleri çok fazla etkilemekle beraber Süryanileri de etkiledi. O dönemden daha önceki yıllarda kapatılan manastırlarımız oldu. En nihayetinde bugün Mardin bölgesinde, yani daha geniş bölge dediğimiz Turabdin’deki Süryanilerin nüfusunun beş binden fazla olduğunu düşünmüyorum. Tüm bunlarla beraber aslında göç etmek ya da göçe zorlanmak Süryaniler için çok normal hale gelen bir gerçeklik oldu, biz de maalesef bu nedenlerden dolayı bir şekilde kendimizi burada bulduk.

Sizin ailenizden Türkiye dışına ilk kez göç ne zaman oldu?

Tam tarihini bilmiyorum ama sanırım 1970’li yıllarda ilk başta abim göç etmişti Almanya’ya. Ondan sonra diğer abilerim de göç etti. Özellikle Süryanilerde askerlik sorunu biraz ağır olduğundan erkekler daha çok dışarıya göç etti.

Buradaki askerlik sorunu ifadenizi biraz açabilir misiniz?

Ben askerlik yapmadım. (Gülüyor) Bunu diyeyim. Ama Süryanilerde askerlikten bahsedecek olursak çok karmaşık bir durum. Biz askerlik anılarını daha çok yaşlılarımızdan dinlerdik. Bugün maalesef koronadan dolayı da yaşlı Süryanilerimizin çoğu vefat etti. Özellikle askerlikte yaşadıkları zorlukların Hristiyan ya da farklı bir etnik kültüre sahip olmalarından kaynaklandığını anlattıklarından biliyoruz.

Sizin ailenizde anlatılan, bizzat sizin babanızdan ya da dedelerinizden duyduğunuz anılar oldu mu?

Şöyle ki benim babam hep ‘’Ben Süryani ya da Hristiyan olmasam muhtemelen bana bir rütbe verilirdi, bir görevim olurdu askerlikte’’ derdi. Hani neden böyle diyordu bilmiyorum. Genelde ‘’Çok seviliyordum ama bana bir türlü fişek bile vermiyorlardı’’ diyordu. Muhtemelen eskiden Süryaniler silah sahibi olurlardı ama fişek verilmezdi onlara.

'TÜRKİYE'DEKİ SÜRYANİLERİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU İSTANBUL'DA

Daha önceki konuşmamızda da belirtmiştiniz, özellikle sizin göç sebebinizin diğer Süryanilerin göç nedenlerinden çok da farklı olmadığına değiniyordunuz.

Aslında ailemin göç hikayesi neredeyse bütün Süryanilerin göç hikayeleriyle benzer bir durum. Mardin köylerinde kalan Süryanilerin çoğu yaşlı anne babayla kalan belki bir iki oğuldur, diğerlerinin çoğu Avrupa’dadır. Yani bizim ailemizin de büyük bir kısmı Avrupa’da. Türkiye’de iki kardeşimiz kaldı. Bu arada şunu da belirteyim ben daha çok Mardin diyorum ama Türkiye’deki Süryanilerin büyük çoğunluğu İstanbul’da. Yaklaşık 15-20 bin civarında Mardin orijinli Süryani İstanbul’da yaşıyor. Hatta Süryanilerin İstanbul’a ilk hareketlenmeleri ise 1850li yıllardan sonra olur.

Turabdin başta olmak üzere bugünkü Türkiye topraklarında yaşayan Süryanilerin ilk defa batıya göçleri, Süryanilerin Sayfo dediği ve sizin de belirttiğiniz gibi yarım milyona yakın Süryani’nin katledildiği ve yüz binlercesinin sürüldüğü 1915 soykırımından çok daha öncesine dayanıyor. Peki soykırım öncesi göçler diye bahsedilen 1800’lü yılların sonlarında yaşanan göçlerin sizce sebebi neydi?

Sizin de söylediğiniz gibi Süryanilerde 1915’ten önce de başlayan bir göç hareketi var. Biliyorsunuz 1895 yılında Diyarbakır’daki Ermeni ve Süryanilere karşı uygulanan pogromun benzeri Adana’da oluyor ve aslında aynı yıllarda benzer bir durum Halep’te de yaşanıyor. Özellikle Diyarbakır bölgesindeki Süryaniler arasında ilk göç hareketi 1895’li yıllardan sonra başlıyor. 1915’e gelmeden önce de Diyarbakır’daki bazı Süryanilerin Lübnan üzerinden Arjantin’e ulaştığını biliyoruz. 1915’e oranla muazzam olmasa da böyle bir göç olduğunu biliyoruz. Zaten 1915 ve sonrası çok daha ağır ve travmatik bir göç yarattı.

'SÜRYANİLERİN YAŞADIĞININ BENZERİNİ MARDİN'DEKİ EZİDİLER DE YAŞADI'

Aslında 1915’ten bu yana en az 100 yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye haklarının çoğu tarihte yaşananlardan bir haber kaldı. Türkiye’nin eğitim sistemi azınlık gruplarına dönük pogrom ve soykırımları ders konusu olarak yeterince işlemedi ve hala medyada Süryaniler de başta olmak üzere Türkiyeli Hristiyan azınlık gruplarının varlığından yeterince söz edilmiyor. Bununla birlikte son yirmi yılda çeşitli duyarlı çevrelerce azınlık haklarına dair kamuoyu oluşturulmaya çalışılsa da hala Süryani halkına mensup kişilerin adeta normalleşmiş bir göçü sürdürdüğünü görüyoruz. Sizce bu göçler neden durmuyor?

Şu çok ilginç: burada bizim normal hale gelen göçler diye bahsettiğimiz konu Süryaniler içinde de konuşulan bir konu. Süryanilerin çoğu aslında ‘’bu bizim kaderimiz’’ der. Misal Irak ve Suriye’de devam eden savaşlarda, Türkiye’de daha çok Ezidilere yaptıkları soykırımla bildiğimiz IŞİD (Irak Şam İslam Devleti), 2015 Ağustos ayında Irak’ta Süryanilerin yoğun yaşadığı, Nineva dediğimiz bölgeyi de işgal ettikten sonra oradaki Süryanileri göçe zorluyor.

"Her yirmi otuz yılda bir birileri gelir, Süryanileri evlerinden yurtlarından alır, göçe zorlar, öldürür ve bizim de yapabileceğimiz aslında çok bir şey yok." Ben bunu Süryanilerden çok duydum. Normalden ziyade işte kader dedikleri bu durumun aslında sadece Süryanilere dönük olduğunu da düşünmüyorum. Özellikle Ortadoğu bölgesinde acılar yaşayan bütün azınlık ve savunmasız grupların bir şekilde aynı gerçekliği yaşadığını düşünüyorum. Ermeniler için de geçerli, Kürtler için de. Bugün çok az tanıdığımız ya da Türkiye’de çok az tanınan Ezidiler içinse apayrı bir durum. Sonuçta bugün Süryanilerin yaşadığının benzerini Mardin’deki Ezidiler de yaşadı.

Bugün Batman ve Mardin yakınlarında 1950’li yıllarda otuza yakın Ezidi köyü bulunurken şimdi bütün bölgede yaklaşık beş köyün kaldığını düşünmüyorum. Zaten geçen sene medyaya da yansımıştı, Batman’da köylerine dönen Ezidiler yaşadıkları arazi ve mülk sorunu gibi sıkıntılar yüzünden tekrar Almanya’ya döndüler. Aslında Ezidiler de kendi halinde yaşayan bir grup. Keza Irak’taki Süryaniler için de benzer bir durum söz konusu. Ne uluslararası toplumun ne de bölgesel güçlerin merkezinde olan bu iki grup, kendi halinde yaşarlarken maalesef soykırıma uğradılar. Ve bugün Irak’taki Süryaniler ve Ezidiler bitme noktasına geldi. 2003’ten önce Irak’ta yaklaşık bir buçuk milyon Süryani yaşarken bugün bu sayının en iyimser haliyle üç yüz bin olduğunu görüyoruz

2015 yılında İdil’de yaşayan bir Süryani’den duymuştum, bölgede yaşayan Süryanilerin daha içe dönük bir kültürel yapıya sahip olduklarını ve hatta kendi gruplarının dışındaki kişilerle yapılan evliliklere genelde razı olunmadığını söylemişti. Sizce yalnızca Süryanilere de has olmayan bu tutum neden yaygınlaştı? Mesela sizin ailenizde Süryani olmayan kişilerle evlilikler oluyor mu?

Zor bir soru. Bununla ilgili aslında elimizde çok kaynak olduğunu düşünmüyorum. Her ne kadar yıllardır Süryanilerle ilgili çalışma sarf ediyorsam da bu konu aslında çok tartışılan ve yazılan bir konu değil. Ama bu konunun muhtemelen tarihsel gerçekliğiyle ilgili olabileceğini düşünüyorum. Biz az önce 1915 üzerinden 106 yıl geçtiğini söyledik ama her ne kadar bir asır çok uzun bir dönem olsa da aslında halklar bazında düşündüğümüzde bunun bellek açısından çok da uzun bir dönem olduğunu düşünmüyorum. Şimdi bile Süryaniler arasında çok az olsa da soykırım dönemini yaşamış kişiler var. Aslında Süryanilerde kapalı evliliklerin yapılmasının nedenleri muhtemelen tarihte yaşanan acılardan dolayı; içe kapanma ve bir şekilde kendi kültürünü koruma ve yaşatma gayesi olabilir. Belki biraz da doğuya özgün olduğundan aslında sadece Süryanilerin rol aldığı bir durum değil. Örneğin Süryanilerin yoğun yaşadığı Mardin’de, Arap, Kürt ya da çok az olmakla beraber Türklerin de buna çok meyilli olmadığını görüyoruz. Tabii ki din faktörünün de doğu toplumlarında çok etkili olduğunu düşünüyorum.

Sizin büyük ailenizde evlilikler nasıl? Süryani olmayan kimselerle evlilikler yaşanıyor mu?

Biz de yok. Bizim ailede sadece Süryani evlilikleri var. Bir de şimdi Avrupa’da yaşadığımız için genel olarak Avrupalı kişilerle yapılan evlilikleri de görüyoruz.

Aslında mensup olduğu toplumun büyük bir çoğunluğu Avrupa’ya göç etmiş birisiniz. Belki de dediğiniz gibi erken yaşta evden ayrıldığınız için doğduğunuz topraklardan sonra şimdi yaşadığınız yerlere alıştınız, artık göç etmek size daha kolay geliyor da olabilir. Yine de bir göçmen olmak size ne hissettiriyor?

Ben her ne kadar göçmenliği tek başıma yaşadıysam da bunu bir şekilde çocuklarıma da aktarıyorum, ya da aktarılıyor. Olumlu veya olumsuz, diasporada ve göçmen olmak çok kompleks ve zor bir durum. İki gün önce bizim en küçük kızı arkadaşının evine bıraktık, tüm gün beraber oynadılar. Akşam eve döndüğünde ‘’Baba sen nerede büyüdün?’’ dedi. Ben de Türkiye’de büyüdüğümü söyledim. ‘’Peki anne nerde büyüdü?’’ dedi. O zaman da ona annesinin burada büyüdüğünü ama İstanbul’da doğduğunu söyledim. Sonra da ‘’Baba bizim arkadaşın büyük annesi sordu ama ben ne cevap vereceğimi bilemedim’’ dedi. Daha beş yaşında, o burada doğdu büyüdü. Ona göre hepimiz burada doğduk ve burada başladık hayatımıza. Akşam yine diyor ‘’Baba sen nereden geldin?’’ (Gülüyor) Anlatmaya çalışıyoruz. Hafta içinde tekrar erkek olan sordu ‘’Baba biz neyiz?’’ diye. O da daha on yaşında. Dedim biz Süryani’yiz ve Türkiye’den geliyoruz. O zaman şey dedi, ‘’Biz Türk müyüz?’’ Yok diyorum Türk değiliz. Ama okulda da sorduklarında, burada da sorduklarında insanlar hangi ülkeden geliyorsunuz diye sorarlar. Biz de ülke olmadığından dolayı parça parça anlatmaya çalışıyoruz. Burada da maalesef birçok insanın gerçekliğini uymuyor, ya da tanımıyor. Biz bazen Türkiye’den geldiğimizi söylüyoruz. Ama mesele Belçika’da Süryani terimi için daha fazla Araméen terimi kullanılıyor yani Arami, biz bu kez öyle dediğimizde birçok insan Ermeni olarak anlıyor. Ermeni olmadığımızı anlatmaya çalıştığımızda ise hiçbir şekilde anlamıyorlar. Onun için çok zor bir durum. Hani nereden geldiğiniz bilinmiyor, burada ne yaptığınızı kimse bilmiyor, çocuklarınız çok farklı bir kültürde ve iki kültür arasında büyüyorlar, o yüzden özellikle geçmişinizi bir yere koyabilme açısından ve gelecek açısından zor bir durum. Mesela çocuklarımız gelecekte kendi dillerini mi öğrenecekler yoksa unutacaklar mı, bu ve benzer sorular açısından göçmen olmak biraz zor. O konuda gün geçtikçe bunun farkına varıyorum. Zaten UNESCO tehlike altındaki diller atlasına baktığımızda da Süryanice yok olma tehlikesi altında olan bir dil. Bunun için ortada bir zorluğun olduğunu söyleyebilirim.

Ailenizde hangi dilde iletişim kuruluyor?

Normalde evde Süryanice konuşuyoruz ama çocuklar daha çok Fransızca konuşuyorlar. Evde Süryaniceyi anlamalarına rağmen cevap verirken özellikle küçük olanlar çok zorlanıyor.

Türkiye’de okullarda öğretilen resmi dil Türkçe, benim gördüğüm kadarıyla İdil coğrafyasında Süryanice, Kürtçe, Arapça ve Türkçe dilleri konuşuluyor. Bu çok dilli olma hali Süryaniler açısından nasıldı sizce?

Türkiye’deki Süryanilerin aslında kendilerine özgü durumları var. İdil’deki Süryaniler kendilerine has bir Arapça şivesini konuşuyorlar. Bütün Mardin bölgesindeki Süryaniler için de benzer bir durum söz konusu. Hem kendi dillerini konuşuyorlar hem de Arapça, Kürtçe ve Türkçe’yi. Tarihsel anlamda baktığımızda aslında bu Süryanilerin gurur duydukları bir konu. Süryaniler tarih boyunca doğu ve batı arasında bir köprü görevini görmüş, bu yönüyle de çok önemli çalışmaları olan bir halktır. Özellikle de Yunan Felsefesi ve biliminin Arap dünyasına ulaşmasında 6.yy’dan ya da daha öncesinden başlayarak 10.yy’a kadar bu alanda çok önemli çalışmalar yaptıklarını görmekteyiz.

Siz hangi dilde yaşıyor, konuşuyor ya da hissediyorsunuz?

Bugün itibariyle ben Süryanice, Fransızca, İngilizce, Türkçe, biraz Kürtçe, Arapça biliyorum ama galiba bir noktadan sonra hangi dilde düşünüyorum, yazıyorum ya da yaşıyorum konusu artık zorlamaya başlıyor.

'GÖZE ÇARPMAYAN BAZI GRUPLAR OLARAK ORTADA KALIYORUZ'

Türkiye’de birçok inançtan ve etnik gruptan kişi, sahip oldukları azınlık hakları kendilerine tanınmadığından Türkiye’yi bir yurt olarak görmeyebiliyor. Sizin şu an yaşadığınız yerde devletsiz ya da korunaksız hissettiğiniz oluyor mu?

Kişisel olarak hayır. Ben on yaşımdan beri dışarıda yaşadığım için belki de alıştım. Ama Süryaniler açısından düşündüğümüzde, bir ülkeleri olmadığı için Süryanilerin tarih boyunca sahipsiz ve korunaksız kaldıklarını görebiliyoruz. Bunun Ezidiler için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen Süryanilerin, Ezidilerin ya da Kürtlerin bir devletleri ya da yapılanmaları olsaydı bugünkü gerçeklikleri çok farklı olurdu.

Misal Türkiye’de Süryaniler için ‘hiçbir siyasi talepte bunmayan bir grup oldu’ derler ama Süryaniler 1915’ten sonra yapılan uluslararası konferanslara, mesela Paris Konferansına delege göndermiştir. Delege, konferansta Süryanilerle ilgili durumu belgeler ve raporlar sunarak anlatıyor ama konferanstan sonra diyor ki; ‘’Salondakilerin hiçbiri bir cevap vermedi, ben bütün bu olanları sanki taşlara anlatmış gibi oradan ayrıldım.” Yani aslında hep göze çarpmayan bazı gruplar olarak ortada kalıyoruz. 

Türkiye’ye kıyasla Belçika’da ve genel olarak diasporada Süryaniler nasıl karşılanıyor?

Türkiye ile kıyasladığımızda çok farklı bir noktadan ele alabileceğimizi düşünüyorum. Bu durum diğer etnik kökenler için de geçerli. Artık Brüksel’de de siyasi Süryani kurulları var. Bizim kendi gerçekliğimizi ortaya çıkarabileceğimiz bir çalışma yapmak ve böylece kendimizi ayakta tutabilmek için, Brüksel’de Avrupa Kurulları merkezi olduğundan, çalışmalarımız yoğun oluyor. Diğer Avrupa ülkelerinde de benzer. Amerika’da da çok aktif olan kurum ve kuruluşlar var. Özellikle İsveç’i bir yana koyarsak çünkü orada çok ayrı bir gerçeklik var, onun dışında Süryanilerin, Avrupalılarla ilişkilerinin çok iyi olduğunu söyleyebilirim. Benzer bir durum Amerika’da da var tabii bu ilişkilerin devam etmesi ya da sonuç vermesi biraz daha zaman alıyor ama bu tür çalışmalar eksiksiz şekilde devam ettiğinde fark yaratacağını söyleyebiliriz.

Brüksel nasıl bir yer? Belçikalı insanları genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hem kendi açımdan hem de Süryaniler açısından ilginç bir yer. Belçikalıların özellikle Fransızca konuşanları kendilerini Fransızlarla karşılaştırırlar ve Fransızlara göre kendileri basit görürler. Yani basit derken, çok sade ve rahat insanlar. Brüksel’in karışık bir yapısı var, neredeyse her halktan insan var. Genel olarak Belçika’da çok önemli bir Türk ve Türkiye diasporası da mevcuttur.

Türkiye dışında daha çok destek bulan, anlayışla karşılanan Süryani inancı ve kimliğinin Türkiye’de sizin daha önce tarif ettiğiniz gibi bilinmez bir konu olması ve Süryanileri sürekli göçe maruz bırakan sebepler sizce nelerdir? Süryaniler neden devamlı olarak göç etmek zorunda kalıyorlar?

Ne yazık ki bu sadece Süryanilerin yaşadığı bir durum değil. Evet Süryaniler Türkiye’de bilinmiyor ama bu gerçeklik Kürtler için de geçerlidir, Ermeniler ve Rumlar için de geçerlidir. Bununla ilgili Türkiye’de geniş çalışmalar yapıldı, Türklük sözleşmesi dışında bırakılan bütün grupların yaşadıkları aslında benzerdir. Süryani, Ermeni, Kürt olamadığınız bir yerde maalesef sizin başka bir yere gitmeniz çok doğal çünkü sizin yaşam alanı dediğiniz alan sizin karar verebileceğiniz bir alan olmaktan çıkıp, başkalarının hâkim olduğu bir yer haline geliyor ve bu maalesef bugün Türkiye’de aslında 1915 yılından sonraki Cumhuriyet politikalarının azınlıklara karşı getirdiği bir yıkım. Sonuçta mesela o tarihten sonra Süryani okulları kapatıldı. Türkiye’de bulunan iki patrik yani Süryani klişesinin hiyerarşik olarak en üst konumundaki merkezleri ülke dışına çıkarıldı, sürgün edildi. Bugün Mardin Müzesi dediğimiz bina aslında Süryani Patriği Kilisesinin merkezi. Bununla birlikte devam eden dil ve asimilasyon politikaları nedeniyle maalesef Süryanilerin ve diğer halkların da bir şekilde zorlandığını görüyoruz. Sizin olmadığınız, karar verebileceğiniz bir mekanizmanın olmadığı bir ortamda maalesef siz kendinizi başka bir yerde bulabiliyorsunuz.

Mardin ve civarını biraz gezen herkesin oraya hayran kalarak ayrıldığı neredeyse su götürmez bir gerçekliktir. Mardin’in Mezopotamya ovalarına nazır duran muazzam mimarisi, kültürü, civarındaki tarihi yerleşkeler, Midyat’ın baştan sona tarihi yapısı, İdil’deki Süryani köyleri ve manastırlar aslında ne kadar gezilse görülse o kadar çok sevilecek bir yer. Siz doğduğunuz topraklara özlem duyuyor musunuz?

Zor, ben 1990’lı yıllarda oradaydım ve daha sonra ayrıldım oradan. Çok ilginçtir ben oraları sizin gibi gezemedim, pek bilmem. Çünkü bizim hep güvenlik sorunumuz vardı. Ben Şırnak merkeze bir kez gittim o da pasaport çıkarmak içindi. Çünkü İdil’den, Şırnak’a kadar gitmek ölüme meydan okumak gibi bir şeydi, yani bir saatlik yolu beş saatte bitiriyordunuz, her 10 km de bir arama noktası olurdu. Şöyle bir şey var, o yıllarda Hizbullah tarafından bizim köyün öğretmeni kaçırılmıştı. Ondan sonra bizim köyün papazı ve İdil’de Süryani bir doktorun çocuğu da kaçırılmıştı. Aslında çok küçük bir alan ama o alanda bile sizin güvenliğiniz yok. Yola çıktığınızda ne olacağının garantisi yok. Zaten o yıllarda Hizbullah’tan sonra kimse saat 5’ten sonra dışarı çıkabileceğini, uzun yola gidebileceğini düşünmüyordu.

Ama şimdi yine de düşününce insan özlem duyar mı duyar. Yedi yılımı manastırda geçirdim, orada cumartesi akşamları bütün öğrenciler toplanır geceyi beraber geçirirdik, ilahiler söylerdik. Şimdi şöyle diyorum, keşke imkânım olsa da bir cumartesi gecemi manastırda geçirsem ya da rahibelerin yaptığı sıcak ekmeği yesem. O manastırın sıcak ekmeğine hayır diyecek insan yoktur.

Türkiye’ye gidip gelebiliyor musunuz? 

En son 2 sene önce gittim, bir daha da muhtemelen gidemem çünkü bir sorun yaşadım. Türkiye’den döndükten sonra bir Tweet atmıştım, aslında çok normal bir Tweet ama akşamına Mardin’den, manastırdan aradılar beni. ‘’Tweetini silsen ya da değiştirsen iyi olur ‘’ dediler. Benim de manastırla ilişkilerim çok iyidir, çünkü yıllarca orada kaldım. Ben de onlara sizin için sıkıntı oluyorsa silerim dedim ve sildim. Ama ondan sonra, en son geçen yıl Türkiye’nin, Suriye’nin Kuzey’indeki savaşından sonra tekrar paylaşımlar yaptım ama o ara bir paylaşımımdan dolayı benim Türkiye’deki kardeşim ailesiyle beraber karakola götürüldü. O ara benimle iletişime geçmediler ama bizimkileri çağırmışlardı.

Geçtiğimiz yıldan beri akıbeti belli olmayan Keldani çift Şimuni ve Hurmüz Diril çiftinden Şimuni Diril’in cansız bedenine ulaşılmış olsa da Hurmüz Diril’e hala ulaşılamıyor. Diril ailesi üzerindeki tahribat çoğunlukla sosyal medyadan kimi duyarlı okur ve takipçi kesimlere kısmen ulaştı. Benim şahsen üzerine on dakika düşündükten sonra her seferinde nefesimi daraltan bir olay. Sizin de ailenizin bir kısmı, sevdikleriniz oradalar. Siz de yakınlarınız için tedirgin oluyor musunuz?

Evet, tedirgin oluyorum. Çünkü bu bize çok yabancı olmayan bir durum. Siz bana kendi ailemi sordunuz ama ben Diril ailesinin çocuklarını tanıyorum, onlar benim arkadaşlarım. Mesela iki sene önce Rahip Aho (Sefer Bilecen) gözaltına alındığında onunla beraber başka Süryaniler de gözaltına alınmıştı. Mardin bölgesinde bir sorun çıktığında ilk yaptığımız şey ailemizi aramak, nasılsınız diye sormak çünkü elimizden başka bir şey gelmiyor. Ama maalesef bu sadece bizim yaşadığımız bir sıkıntı değil. Türkiye’deki özgürlük ve insan hakları karnesine baktığımızda da bu tehdidi yaşamayan gruplar çok az.

Sizce bu göçlerin geri dönüşlere döndürülebilmesi ve belki de bir anlamda yabancı buldum dediğiniz toprakların yerlisi gibi hissedebilmeniz için, Süryaniler dahil bölgede yaşayan diğer azınlıklar için ne olması ne yapılması gerekir?

2000’li yıllardan itibaren Süryaniler Turabdin’i çok yoğun şekilde ziyaret etmeye başladılar ve temelli göçler de başlamıştı. Mardin’de yeni köyler inşa edilmişti, yaz aylarında köylere kısmi dönüşler başlamıştı ve fakat bürokratik anlamda çıkartılan zorluklardan dolayı Süryaniler köylere geri dönüş konusunda geri adım atmaya başladılar. Zaten son yıllarda yaşanan güvenlik sorunu, beş sene önce Mardin’deki Süryani mülklerinin Diyanet’e devredilmesi, Diril çiftinin kaybettirilmesi ve son olarak da Rahip Aho olayı Süryanilerin geri dönüş fikrini tekrardan ortadan kaldırdı. Geri dönüşler her zaman öncelediğimiz ve aslında hayati de bulduğumuz bir konu. Bunun gerçekten oluşabilmesi için siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda devlet nezdinde bazı adımlar atılması gerekiyor. Türkiye’nin şu anki durumunda güvenlik sorunu varken, azınlıklara yapılan nefret söyleminin olduğu bir ortamda Süryanilerin ve diğer grupların geri dönüşünün olabileceğini düşünmüyorum.