Antalya'da Dünya Barış Günü Eylemi: 'Savaş, Ölüm Ve Vahşettir'

Yapılan basın açıklamasında "Bizler, eşitlikten, özgürlükten, adaletten yana tüm insanları, barış umudunu çoğaltmaya çağırıyoruz" denildi.



01-09-2018 21:35

İleri Haber

Antalya’da siyasi partiler, sendikalar ve kitle örgütlerinden oluşan emek ve demokrasi güçleri 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Attalos Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. 

Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı, Antalya Tabip Odası Başkanı Prof. Nursel Şahin okudu.

Açıklamada, “Savaşa karşı barışın, emperyalizme karşı bağımsızlığın, şovenizme karşı halkların kardeşliğinin, baskılara karşı demokrasi ve özgürlüğün ifadesi olan 1 Eylül Dünya Barış Günü kutlu olsun” denildi.

Açıklamanın tamamı şöyle:

"Bugün, 1 Eylül; Dünya Barış Günü nedeniyle bir araya geldik.

Biliyorsunuz 54 milyon insanın öldüğü II. Dünya Savaşı’nda, Hitler ordularının Polonya’yı işgal ederek savaşı başlattığı 1 Eylül günü, insanlık savaşın vahşetini bir daha unutmasın ve yeni savaşlar olmasın diye, Dünya Barış Günü olarak ilan edilmiştir.

Ne yazık ki, 79 yıl sonra, 1 Eylül barış gününü, savaşların tarihe karıştığı bir ortamda kutlayamıyoruz. Bugün de, emperyalist güçlerin tüm dünyayı tahakküm altına alma hırsı, yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını denetim altında tutma istekleri ve girişimleri, yaşanan bu savaşların, şiddetin ve yıkımın başlıca nedenleri olmaya devam ediyor. 

Ortadoğu’da süregelen çatışma ve katliamların, yaşanan ölümlerin, baskı, şiddet ve sürekli OHAL uygulamalarının yaşandığı bir dönemdeyiz. 

‘BARIŞ ELÇİLERİNİ ANIYORUZ’

AKP iktidarı halkların, emekçilerin barış umudunu, 7 Haziran seçimlerinden sonra, iktidar hesapları uğruna heba etmekten çekinmedi. Ülkemiz, cenazelerin bir hafta sokaktan alınamadığı, annelerin yavrularının cesedini çürümesin diye buzdolabında sakladığı acılara tanıklık etti. Bu gidişatı başında durdurmak isteyen emek ve demokrasi güçlerinin üzerinde 10 Ekim 2015 de bombalar patlatıldı. 102 barış elçisi ile halkların emekçilerin barış isteği paramparça edildi. Barış şehitlerimizi burada bir kez daha saygıyla anmak isteriz. Diyarbakır Sur da, çatışmalara son verilmesi için çağrı yaparken, adeta canlı yayında katledilen Tahir Elçi’yi, barış gününde anmak isteriz.

AKP iktidarının yanlış bölge politikalarıyla, ülkemiz Ortadoğu’daki savaşın parçası haline getirildi. AKP iktidarı, ülkede ve bölgede barış ve kardeşlik siyaseti izlemek yerine, barış talepleri ve çağrılarını baskı ve saldırılarla bastırmayı yeğledi. İktidar adeta barış sözcüğünden korkar hale geldi. Barış Akademisyenleri başta olmak üzere, barış çağrısı yapan binlerce insan takibata uğradılar, hatta tutuklandılar. Bir şafak vakti TTB konsey üyelerinin evlerinin basılarak gözaltına alınmaları hafızalarımızdan silinmeyecektir.

‘DÜNYA YIKIMLA KARŞI KARŞIYA’

1 Eylül Dünya Barış Günü’nde ülkemiz ve dünya, emperyalist savaşların yarattığı büyük yıkımlarla karşı karşıyadır. 

Ortadoğu ile birlikte dünyanın pek çok bölgesinde yaşanmakta olan çatışmalar, savaşlar ve uygulanan şiddet insanlığın geleceğini tehdit etmektedir.  Bütün savaşların olduğu gibi, Ortadoğu da ki savaşın bedelini de en çok kadınlar ve çocuklar ödemektedir. Kadınların çocukların pazarlarda ‘cariye’ diye satılmasına tanıklık ettikten sonra, ülkemizde yerinden yurdundan edilmiş ve sefaletin, açlığın girdabına sürüklenmiş kadınlar ve çocuklar için kurulan ‘fuhuş pazarlarına’ tanıklık ediyoruz. 

Silahlar konuşmaya devam ettikçe kadınlar, gençler, çocuklar, emeği ile geçinenler ve yoksullar başta olmak üzere bütün insanlık ağır bedeller ödemeye devam edecektir. 

Savaş aynı zamanda doğa tahribatı demektir. Dersim’de haftalardır devam eden orman yangını bunun kanıtıdır. 

Yaşam alanlarımız yerle bir edilirken, en temel evrensel hakkımız olan “yaşama hakkımız”, canlı cansız bütün değerlerimiz hiçe sayılmaktadır. 

‘SAVAŞ VAHŞET VE ÖLÜM DEMEKTİR’

Çünkü hepimiz bilmekteyiz ki savaş acımasızlık, vahşet ve ölüm demektir. 

Savaş aynı zamanda esaret altına almak, işkence yapmak, yakıp yıkmak, zor kullanmak, kimsesiz bırakmak, mahrumiyet çektirmek, yoksulluk, işsizlik, korku ve endişe içinde sürgün ve göçe zorlamaktır. 

Toplumsal yaşantımız, kültürlerimiz ve ekolojik çevremiz yıkıma uğramakla kalmayacak; savaş tacirlerinin sürdürdükleri savaş politikaları yüzünden din, dil, ırk ve köken farklılıklarımızdan dolayı her birimiz, bir diğerimizin düşmanı olarak yaşamaya zorlanacağız…  

O nedenle her türlü dayatmaya, şiddete, anti- demokratik uygulamalara karşı barışı savunmak, “halklar kardeştir”, “emek en yüce değerdir”, “söz yetki karar emeğin olmalıdır” demek zulmün, vahşetin ve savaşların panzehiridir… 

Ancak bu sayede hiç kimsenin milliyeti, dini inancı kullanılarak savaşa razı edilemeyeceğini en iyi bizler biliriz. 

Eşitliğin, özgürlüğün, hakça paylaşımın, sömürüye son vermenin savaşlara da son vereceğini, barış içinde birlikte yaşayamadığımız sürece savaşların bütün kötü sonuçlarını biz emek güçlerine yüklendiğini de en iyi bizler biliriz. 

‘İLK ADIM EMPERYALİZME KARŞI TUTUM ALMAK’

Şimdi sahici olmanın, doğru davranmanın zamanıdır. Küresel tezgahları açığa çıkarmanın, bu kan tuzaklarına basmadan yürümenin zamanı. O nedenle savaşlara dur demenin ilk adımı hiç kuşkusuz ki emperyalist politikalara karşı tutum almaktır. 

Gözaltında kaybedilen evlatlarının ve yakınlarının akıbetini sormak için, 699 haftadır  Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri 700. haftada saldırıya uğradılar. Coplandılar, yerlerde sürüklendiler, biber gazına maruz kaldılar. 82 yaşındaki Emine Ocak dahi gözaltına alındı. Evlatlarının kemiklerini arayan, evlatlarına bir mezar taşı isteyen annelerin sessiz çığlıklarına dahi tahammül edemiyorlar.  Gözaltında kaybedilen, devletin güvenlik güçleri tarafından öldürülen her insanla birlikte, insan kalabilmenin tek yolunun barış talebinde ısrarcı olmak olduğu ortada. Onlar onca acı ve kedere, onca engellemeye karşın, inatla, ısrarla barış ve adalet talep ediyorlar… Hiç vazgeçmediler… 

‘CUMARTESİ ANNELERİ’NE SELAM OLSUN’

Hatta, geçen haftadan bir fotoğraf karesi daha var ki o resme tekrar tekrar bakıyoruz. Arat Dink’i çepeçevre saran, vücudu etrafında kenetlenen insanların resmi.

Hepimize insan olma onuru, dayanışma, dostluk, direnme, cesaret ve umut verdi. Bu barışçıl haklı eylemin yanında olduğumuzu kamuoyuna bir kez daha duyuruyoruz

Selam olsun sevgili Cumartesi Anneleri’ne…

Hiç zaman yitirmeden ülkemizde, bölgemizde ve dünyamızda barışa ihtiyacımız var. Silahın ve şiddetin yarattığı korkuya karşı, barışın umudunun ve mücadelesinin yükseltilmesine ihtiyacımız var. 

Biz emeği ile geçinenler, biz bu coğrafyada yakıp yıkılan tüm değerleri yaratırken savaşta ve barışta ölenler/öldürülenler olarak, iktidardan ve sermayeden barış, özgürlük, eşitlik beklenmeyeceğinin farkındayız.

Bizler, savaş ve sömürünün olmadığı, eşit, özgür, adil bir dünya ve Türkiye’de yaşamak için her zamankinden daha fazla sorumluluk taşıdığımızın bilincindeyiz.

Bizler, bütün dünyada ekilen nefret tohumlarına, halklar arasında yaratılan düşmanlığa karşı barış istiyoruz. 

Bizler,  bölge halklarıyla dostluk ve kardeşlik içinde yaşamak istiyoruz.

Bizler, eşitlikten, özgürlükten, adaletten yana tüm insanları, barış umudunu çoğaltmaya çağırıyoruz.

Savaşa karşı barışın, emperyalizme karşı bağımsızlığın, şovenizme karşı halkların kardeşliğinin, baskılara karşı demokrasi ve özgürlüğün ifadesi olan 1 Eylül Dünya Barış Günü kutlu olsun

Tüm halkların eşit, özgür, insanca ve kardeşçe yaşayacağı bir Türkiye’yi ve dünyayı kendi ellerimizle kuracağız!"