Aidiyet peşinde: 'Sessizliğe hayranlık'

“Sessizliğe Hayranlık” ülkesini terk etmek zorunda kalan bir adamın hikâyesi olduğu kadar onunla aynı kaderi paylaşan pek çok göçmenin de hikâyesi. Öteki olmak ve bu yüzden kendini kabullendirmek zorunda kalmak…



16-09-2018 00:35

Gökçesu Özgül

Abdulrazak Gurnah için post-kolonyal edebiyatın önemli temsilcilerinden demek yanlış olmaz. O tıpkı eserlerinde çizdiği karakterler gibi ülkesini terk ederek İngiltere’ye gelmiş bir yazar. İlk kez 1996 yılında yayımlanan “Sessizliğe Hayranlık” 2018 yılının Haziran ayında İletişim Yayınları tarafından ülkemiz okuyucularıyla buluşturuldu. “Sessizliğe Hayranlık” ve geçtiğimiz sene raflarda yerini alan “Son Hediye” nehir roman olma özelliği taşımaktadır. “Son Hediye”nin ana karakteri Abbas ile “Sessizliğe Hayranlık”taki anlatıcı baba oğuldurlar. Bu iki insan birbirlerini hiç tanımasalar da hikâyeleri pek çok yerde ortaklaşır.

Romanın sessiz anlatıcısı İngiltere’ye göç ederek gelmiş kırklı yaşlarının başında bir öğretmendir. Hep “gerçekleştirilememiş insan” olarak tarif ettiği kendisinden de memnun değildir; akademik hayatına devam etmemiş, öğretmen olmakla yetinmiştir. Ona “anlatıcı” dememizin sebebi roman boyunca adını söylememesi, kimsenin ona adıyla hitap etmemesidir; kimliği eksiktir sanki. Karısı Emma ve kızı Amelia ile yaşayan bu adam göğsündeki ağrılar üzerine, doktorunun tabiriyle “kalbinin haşat olduğunu” öğrenir. Belki de bu sebeple, yıllar sonra İngiltere’ye geldiğinden beri hiç dönmediği ülkesi Zanzibar’ı, ailesini ziyaret eder. Bu ziyaret kendi geçmişine yaptığına arkeolojik bir kazıdır aynı zamanda. Ülkesine giderken valizine bir sırrı da koyar anlatıcı; ailesine Emma ve Amelia’dan hiç bahsetmemiştir. Aslında sakladığı tek sır bir aile kurmuş olması değildir; kurduğu ailesinden de içinde doğduğu aileyi saklamıştır. Anlatıcı bu iki sır arasında yeni bir hayat inşa etmiştir kendisine. Emma’dan hangi gerekçe ile ailesine ait gerçekleri sakladığı belirsizdir, muhtemelen yeni bir başlangıç yapma imkânı ve yabancı oluşunun ilgi çekiciliğinin yarattığı etki cazip gelmiştir. Tek bildiği geçmişini yeniden kurguladığı, kendi hikâyesini baştan yazdığıdır; “Neden bazı şeyleri saklamaya başladığımı, bazılarını değiştirdiğimi, bu kadar kapsamlı bir şekilde uydurduğumu tam bilmiyorum. Belki tarihimi kendim için temize çekmek istiyordum, benim hakkımdaki tanımına uymak, gönülsüzce yüklendiğim bir geçmiştense kendi seçimime yakın bir geçmiş kurmak…” Olmayan bir baba, bir dayı, yaşanmamış bir hayat anlatır Emma’ya.

Zanzibar; muhaliflerin tutuklandığı, öğrencilerin siyasetten uzak tutulduğu, sokağa çıkma yasaklarının, sınır dışı etmelerin kol gezdiği bir dönemde terk ettiği ve artık hükümet değiştiği için gidebildiği vatanı. Zanzibar’a dönmesi ile yüzleşilmesi gereken ne varsa bir bir karşısına çıkmaya başlar. Önce annesinden babasına ait gerçekleri öğrenir, ardından da kendi hikâyesinin içinde nasıl yalnızlaştığını, annesinin ondan nasıl uzaklaşıp yeni düzenine kapıldığını anımsar. Tam da bu sebeplerle çocukluk yıllarında da yaşadığı eve ve aileye ne denli aittir bilinmez.

Misafirliği süresince, Zanzibar’ın politik ve sosyal koşullarının dönüşüp dönüşmediğini, yeni düzeni gözlemleme fırsatı da bulacaktır. Ailesi evlenip Zanzibar’da kalmasını ister, hatta ona evlenmek için bir eş adayı bile tayin ederler. Bu sırada bir projede çalışmak için teklif de alır. Ancak bunların hiçbiri kabul edilebilir değildir zira o uzun süreden beri başka bir hayatın, başka bir yerin insanıdır. Zamanla etrafındakiler de bunun farkına varırlar. Onlardan gizli kurduğu aileyi öğrenen annesi oğlunu unutmaya karar verir, temas ettiği insanlar onu kendi halkına yabancılaşmakla suçlarlar. Gitmemiş, kaybolmuştur onlar için; babası gibi. Kötü olan yaşamını sürdürdüğü yere ne kadar ait olduğunu da bilmemesidir. Hayatını paylaştığı kadın ondan uzaklaşmaya başlamıştır, kızı tarafından beğenilmez, aciz biri olarak kabul edilir. Bundan sonra kimin zihninde var olacaktır?

“Sessizliğe Hayranlık” ülkesini terk etmek zorunda kalan bir adamın hikâyesi olduğu kadar onunla aynı kaderi paylaşan pek çok göçmenin de hikâyesi. Öteki olmak ve bu yüzden kendini kabullendirmek zorunda kalmak… İster Zanzibar’dan ister Hindistan’dan gelmiş olsun; sevgilisinin ailesi ile tanışırken, doktor muayenesinde, iş yerinde, pasaport kontrolünde ve hatta kendi kanından olan insanlar tarafından zımnen ya da alenen, ayrımcılığın her türlüsüne maruz bırakılmak. “Persona non grata” olmanın ete kemiğe bürünmüş hali.

Ele aldığı kavramların hepsine yakından bakarken hem terk edilen hem de sığınılan yere de olabildiğince tarafsız yaklaşıyor Gurnah. Yer yer sınıf tartışmalarını, Zanzibar’ın siyasi tarihini de olay örgüsünün dokusuna işlediğini görüyoruz. Acının bir nesilden diğerine aktarıldığı, insanın içine işleyen bu hikâyede bizi karanlık, kasvetli bir sonla baş başa bırakırken, yeniden kurmayı, kederde ortaklaşmanın yarattığı teselliyi karşımıza çıkararak ufak da olsa bir yeni başlangıç kapısı açmayı ihmal etmiyor yazar.

KÜNYE : Sessizliğe Hayranlık, Abdulrazak Gurnah, İletişim Yayınları, 2018, 249 Sayfa.