Ahmet Şık Meclis kürsüsünden AKP'lilere seslendi: 'Neşemiz yerinde değil ve aynı gemide değiliz!'

Yapılması gerekenleri sıralayan Şık, "Şimdi bunlar için kaynak soracaksınız onun için de önerimiz var. İhtiyaç akçesi dahil, hazineyi devlet ihalesi adı altında yağmalattırdıklarınızın cebine el atın" ifadelerini kullandı.



24-03-2020 23:18

İleri Haber

HDP’li vekil Ahmet Şık, Meclis’te yaptığı konuşmada, “Devleti yöneten, iktidarın rantına ortak olan sizlerle, sizin dışınızda kalıp fedakarlığa zorladıklarınız, bizler aynı gemide değiliz. Salgın başladıktan 9 gün sonra ortaya çıkıp kalkan oldukları sermaye sahiplerini neşelendirenlerle, evine bir ekmek getirebilmek için çalışmak zorunda olan, ölüm riskini göze alıp dışarıya çıksa da o ekmek için para kazanması garantide olmayanlar aynı gemide değilller” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda konuştu. Dünyayı etkisi alan ve ülkemizde de yaygınlaşan yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınıyla ilgili iktidarı eleştiren Şık’ın konuşmasının tamamı şöyle:

Birkaç hafta içinde, tüm dünya ölümcül bir virüs salgını ve yıkıcı etkileriyle boğuşur hale geldi. Virüs, ülkeler ve kıtalar arasında muazzam bir hızla yayılırken Türkiye’de sorumluluk ve görev sahibi olanlar ya sessiz kaldı ya da gerekli önlemlerin alınmış olduğuna halkı inandırmaya çalıştılar.

Ve şimdi göz göre göre gelen bir felaketle yüz yüzeyiz. Ülkece alınan en yaygın önlem, herkesin birbirine tekrarladığı bir öğütten ibaret: Evde kalın! Herkes evde kalsın!

Kuşkusuz herkesin, hepimizin buna uyması gerekiyor. Ama herkes evinde kalabiliyor mu?

Koronavirüs belasından kurtulsa bile adına kaza denilen bir iş cinayetinin kurbanı olacağını bildiğimiz inşaat işçileri mesela.

Ya da evinde oturanların siparişlerini hazırlayan kargo şirketlerinde çalışanlar. O siparişleri getiren kuryeler.

Fabrikalarda, tekstil atölyelerinde gayrıinsani koşullarda çalışmaya devam ettirilenler.

Evde kalın öğüdüne uyarak daha da çoğalttığımız çöplerimizi toplayanlar.

En küçük aksırığımızda “yoksa ben de mi?” şüphesiyle hastaneye gittiğimizde karşımıza çıkan doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar. O hastaneyi temizlemeye çalışanlar.

Liste uzun. Ama ezcümle gündelik emeğiyle karnını doyurabilmeyi yaşamak diye belletilen milyonlardır bahsedilen. Bu sınıfsal grubun içinde olduğu halde evde oturma çağrılarına uyanlar da var elbet: Kimisi zorunlu tutulduğundan kimisi de mecburiyetten kapanan iş yerlerinde çalışırken zorunlu ücretsiz izne çıkarılanlar. Hatta işsiz bırakılanlar.

Yok, neşemiz hiç yerinde değil.

Bir virüs belasıyla ülkelerin/devletlerin/iktidarların ne tür yapısal sorunlar ve zihni zaafiyetler içinde olduğu da tüm çıplaklığıyla görünür oldu. Her ülke kendi meşrebince ve olanakları ölçüsünde mücadele etmeye çalışıyor. Mücadele ve teşvik paketleri açıklıyorlar. Ciddi bir finanasal destek gereken bu önlemleri alan ülkelerin açıkladıkları mücadele programlarının ülke GSYH’sine oranlarına baktığımızda en yüksek olan ABD’de % 19. Een düşük olan Hollanda’da ise % 11. Bu listeye en son katılan ülkelerden olan Türkiye’de ise sadece % 2,0.

Parasal karşılığı 100 milyar TL ya da 15 milyar Amerikan Doları olan teşvik paketinde akılda kalan tek şey dağıtılacak kolonyalar oldu. Hak yemiş olmayalım; 100 milyarlık paketin yüzde 2’sine denk gelen 2 milyar lira da ihtiyaç sahibi ailelere nakdi yardım için ayrıldı.

Sözün özü, Korona’yla mücadele stratejisi diye virüsün enfekte olma hızını ve ölümleri engellemeye hiçbir etkisi olmayan tuhaf maddelerle doldurulup kalabalıklaştırılmış bir paket açıkladınız. Yağma ve talan ekonomisiyle ortaya çıkan finansal krizin doğurduğu zayıflık görünür olmasın diye sahici bir mücadeleye yönelmiyorsunuz.

Yani, neşemiz yerinde değil.

Tüm ülkeyi içine alan ağır bir salgınla mücadelede dünyanın geri kalanıyla Türkiye arasındaki en temel fark da bu. Meselenin önem ve büyüklüğünü anlamaya ve anlatmaya ve çözüm üretmeye yönelik tedbirlerin değil, fırsatların kollanması ya da bilhassa yaratılması.

Salgının 5. gününde koruma alanlarının imara açılması, 11. gününde kayyım gaspı ve seçilmişlerin tutuklanması. Bir de yaşlı yurttaşların nefret odağı haline getirilmesine neden olan sahte önlemleriniz var… İşte fırsatçılık dediğimiz bu.

Bunca yıllık iktidarınız döneminde karşımıza çıkan tüm krizlerde olduğu gibi buradaki refleksiniz de aynı. Fıtrat diye başlayıp, mevzuyu sabır ve duaya bağlıyorsunuz. “Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz” diye başlayan cümlelerin ardından hepimizin içinde olduğu yalanıyla süslü bilindik gemi metaforuyla devam ediyorsunuz.

Neşemiz tabii ki yerinde değil.

Ancak vergisi, sigortası, kredi borçlarına ertelemeler, yapılandırmalarla aynı gemide olduğunuz sermaye sahipleriyle “Yüzün gülüyor” diye şakalaşılarak açıklanan sözde mücadele paketinizden yararlananların neşesi elbette yerinde.

Gücünü kutuplaştırmadan alan iktidarınızın emekçiler, yoksullar ve yoksunlar başta olmak üzere toplumun bütününü kapsayan önlemler alması fıtratınıza aykırı. Ne ile yüz yüze olduğumuzun farkındayız: Sermayeye neşe, yoksullara daha da yoksulluk ve işsizlik. Geniş yığınlara yalan, evden çıkmaları toplum için en büyük tehlike olarak sunulan yaşlılara kolonya, canını riske eden sağlık çalışanlarına alkış… Ve bunların büyük lütuf olarak görülmesini isteyen bir iktidar anlayışı.

Her seferinde “Aynı gemideyiz” yalanıyla, herkesten iktidarınızı daim kılacak fedakarlığı göstermeye zorlama. Aksini savunanlara “terörist”, “vatan haini”, “darbeci”, “casus” yaftalamasıyla zindan.

Hayır, neşemiz hiç yerinde değil…

Devleti yöneten, iktidarın rantına ortak olan sizlerle, sizin dışınızda kalıp fedakarlığa zorladıklarınız, bizler aynı gemide değiliz. Salgın başladıktan 9 gün sonra ortaya çıkıp kalkan oldukları sermaye sahiplerini neşelendirenlerle, evine bir ekmek getirebilmek için çalışmak zorunda olan, ölüm riskini göze alıp dışarıya çıksa da o ekmek için para kazanması garantide olmayanlar aynı gemide değilller.

İş yerlerini kapatmak zorunda kalanlar, kimisi zorunluktan çoğu fırsatçılıktan ücretsiz izne çıkarılan ya da işsiz bırakılanlarla elektrik, su, ısınma giderlerine ilişkin faturaların ertelenmesi önerisine bile “Gündemimizde yok” üstenciliği ve aşağılamasıyla yaklaşanlarla aynı gemide değiliz.

Bir yanda, bu salgını, neden olduğu ekonomik sorunların ve siyasi tıkanmışlığın önünü açacak bir fırsat, gücün yeniden tahkimatı için Allah’ın ikinci bir lütfu olarak görenler. Öte yanda belirsizlik ve endişe içinde gerçek tehlikelerle yüzyüze olup dertleri gündem edilmeyen, neşelenmeleri için kimsenin uğraşmadığı kalabalıklar.

Hayır. Ne neşemiz yerinde ne de aynı gemideyiz.

Basit bir fizik kuralıdır. Zincirin gücü en zayıf halkası kadardır. Ülkeler de, en zayıf halkası kadar, iktidarlar ise o zayıf halka ile kurdukları bağ kadar güçlüdür. 

Bu yüzden yapmanız gerekenler şunlardır:

Yurt genelinde genel karantina getirilmeli. Herkese test ve tedavi olanağı sunulmalı.

Sağlık emekçilerinin güvenli ve güvenceli çalışma ortamı yaratılmalı.

İşten çıkarmalar yasaklanmalı, krizi fırsatçılığa çevirenlere yaptırım uygulanmalı.

Ücretsiz izne zorlananlara ve işsiz bırakılanlara maaşlarının asgari ücrete kadar olan kısmı ödenmeli.

Kapanmak zorunda kalan küçük işletmelere, önlemler süresince vergi muafiyeti sağlanmalı.

Elektrik, su, ısınma giderlerini oluşturan fatura tahsilatları iptal edilmeli.

Ceza infaz ertelemesi ve erken tahliye yoluyla hapishaneler boşaltılmalı.

Erken terhis ile zorunlu olarak silah altında tutulanların evlerine dönüşü sağlanmalı.

Ve elbette her zaman şeffaf olmalısınız.

Şimdi bunlar için kaynak soracaksınız onun için de önerimiz var. İhtiyaç akçesi dahil, hazineyi devlet ihalesi adı altında yağmalattırdıklarınızın cebine el atın.