Adların ve çığlıkların kitabı

Adların ve çığlıkların kitabı

Şiirsel dili ile mistik olaylara gerçeklik havası katan bir eser…

Mert Akkurt

Sylvie Germain, suyun, toprağın, güllerin, kanın, küllerin geceleri başlıkları altında ölüm ile aşkın, büyü ile gerçeğin, puslu bir geceyle günlük güneşlik bir tarlanın, tatlı hayallerle kopkoyu kabusların kesiştiği yerde; kanla, savaşla, ruhla ve sol gözlerindeki altın rengi nokta ve onun ışıltısıyla birbirine bağlanmış Péniel ailesinin ölümler, kayıplar ve doğumlarla efsunlu ve hüzünlü hikayesini anlatıyor. İyileşmez denen yaralar iyileşmeye, Yüksek-Çiftlikte toprak yeşermeye ve nehirler durulmaya niyetliyken savaşın etkisiyle boğucu duman, dikenli teller ve toplama kamplarıyla yollara pusu kuruluyor; inançsızlık müzminleşiyor, büyü bozuluyor, bedenler irinle doluyor.

“Tanrı dünyayı ve dünyadaki her şeyi yarattı, ama hiçbir şeyin adını koymadı. İncelik gösterip sustu ve evreni varoluşun salt ve çıplak ışığında parlamaya bıraktı. Böylece yığınla adsız şeyi insanın insafına bıraktı; insanoğlu ise kilin uyuşukluğundan sıyrılır sıyrılmaz çevresinde ne var ne yoksa adlandırmaya başladı…” Kitabın baş karakteri Altın Göz Kurtağız lakaplı Victor-Flandrin Péniel’in lakabı da tamamen mistik ögelerden kaynaklı. Ensest bir ilişkiden dünyaya gelen Altın Göz, dünyaya geldiğinde gözünde beliren lekeden ve bu lekenin yaydığı ışıktan dolayı Altın Göz olarak çağırılıyor. Kış aylarında soğuk ve kardan dolayı yiyecek bulamayan ve bütün köylünün korkulu rüyası olan kurtlar, Victor-Flandrin’le arkadaş oluyorlar. Dahası Victor-Flandrin hayatına bir kurt sayesinde devam edebiliyor. Gözündeki lekeden ve kurtlarla kurduğu imkânsız bağdan dolayı Kurtağız adlandırması bir hakaret olarak köylüler tarafından Altın Göz’ün sonuna ekleniyor.

“Uydurduğu sözcüklerden her biri, bu adı alan şeye fazladan bir hava ve yeni girinti-çıkıntılar ekledi; bu adlar her şeyi bir kil tabakası ile örttü ve ona gölge vurdu. İşte orada ufak tefek farklar ve benzerlikler arasında oynamalar belirmeye başlamış oluyordur.”

Altın-Göz yaratılışında barındırdığı sırrı doğan çok sayıda çocuğuna da aktarıyor. Bu çocukların hepsi ikiz olarak var oluyorlar ve hepsi gözünde leke ile dünyaya bakıyor. Sadece gözündeki lekeyi çocuklarına miras bırakmakla kalmayan Altın-Göz, yaşadığı efsunlu kayıpları da çocuklarına aktarıyor. Ölüm, kayıp, savaş ve psikoz yaşamları boyunca Péniel ailesinin yakalarını bırakmıyor, fakat hiçbiri de olumsuzlukları bahane ederek yaşamdan kopmuyor. Ölümden sonra yeni bir karakterle evlenerek, kayıptan sonra ikizlerden birinin vücudunda iki kişiliğin varlığı edasıyla, savaşa gidenin ve psikoz yaşayanın yokluğunu kısa süreli yas tutma süreçleriyle egale ederek gizemli ve güçlü aile konumları asla bozulmuyor.

Ölümlerin, doğumların, yaşamların sanatsal ve mistik havası Sylvie Germain’in kaleminde gerçekçilikle buluşuyor. Doğum yaparken bebek beklenen yerde haşerelerin doğması, başka bir bebeğin doğumundan sonra annenin memesinden süt yerine toprak gelmesinin betimlenişi ve şiirsel anlatımı, okuyucuya gayet doğal ve olağanmış hissiyle aktarıyor.

Bölüm başlarında ilahi konuşma havasında yapılan aktarımlar okuyucuya karşılaşacaklarını önceden belirtir nitelikte ve bütün bu mistik yapı ve efsunlu hikayelerle bezeli bölümlerin rotasını çıkartmakta okuyucu için kolaylık sağlıyor.

Karanlık sularda ağır ağır yol alanları, geceyi, yıldızları, alacakaranlığı huşu içinde izleyenleri ve günün ilk ışıklarıyla karaya ayak basmayı umut edenleri büyülü gerçekliğin kollarına usulca bırakan bir yapıt…

KÜNYE: Gecelerin Kitabı, Sylvie Germain, Sel Yayınclık, 285 Sayfa.