Adalet çığlığı: ‘Burası Trakya, duy sesimizi Ankara…’

“Zenginler ve hükmedenler için adalet, sadece partilerinin isimlerinde zikrediliyor. 17 yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarda olduğu bir ülke, ne acı ve ironik ama bir o kadar da iktidarın karakteriyle uyumlu olarak ‘adalet’ çığlıklarıyla inliyor...”



21-05-2019 10:15

Tugay Candan

Bir yangın yeri tasavvur edin. Alevler etrafı sarmış, önüne geleni yutan bir canavarı andırıyor. Bu yangının içinde yükselen çığlıklar var. Bu çığlıklar kesilmeden yangın söndürülürse, yangından birileri ya da herkes kurtulmuş, belki birileri de yitirilmiş demektir. Ya çığlıklar duyulmazsa? Bu durumda da yangın sönmeden çığlıklar kesilmiş, ortada kül ve yitmişlikten başka bir şey kalmamıştır.

İşte Türkiye, 2019 yılında bir yangın yerini andırıyor. Çok uzun süredir devam eden bu yangında, yitirilenlerin sayısı ise oldukça fazla. Yangından çığlıklar yükseliyor. Şair, “Yaşamak görevdir, yangın yerinde” diyor. Yaşayanların çığlıklarına kulak verildiğinde “adalet” kelimesi duyuluyor. Adalet için günler boyu devam eden yürüyüşlere, milyonlarca insan katılıyor.

Adalet… Bugün ülkenin her yerinde çığlık şeklinde yükselen bu kelime, dünyanın da her bölgesinde ezilenlerin, hükmedenlere ya da ezenlere karşı isyanının bir haykırışı olarak biliniyor. Adalet talebi, en çok ezilenin çığlığı olarak duyuluyor.

Bizim ülkemizde de adalet talep etmek hep yoksula, ezilene, alın teriyle yaşamak isteyene düşüyor. Zenginler ve hükmedenler için adalet, sadece partilerinin isimlerinde zikrediliyor. 17 yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidarda olduğu bir ülke, ne acı ve ironik ama bir o kadar da iktidarın karakteriyle uyumlu olarak “adalet” çığlıklarıyla inliyor.

Çığlıklar hep yoksula, ezilene, alın teriyle yaşamak isteyene; yani halka düşüyor. Nasıl düşmesin ki? Bir madende onuruyla evine ekmek götürmek için çalışan 301 kişi, sırf patron daha çok kazansın diye göz göre göre öldürülüyor. Genç bir kadın, patronu tarafından cinsel saldırıya maruz bırakılıp, 20. kattan aşağı atılarak yaşamını yitiriyor. Bir tarikat yurdunda 22 yoksul aile çocuğu, yanarak can veriyor. Çoğunlukla emekçilerin kullandığı ve dünyanın en güvenli ulaşım biçimi olan tren yolculuğuna çıkan 25 kişi yine göz göre göre ölüme gönderiliyor…

Ateş, düştüğünü yakıyor. Yananların ardında kalanlar ise çığlık çığlığa adalet istiyor…

FAİL HEP AYNI

Buradan devam etmek gerekiyor. Bugün ülkemizde “adalet arayışı” denildiğinde, akla ilk gelen örnekleri biraz incelediğimizde ortak bir köken görüyoruz. AKP iktidarının 17 yılı boyunca toplumsal vicdanı yaralayıcı, kitlelerde tepki oluşturan birçok olay ya da süreç oldu ancak bu süreçlerin hemen hepsinde ya AKP’nin artık bir parti teşkilatı gibi çalışan kurumlar üzerinden direkt etkisi, ya da AKP ile toplumda palazlanmış, kısacası AKP’de karakterize edilmiş failler var.

Soma için adalet…

Şule Çet için adalet…

Aladağ için adalet…

Rabia Naz için adalet…

Çorlu için adalet…

YİTİP GİDEN 25 CAN, ADLİYE BAHÇESİNDE ADALET ARAYIŞI

Örneklerin hepsinden aynı sonuca varılabilir. Ancak ben hem yaşadığım bölgede gerçekleştiği, hem de ailelerin adalet arayışlarının son dönemine şahit olduğum için Çorlu tren katliamı üzerinden ilerleyeceğim. 8 Temmuz 2018’de gerçekleşen bu elim hadise, direkt AKP tarafından işlenmiş olan cinayetlerden birisidir. Katliam sonrası yaşananlar ve hukuki açıdan bugün gelinen süreç; bu gerçeğe ulaşmayı bırakın, bu gerçeğin görülmesini bile engellemeye yöneliktir.

Şimdi kısaca katliamın ardından bugüne dek yaşananların bazılarına bir bakalım:

- 8 Temmuz’daki katliamın hemen ardından olayla ilgili yayın yasağı getirildi.

- 9 Temmuz’un erken saatlerinde olay yeri yetkililer tarafından daha tam anlamıyla incelenmeden, katliama neden olan menfez ve raylar onarıldı.

- 9 Temmuz’da cenazeler toprağa verilirken Erdoğan ‘tek adamlık’ yeminini etti ve Saray’da abı hayat içildi.

- 24 Temmuz’da muhalefetin Meclis’teki araştırma komisyonu önerisi AKP ve MHP’lilerin oylarıyla reddedildi.

- 16 Ekim’de katliamla ilgili bilirkişi raporu hazırlandı. Raporda, ihmaller açıkça ortaya konulurken “hiçbir üst düzey sorumlunun katliamda rolü olmadığı” söylendi. (Burada bir parantez açmak gerekiyor. Raporu hazırlayan 4 kişilik heyetten Prof. Dr. Bekir Binboğa Sıddık Yarman ve Prof. Dr. Mustafa Karaşahin’in Ulaştırma Bakanlığı ile ticari ilişkisi olduğu, dolayısıyla da bu raporun bilirkişi kanununa aykırı olduğu ortaya çıktı.)

- Savcılığa verilen bilirkişi raporuna, katliamda ölenlerin yakınları Dilek Kaplan, Nükhet Karasu, Ekrem Tuna, Erdem Tuna ve Saim Bilgin; avukatlar Turan Hançerli ile Hayrettin Çil aracılığıyla itiraz etti.

- 28 Şubat’ta Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü soruşturmada tren şefi Hüseyin Kahraman, makinistler Halil Altınkaya ve Suat Şahin ile siyasetçiler, bürokratlar, TCDD'nin üst yönetimi yer alan kişiler kovuşturmaya yer olmadığını karar verirken, TCDD 1'inci Bölge Müdürlüğü Halkalı 14'üncü Demiryolu Bakım Müdürlüğü'nde Demiryolu Bakım Müdürü olarak görev yapan Turgut Kurt, Çerkezköy Yol Bakım Şefliği'nde Yol Bakım ve Onarım Şefi Özkan Polat, Yol Bakım Şefliği'nde Hat Bakım ve Onarım Memuru olarak görevli Celaleddin Çabuk ile TCDD bünyesinde çalışan ve geçen mayıs ayındaki yıllık umumi muayene raporunda imzası bulunan ve Köprüler Şefi Çetin Yıldırım hakkında ise, Çorlu Ağır Ceza Mahkemesi'nce iddianame hazırlanmasına karar verdi.

- Bu kararın ardından aileler, “üst düzey sorumluların yargılanması” talebiyle 19 Nisan’da Çorlu Adliyesi önünde adalet nöbetine başladı.

Sürecin kısa özeti şeklinde ele aldığımız bu dönemde odalar, sendikalar ve siyasi partiler tarafından katliama dair ihmalleri anlatan birçok rapor hazırlandı. Raporlarda, bakımda olan hattın seçim dolayısıyla apar topar açıldığı, hat görevlilerinin azaltıldığı, hava durumuna ve uyarılara rağmen hattın sıkıntılı bölgelerinde önlemler alınmadığı gibi açık ihmal içeren unsurlar ortaya konuldu.

Ancak bu raporlardan bir tanesinde geçen şu ifadeler, asıl katilin kim olduğunu açıklar nitelikteydi:

“Geçmişi 160 yıla dayanan Kapıkule-Halkalı demiryolu hattı bakımsız bırakılan, 100 yıllık alt yapı durumu ile birlikte 2017’nin sonunda yolcu taşımacılığı kullanıma açılmıştır. Mevcut tren faciasında gördüğümüz gibi Çorlu-Sarılar mevkiinden geçen hatta kot farkından dolayı inşa edilmiş olan menfez, kesit yetersizliğinden dolayı biriken yağmur suyu menfezden taşarak üzerindeki alt yapıyı çökertmiştir. 2014 senesinde tadilat gerekçesi ile yolcu taşımacılığına kapatılan ve 3,5 sene sonra açılan bu hatta 3,5 yılda hiçbir alt yapı değişikliği yapılmadan dolguyla yükseltilerek yeni raylar döşenmiştir. Teknik açıdan uygun olmayan bu dolgu, 7 ay içerisinde yağışlarla birlikte zarar görmüş ve ray alt yapıları boşalmıştır. Ray alt yapısında rayları taşıyan travers ve traversleri taşıyan sağlam zemin üzerine kurulu balastlardan oluşması gereken alt yapı, menfez tabanının taşınan sediment ile yükselmesi ile kesiti daralmış olan eski menfezlerin üzerinde kalmıştır. Aynı zamanda mevcut dere yatağının zaman içinde debisinin yükselmesi de mevcut menfezlerin yetersiz kalmasına sebep olmuştur. Son yıllarda küresel ısınma sebebiyle ani ve şiddetli yağan yağmur, ülkemizdeki tüm karayolu ve demiryolu menfezlerinin gözden geçirilmesini gerektirmektedir. Bu facianın tek sorumlusu, raporda ayrıntılarına yer verilen KHK ve OVP’lerle alt yapı ve üst yapı çalışmalarını kamusal denetimden çıkartarak yandaş şirketlere devreden, denetim mekanizmalarını kamusal kurumların elinden alan, liyakat sahibi demiryolu emekçilerini kurumdan tasfiye eden siyasi iktidardır.” 1

Tüm ihmaller ve sorumsuzlukların özünde yatan budur. Devletin elini ulaşım gibi önemli bir alandan çektiren, dahası bu alanı da diğer tüm önemli alanlar gibi rant ve peşkeşe açan, bir ‘komünist yuvası’ olarak gördüğü odaların denetimlerini kaldıran AKP’nin bu katliamdaki payı ‘failliktir.’ Başından sonuna dek hukuksuzlukla dolu olan bu süreçte mesela AKP’nin, Ulaştırma Bakanını yargılatacağı düşünülebilir mi?

Dolayısıyla bu davada yargılanması gereken tümüyle AKP’nin kendisidir. Özelleştirme ve rantla kamu kaynaklarını iliğine kadar kurutan, en temel insani hakları bile katliamlarla acıya dönüştüren; istismarcılara, tecavüzcülere, katillere kol kanat geren, halkın çocuklarını tarikat yurtlarında cayır cayır yanmaya mahkum eden bu iktidarı yargılayacak olan da “adalet” çığlığının sahipleri, yani halktır.

Tren katliamında anne ve babasını kaybeden İsmail Abi, oğlunu kaybeden Mısra Abla; yeğeni, kardeşleri ve kızını kaybeden Zeliha Abla, eşini kaybeden Ekrem Amca ve annesini kaybeden Erdem’in “adalet” çığlıkları sürüyor.

Yangın mı? Çığlıklar git gide daha net duyuluyor.