ABD-AKP ortak yapımı: Suriye bu duruma nasıl geldi?

AKP'nin Fırat'ın doğusuna başlattığı askeri harekat, Suriye'ye yönelik saldırının yeni bir boyutu oldu. 8 yılın sonunda gelinen süreçte ABD ve AKP, bölge halkları için tehdit olmaya devam ediyor.



08-10-2019 12:02

İleri Haber

Saray Rejimi, bir süredir gündeminde olan Fırat’ın doğusuna yönelik askeri harekatı başlattı. İç siyasetteki güç kaybı ve sıkışmışlığın çözümü olarak görülen savaş seçeneği bir kez daha hayata geçirilirken, Suriye’de 8 yıldır süren savaşın asıl mimarı ABD’nin ise tutarsız tavrı dikkat çekiyor.

Peki Suriye’de süreç bu noktaya nasıl geldi? İşte ABD-AKP ortak yapımı olan Suriye’deki savaşın kısa incelemesi…

SSCB’NİN ARDINDAN…

II. Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan çift kutuplu dünyanın Kuzey Afrika ve Orta Doğu gibi bazı bölgelerinde, yüzünü sosyalizme dönen ve kurtuluşu sosyalizmin kazanımlarımda gören halkçı iktidarlar, o dönem emperyalizm tarafından kabul gördüyse de reel sosyalizmin aldığı yenilginin ardından emperyalizmin hedefi haline gelmekten kurtulamadı.

Emperyalistlerin, zaten bir süredir kurdukları dirsek temaslarıyla altını oymaya başladıkları bu ülkeler, 2000’li yılların başlarındaki Afganistan ve Irak işgallerinin ardından iyiden iyiye hedef haline geldi. Bu ülkelerin, kendi içlerinde yaşadıkları toplumsal sıkışmalar da buna deyim yerindeyse ‘tuz, biber’ oldu.

TUNUS’TA BAŞLADI

2011 yılının hemen başında Tunus’ta patlak veren halk gösterilerinde sosyalist hareketin örgütsüzlüğünden de kaynaklı bir müdahale zemini gören başta ABD olmak üzere emperyalistler, Tunus’un ardından “domino etkisi” dedikleri Mısır ve Libya gibi, kendilerine sosyalizmi hatırlatan bir dönemin bu halkçı iktidarlarını sona erdirmek ve Kuzey Afrika ile Orta Doğu’da yeniden istedikleri gibi at koşturmanın fırsatını eline geçirmiş oldular.

Buralara yapılan müdahalede, ABD’nin bölgedeki belki de en eski dostu olan ‘Müslüman Kardeşler’ büyük rol alırken, Libya örneğinde direkt NATO’nun askeri müdahalesi de görüldü.

Mısır’da Hüsnü Mübarek yönetiminin sona ermesiyle iktidara ortak olan Müslüman Kardeşler, ilk icraat olarak meclise ‘erkeklerin, ölmüş eşleriyle ilk 6 saat ilişkiye girebilmelerini’ öngören yasa tasarısını getirdiler. Libya’da ise bugün Muammer Kaddafi’yi vahşice katleden cihatçılar tarafından kurulan ve büyük tepki toplayan köle pazarları mevcut.

AKP DÜNDEN HEVESLİYDİ

Kuzey Afrika’daki gelişmeleri büyük bir coşkuyla karşılayan AKP iktidarı, Davos’la başlayan ‘bölgenin ağabeyliği’ ve yeni-osmanlıcılık hayallerini müttefiki ABD’nin bölgedeki planları üzerine kuruyor ve Recep Tayyip Erdoğan, Türkiyeli patronlarla birlikte Libya’ya giderek, emperyalistler ile cihatçıların yerle bir ettiği Libya’yı yeniden ‘kendilerinin inşa edecekleri’ iddiasında bulunuyordu.

AKP’nin bu coşkusunun bir diğer nedeni de temsilcisi olduğu Müslüman Kardeşler’in, bu ülkelerde iktidar olmaya bu kadar çok yaklaşmasıydı.

‘DOMİNO’ SIRASI SURİYE’DE

‘Domino etkisi’nde sıra Suriye’ye gelmişti. Burada bir parantez açmak gerek: ABD’nin Suriye planındaki ileri hedef, bölgede at koşturmasının önündeki en büyük engel olan İran’ı tek başına bırakmak ve dominonun son taşı olan İran’ın da düşmesiyle bölgedeki dönüşümü tamamlamaktı. 2011’de, ABD’nin bölgedeki en kadim ittifakı olan cihatçıların harekete geçti ve yapılan silahlı saldırılarla savaş başladı.

AKP FEDAİLİĞE SOYUNDU

Suriye’de başlayan savaşın ardından da bir dönem samimi göründükleri Beşar Esad’a sırtını dönen AKP, derhal ABD’nin Suriye’deki fedaisi olmayı talep ediyor; gerek yalan, manipülasyon ve kışkırtmalara ortak olarak; gerek ise ülke sınırlarını Suriye’de katliamlar yapan cihatçılara açmaya hazır olduğunu göstererek, bu göreve ne kadar layık olduğunu ispatlamaya çalışıyordu.

O dönem cihatçı gruplar arasından sivrilen ÖSO’nun, AKP ile ortaklığı da ÖSO’ya yönelik “ılımlı İslamcılar”, “devrimciler”, “muhalifler”  gibi adlandırmalarla hayat buluyor ve Suriye’de kadın-erkek-çocuk ayırmadan katliam yapan cihatçılar Türkiye’deki hastanelerde tedavi olup, güney sahillerindeki tatillerle ödüllendiriliyorlardı.

Sınırın Türkiye’ye bakan kısmında kurulan kamplarda ÖSO’lulara eğitim verildiği ve ÖSO’luların bu kamplardan sınır komşusu Suriye’ye saldırılarda bulunduğu iddiaları dilden dile konuşuluyor ve bir süre sonra AKP tarafından bu iddialar artık gizlenemeyecek boyutlara ulaşarak doğrulanıyordu.

ÖSO GİTTİ, IŞİD GELDİ

Suriye’nin, “domino”nun başındaki Kuzey Afrika ülkelerine benzemediği, yapılan manipülasyonlara rağmen ortaya çıkıyor ve IŞİD gibi daha vahşi bir cihatçı aktöre ihtiyaç duyan ABD, ÖSO’yu gözden çıkarmaya başlıyordu.

IŞİD: ‘ÖFKELİ GENÇLER’

AKP ise Haziran Direnişi’nin ardından suya düşen yeni-osmanlıcılık hayallerini kurtarmak için ÖSO’ya verdiği destekten vazgeçmiyor, bir süre sonra ülkenin çeşitli yerlerinde bombalı eylemler yaparak birçok yurttaşı katledecek olan IŞİD’e ise “öfkeli Sünni gençler” olarak bakıyordu.

‘ESED’ KURTARMADI, YENİ HEDEF KÜRTLER

Bu arada Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’e karşı kora kor bir savaş veren Kürt kantonları AKP’yi rahatsız etmeye başlamıştı. AKP’nin iç siyasette yaşadığı sıkışmalar ve Esad yönetiminin direnci de buna eklenince AKP, Suriye’deki rol kapma hevesini yavaş yavaş “Esed” manipülasyonundan, Kürt manipülasyonuna doğru kaydırıyordu.

Suriye’nin kuzeyinden kovulan kadim dost ÖSO, TSK tarafından Kürt bölgesine yapılacak direkt müdahalelerle bölgeye yeniden yerleştirilmek isteniyor ve hem Kürtlerin bölgeden yok edilmesi, hem de ÖSO’lulardan oluşturulacak bir tampon bölge ile Esad’a karşı yeniden toplanmış bir kuvvet çıkarmanın hesapları yapılıyordu.

AKP’liler tarafından 2016’da “IŞİD’e karşı” yapıldığı iddia edilen Fırat Kalkanı Harekatı bu düşüncenin ilk adımı olarak hayata geçirilirken, uzun süre tehdit edilen Afrin’e de 2018 Ocak ayında bu düşünceyle saldırıldı.

SURİYE’DE HÜSRAN

8 yıldaki tüm bu saldırılara rağmen Suriye hükümetini deviremeyen ABD-AKP ittifakı, ülkenin kuzeyinde işgallerle hakimiyet kurduğu bölgelerde cihatçıları korumaya devam etti. Suriye ordusunun cihatçıları İdlib’de sıkıştırması, AKP ve ABD’nin de sıkışmasına ve Suriye’ye direkt müdahale dışında seçeneksizliğe itti.

GÜÇ KAYBEDEN AKP, SAVAŞLA ÇIKIŞ ARIYOR

Öte yandan içerde güç kaybetmeyen başlayan Saray Rejimi, siyasetteki sıkışıklığı aşmak için Suriye ve Kürtlere yönelik saldırı kartını ilk günden itibaren bir çıkış unsuru olarak elinde tuttu.

31 Mart yerel seçimlerinde aldığı ağır yenilginin ardından önce HDP’nin seçilmiş belediye başkanlarına “KHK’li oldukları” gerekçesiyle mazbata vermeyen AKP ardından Mardin, Van ve Diyarbakır büyükşehir belediyelerine kayyum darbesi yaptı.

Fırat’ın doğusuna yönelik tehditler savuran Saray Rejimi, yaşadığı bu sıkışmışlıktan çıkmak için yine savaş seçeneğine başvurdu.