9 barodan ortak 'savaşı durdurun' çağrısı
9 baronun ortaklaşa yaptığı açıklamada, “Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm devlet yetkililerini ve muhalefet partilerini, barışa davet ediyor, savaşın derhal durdurulmasını talep ediyoruz” denildi.
11-10-2019 11:53

9 baro tarafından yapılan ortak açıklamada, Türkiye’nin Suriye’ye düzenlediği harekatın durdurulması istendi. Açıklamada, kazananı olamayacağına inanılan bu savaşın kaybedeninin, başta Türk ve Kürt halkı olmak üzere tüm Ortadoğu halkları olacağı belirtildi.
Diyarbakır, Van, Urfa, Mardin, Şırnak, Muş, Adıyaman, Bingöl, Dersim baroları tarafından François Felemon’un “Tüm savaşlar iç savaştır, çünkü tüm insanlar kardeştir” sözleriyle bir yazılı açıklama yapıldı. Açıklamada, “Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm devlet yetkililerini ve muhalefet partilerini, barışa davet ediyor, savaşın derhal durdurulmasını talep ediyoruz” denildi.
“Savaş isteyenlerin savaşın bütün insani, vicdani, ahlaki ve hukuki sorumluluğunu da üstlenecekleri” ifadesinin yer aldığı açıklamada, “Savaşın tarafı olamayan sivillerin, kadınların, çocukların ölümünden ve halkların bir arada yaşama iradesinin ortadan kaldırılmasından sorumlu olacaklar” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada ayrıca, “Bu politik menevra Türkiye’nin sosyal, siyasal, ekonomik ve psikolojik alanda yaşadığı krizleri daha da derinleştirmekten öteye geçmeyecek” tespitinin yapıldığı açıklamada, “Türkiye’nin tüm dünyayı karşısına alarak gerçekleştirdiği bu savaştan askeri olarak galip gelmesi mümkündür, ama unutulmamalıdır ki ‘savaş, kimin haklı olduğuna değil, kimin güçsüz olduğuna karar verir. Kazananı olamayacağına inandığımız bu savaşın kaybedeni, başta Türk ve Kürt halkı olmak üzere tüm Ortadoğu halkları olacaktır. Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm devlet yetkililerini ve muhalefet partilerini barışa davet ediyor, savaşın derhal durdurulmasını talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.
İLGİLİ HABERLER
193 gündür direnen Boğaziçililer kazandı: Kayyum rektör Melih Bulu görevden alındı
Erdoğan’ın imzasını taşıyan kararnameyle, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü görevi Melih Bulu’dan alınırken yerine vekaleten atama yapıldı.
15-07-2021 17:25

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan kararnameyle, Boğaziçi Üniversitesi Rektörülüğü görevi Melih Bulu’dan alındı. Bulu, göreve getirildiği günden bu yana üniversite öğrencileri ve akademisyenleri tarafından protesto ediliyordu.
Bir imza ile rektörülüğe getirilen AKP'li Melih Bulu “Başta bu krizin 6 ay içinde biteceğini öngörmüştüm, öyle de olacak” ifadelerini kullanmış ve asla istifa etmeyeceğini açıklamıştı. Bulu, rektörlüğünün 193’üncü gününde Erdoğan’ın imzası ile görevden alındı. Erdoğan’ın imzasını taşıyan kararnameyle, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü görevi Melih Bulu’dan alınırken yerine herhangi bir atama yapılmadı.
İlerleyen saatlerde, Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü'ne, vekaleten üniversitenin öğretim üyelerinden Prof.Dr. Mehmet Naci İnci'nin atandığı bildirildi ve rektörlük adaylığı için başvuru ilanına çıkıldı.
MEHMET NACİ İNCİ KİMDİR?
AKP'li Melih Bulu tarafından rektör vekili yapılan Naci İnci, kendisini Fen Bilimleri Enstitüsü'ne müdür olarak atamıştı. Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Naci İnci’nin aldığı kararda, “29.05.2021 tarihi itibarıyla Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü görevine Prof. Dr. Mehmet Naci İnci vekaleten görevlendirilmiştir” denilmişti. Atama kararının altında Naci İnci’nin imzasının yer alması dikkat çekmişti.
Kendi atamasını kendi onaylayan Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Naci İnci daha önce de Sosyal Bilimler Enstitüsü müdürü olarak atanmıştı. Boğaziçi öğrencileri, ¨kayyumluk¨ adını verdikleri Rektörlük binası önünde bekleyişlerini sürdürürken Bulu’nun yardımcısı Naci İnci öğrencilerin yanına gelmişti. Öğrencilerin kendisine yönelttiği soruları geçiştiren İnci, “Sizi sonra dinleyeceğim” demişti. Öğrenciler ise kendisine rektör vekili yapılan İnci’ye ilk atandığında “Bu görevi alırken utanmadınız mı?” diye sormuştu.
BOĞAZİÇİ DAYANIŞMASI: ÜNİVERSİTENİN TÜM BİLEŞENLERİNİ SEÇİME ÇAĞIRIYORUZ
Melih Bulu, 2 Ocak 2021’de Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü görevine getirilmişti. Bulu’nun rektör olarak atanmasının ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenci ve öğretim üyeleri tarafından ülke çapında gündem yaratan protestolar düzenlemiş, kamuoyunun da desteği ile protestolar büyümüştü. Bulu’nun rektörlüğü sürecinde çok sayıda öğrenci gözaltına alınmış, tutuklanmış ve darp edilmişti. Okula giriş çıkış kısıtlamalarına da imza atan Bulu’nun görevden alınması Twitter’da gündem oldu.
Boğaziçi Dayanışma’sından konuya ilişkin “İlk günden itibaren direnişimizin kişilerle değil, tepeden inme atamalar ve kayyum düzeniyle ilgili olduğunu tekrarlıyoruz! Bütün üniversitelere ve belediyelere atanan kayyumlara karşı mücadelenin tavizsiz bir çizgide devam etmesi gerektiğini savunuyoruz! Melih Bulu’nun yerine atanacak, Boğaziçi içinden veya dışarıdan yeni bir kayyumu kabul etmiyoruz. Üniversitenin tüm bileşenlerini seçime çağırıyoruz” açıklaması yapıldı.
ÖĞRENCİ SENDİKASI'NDAN MELİH BULU PAYLAŞIMI
Öğrenci Sendikası'nın (Öğrenci-Sen) konuya ilişkin paylaşımında ise şu ifadeler yer aldı:
Ona ısrarla "Yapamazsın, tutunamazsın, sen kayyumsun" dediler. "Boğaziçi Üniversitesi'nin sevilen, sayılan bir rektörü olamazsın" dediler. Olamadı.
Ona ısrarla "Yapamazsın, tutunamazsın, sen kayyumsun" dediler. "Boğaziçi Üniversitesi'nin sevilen, sayılan bir rektörü olamazsın" dediler.
— Öğrenci Sendikası (@OgrenciSen_) July 15, 2021
Olamadı.#GüleGüleMelihBulu pic.twitter.com/StVxnJxWMl
MEHMET NACİ İNCİ'YE PROTESTO: 'BİR GECEDE GİDERSİN'
Boğaziçili öğrenciler, Melih Bulu'nun yerine vekaleten rektör olarak atanan Mehmet Naci İnci'yi de protesto etti. İnci'nin Rektörlük binasına geldiğini gören öğrenciler, "Sen de bir gecede gideceksin" diye seslendi.
Boğaziçililer, #MelihBulu'nun yerine vekaleten rektör olarak atanan Mehmet Naci İnci'yi de protesto etti: "Sen de bir gecede gideceksin!"
— İleri Haber (@ilerihaber) July 15, 2021
🎥 @bogazicitv
GİRİŞ KISITLAMASI KALDIRILDI
Öte yandan Boğaziçi Üniversitesi kampüslerine giriş kısıtlamalarının da kaldırıldığı belirtildi.
Soylu'dan kendi kendine 15 Temmuz övgüsü: 'Meclis'in kapısını omuzumla kanırttım'
‘İçişleri Bakanı’ Süleyman Soylu, 15 Temmuz 2016’da düzenlenen 15 Temmuz darbe girişimi sırasında yaşadıklarını yandaş Yeni Şafak’a anlattı. Soylu, o dönem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı'ydı.
15-07-2021 16:40

Bir dönem Fethullah Gülen’i öve öve bitiremeyen ‘İçişleri Bakanı’ Süleyman Soylu, şimdi de 15 Temmuz gecesine ilişkin kendini övdü. Soylu, o geceyi anlattığı röportajında, Meclis’teki kaos anlarını “Omuzumla Meclis’in kapısını kanırttım. Aklıma ‘Meclis’in kapısını kırdı’ derler geldi ve durdum. Sonrasında kapıyı açıp Meclis’e girdik” ifadeleriyle aktardı.
‘İçişleri Bakanı’ Süleyman Soylu, 15 Temmuz 2016’da düzenlenen 15 Temmuz darbe girişimi sırasında yaşadıklarını yandaş Yeni Şafak’a anlattı. O dönem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olan Soylu, şunları söyledi:
O gece Çalışma Bakanlığı’ndaydık. Hakkârili gençlerle sohbet ederken böyle bir haber alınca Başbakanımız Binali Yıldırım’ı aradım. Bana, ‘Bu ne maskaralıktır Süleyman Bey’ dedi. O ‘maskaralık’ kelimesi esas itibariyle belki de olayın o anki halet-i ruhiyesini anlatan bir değerlendirmeydi. Bakan arkadaşları arayıp Çankaya Köşkü’ne davet etmemi istedi. Hemen ilgili bakan arkadaşlarımızı aradık, 5-10 dakika içinde Çankaya’ya geçmiş olduk. O andan itibaren de bakanlarımız, genel başkan yardımcılarımız, bazı milletvekillerimizle toplandık. Sayın Cumhurbaşkanımızın bulunduğu yerle temasta olundu. Birtakım arkadaşlarımızı oraya sevk etmeye çalıştık.
Bir karartma olduğunu, buranın tehlike arz ettiğini söylediler ve ‘Sizi bir yere götüreceğiz’ dediler. Ben daha emniyetli ve çalışabileceğimiz bir odaya götüreceklerini düşündüm. O esnada konuşuyoruz, sürekli olayın sıcaklığını takip ediyoruz. O esnada dışarı çıktığımızı gördüm. ‘Bizi nereye götürüyorsunuz?’ dedim. ‘Sizi ısı odasına götüreceğiz’ dediler. Kimin götürdüğü belli değil. ‘Bizim işimiz var, hep beraber dönüyoruz’ dedim ve tam o kapıdan çıkmak üzereyken geri döndük aynı odaya geldik oturduk.
‘HAKLARIMIZI HELAL ETTİK’
Soylu, “Hep birlikte değerlendirme yaptık ve Meclis’in açılması gerektiğini, Meclis’in de milletin karargâhı olduğunu konuştuk ve arkadaşlarla Meclis’e gittik. Meclis’e giderken ‘Birimiz burada kalalım’ dedik ve İsmet Yılmaz abiyi seçtik ve buradan koordine etsin istedik. İsmet Yılmaz’la bir daha hiç görüşmeyecekmişiz gibi kucaklaştım. Birbirimize haklarımızı helal ettik ve oradan ayrıldık. Tekrar Çankaya Köşkü’ne dönünce yine aynı şekilde kucaklaştığımızı hatırlıyorum” dedi.
‘OMUZUMLA MECLİS’İN KAPISINI KANIRTTIM’
Meclis’e gittiklerinde tepelerinde F-16’ların uçtuğunu, sonik patlamaların yapıldığını dile getiren Soylu, “Çok karmaşık bir tablo var. O esnada Meclis Ana Salonu’nun anahtarlarını istedik. Anahtar getirdiler ama açamadık salonu. Sonra başka anahtarlar geldi o da açmadı. Sonra omuzumla Meclis’in kapısını kanırttım. Aklıma ‘Meclis’in kapısını kırdı’ derler geldi ve durdum. Sonrasında kapıyı açıp Meclis’e girdik. Tartışma şu: ‘Meclis’te kim olacak?’ Eski milletvekillerini de Meclis’e aldık. Sonra Meclis Başkanımız İsmail Kahraman abi geldi. Sağ olsun İsmail abinin önderliğinde Meclis olağanüstü toplandı. İsmail abinin ilk canlı yayınını FaceTime’dan Ayşe Keşir yaptı. Daha sonra canlı yayına bağlanmak için canlı yayın araçlarını içeriye aldık. Meclis’in tüm gruplarından da milletvekili vardı” ifadelerini kullandı.
‘O ÜNİFORMA VE TELSİZİ HATIRA OLARAK SAKLIYORUM’
Soylu, TRT’de yaşananları ise şu ifadelerle anlattı:
“O esnada TRT basılmıştı. İlk basılan yer TRT olduğu için psikolojik olarak oranın alınması gerekirdi. Vatandaşımız da orada. O esnada bana bir telefon geldi, ‘Biz burayı düşürmek üzereyiz, çatışma var, eğer siz buraya gelirseniz psikolojik destek olur’ dendi. Ben de arkadaşlara ‘Bana müsaade ben TRT’ye doğru gidiyorum’ dedim ve yola çıktık. Yoldan geçerken vatandaşlarımız bayraklarla sokağa çıkmıştı. Bizim arabamızın farı yanıyormuş. Kadının biri ‘Evlat farınız açık, farınızı söndürün, şu melunlar arabanızın farını görürlerse yukarıdan sizi bombalayabilirler’ dedi. Elinde bayrak olan bir teyze otobüs durağında otururken bu nasihati verdi. Sonra dedim ki hakikaten kapatın. Netice itibariyle TRT’ye gittik. Sonrasında da topyekûn 3 harekât oldu ve içeriye girildi. Orayı işgal eden melun darbecinin üzerinden o kahraman üniforma ve telsizi alındı. Onlar bende hatıradır şu anda. O üniforma, telsiz bende.”
‘AKLIM HEP ERDOĞAN’DAYDI’
Darbe girişimi sırasında aklının hep Erdoğan’da olduğunu dile getiren Soylu, “Ben Cumhurbaşkanımızın Marmaris’te olduğunu bilmiyordum. Çankaya Köşkü’ne giderken ilk önce Mehmet Muş ile konuştum. Mehmet Muş ‘Bizim Marmaris’i sağlam tutmamız lazım’ dedi. Ben de ‘Ne işimiz var Marmaris’te?’ dedim. O da ‘Beyefendi orada’ dedi. ‘Eyvah tuzağa düştük Mehmet’ dedim. Biz bilmiyoruz ama onlar demek ki biliyorlar. Endişe kapladı içimi. Hakikaten oradan çıkana kadar büyük bir endişe ve korku içinde olduk. Ama Cenab-ı Allah’ın muhafazası, Cumhurbaşkanımızın cesareti, oradaki arkadaşlarımızın ortaya koyduğu irade, topyekûn bir kahramanlık destanı söz konusu oldu” dedi.
Kılıçdaroğlu: 15 Temmuz'un karanlık noktalarını ortaya çıkarmak borcumuzdur
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz darbe girişiminin 5. yılına ilişkin sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı.
15-07-2021 16:00

İleri Haber
15 Temmuz vesilesiyle bir paylaşım yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, paylaşımında "15 Temmuz’un tüm karanlık noktalarını ortaya çıkarmak, o gece devleti sokaktan toplayan milletimize borcumuzdur" ifadelerini kullandı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 15 Temmuz darbe girişiminin 5. yılına ilişkin sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı.
Kılıçdaroğlu, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
"Hain terör örgütünün demokrasiye ve millete kastetmesinin üzerinden 5 yıl geçti. 15 Temmuz’un tüm karanlık noktalarını ortaya çıkarmak, o gece devleti sokaktan toplayan milletimize borcumuzdur. 251 şehidimizi de FETÖ’nün devlete sızmasına göz yumanları da asla unutmayacağız!"
Hain terör örgütünün demokrasiye ve millete kastetmesinin üzerinden 5 yıl geçti. #15Temmuz’un tüm karanlık noktalarını ortaya çıkarmak, o gece devleti sokaktan toplayan milletimize borcumuzdur. 251 şehidimizi de FETÖ’nün devlete sızmasına göz yumanları da asla unutmayacağız!
— Kemal Kılıçdaroğlu (@kilicdarogluk) July 15, 2021
Erdoğan: Siyaseti ülkenin hayrına olan işlerde yarışmak olarak gördük
AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve TBMM Başkanı Şentop, 15 Temmuz darbe girişiminin 5. yılında TBMM düzenlenen anmada konuştu.
15-07-2021 14:03

Meclis’te düzenlenen 15 Temmuz anmasında konuşan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siyaseti ülkenin hayrına olan işlerde yarışmak olarak gördük” dedi.
AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin 5. yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) düzenlenen anmada konuştu.
Erdoğan, açıklamasında, "Hiç kimsenin 15 Temmuz gecesi milletin verdiği şanlı mücadeleyi önemsizleştirmeye hakkı yoktur. 15 Temmuz hakkın batıla, adaletin zulme galip gelmesinin adıdır. 15 Temmuz'daki direnişi ile milletimiz darbe direnişini püskürtmüştür" dedi.
’84 MİLYONU KUCAKLAMAYA ÇALIŞTIK’
Erdoğan, şunları söyledi:
"Şehitlerimizin uğruna canlarını feda ettikleri kutlu emanete halel getirmemek en önemli görevimizdir. Özünde rekabet bulunan siyaseti ülkenin hayrına olan işlerde yarışmak olarak gördük. 84 milyonun tamamını kucaklamaya çalıştık. Vatanımızın bekasından başka hiçbir hedef peşinde koşmadık."
ŞENTOP DA KONUŞTU
Anma töreninde TBMM Başkanı Mustafa Şentop da konuştu. Şentop, "Bu darbe girişimi Türkiye'ye yönelik dış destekli bir işgal hareketidir" ifadelerini kullandı.
TİP Milletvekili Ahmet Şık’tan kur spekülasyonu ile zenginleşen kamu görevlisi hakkında soru önergesi
TİP Milletvekili Ahmet Şık, Ziraat Bankası'nda bölge yöneticiliği yapan Mustafa Şahin'in, kurumda çalıştığı süre boyunca kur spekülasyonu yoluyla aşırı zenginleşmesine rağmen hakkında herhangi bir işlem yapılmadığı iddiasını Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'a sordu. Milyonlarca liralık görev zararının oluşmasına rağmen yöneticiler hakkında hukuki bir işlem yapılmazken, işlemlerde görev yapan bir memurun görevine son verildiği öğrenildi.
15-07-2021 13:24

İleri Haber
Türkiye'de yurttaşlar '128 milyar dolar'ın buharlaştırılmasını konuşmaya devam ederken, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Ziraat Bankası İstanbul 1. Bölge Yöneticisi olarak görev yapmakta olan Mustafa Şahin'in emekli olduğu 2018 yılına kadar kur spekülasyonu yolu ile 4 bin adet döviz alım-satım işlemi gerçekleştirdiği iddialarını Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'a sordu.
Şık, Mustafa Şahin'in kur spekülasyonu yoluyla aşırı zenginleştiğini ve kamu zararına neden olduğunu belirtirken, Şahin hakkında Ziraat Bankası'nda çalıştığı süre boyunca herhangi bir soruşturma başlatılıp başlatılmadığını sordu.
BİR YANDA GÖREV ZARARI, BİR YANDA SERVET
Şık’ın gündeme getirdiği iddiaya göre, İstanbul 1. Bölge Yöneticisi olarak görev yapan Şahin, emekli edildiği 2017 sonuna kadar bankadan güncel döviz kurunun altında milyonlarca TL’lik döviz alıp satarak servet sahibi oldu. Soru önergesinde, banka iştiraklerinde de görev yapan Şahin, büyük bir görev zararına neden olduğu iddia edildi.
YÖNETİCİLERİN DEĞİL MEMURUN İŞİNE SON VERİLMİŞ
Soru önergesinde banka bünyesinde yürütülen soruşturmada elde edilen bulgular sonucunda, işlemlere aracılık yapılan bir memurun işine son verilip verilmediği konusuna da yanıt aranırken, Şahin hakkında ise adli makamlara müracaat edilmediği ve uzlaşı yapılarak bu kişinin emekli edildiği belirtildi. İleri Haber, kurum içi soruşturmanın soruşturma sonucunda yöneticilerle ilgili adım atılmazken, işlemlerde görevli memurun işine son verildiğini öğrendi.
Şık’ın önergesinde, o dönem işlemleri soruşturan teftiş kurulunun başkanı olan Mehmet Şükrü Taşçı’nın halen Ziraat Bankası Kredi Tahsis ve Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı olan Mehmet Şükrü Taşçı olabileceği iddiasına da yer verilirken, bu kişinin terfisinde söz konusu usulsüzlükler karşısındaki tavrının etkili olabileceği vurgulandı.
UZLAŞMADAN PAY ALINDI MI?
Şahin'in 22 Aralık 2017 tarihinde ve sonrasında bankanın hazine operasyonları hesabına toplamda 2 milyon 500 bin TL göndererek sağlanan uzlaşma emekli edilmesini gündeme getiren Ahmet Şık, Oktay'a "Bu para transferinin gerçekleşmesi için kimler aracı olmuş, böyle bir 'uzlaşmaya' kimler taraf olmuş ve kimler soruşturmanın adli makamlara ulaşmasına, soruşturmanın derinleşmesine engel olmuş ve bu uzlaşmadan pay almıştır?" sorusunu yöneltti.
‘YÖNETİCİLERİN BİLGİSİ OLMADAN MÜMKÜN DEĞİL…’
Ahmet Şık’ın soru önergesi hakkında, bankaların döviz işlemleriyle ilgili bilgi sahibi bir kaynakla konuştuk.
Kaynağın aktardıklarına göre, 200 bin doların üzerindeki işlemler söz konusu olduğunda alış-satış onayı, nakit pozisyonunu takip eden hazine birimi tarafından veriliyor. Kuru belirlerken elindeki döviz pozisyonuna bakan birim, eğer elindeki rezerv güçlü ise rekabetçi kur (düşük seviye) üzerinden satışa onay verebiliyor. Büyük hacimli işlemlerde Ziraat Bankası’nın hazineden sorumlu genel müdür yardımcısının da bilgi sahibi olması gerektiğini belirten kaynak, bahsi geçen yoğunluk ve hacimdeki işlemlerin genel merkez yöneticilerinden habersiz yapılamayacağını da sözlerine ekledi.
Buna göre, bankada bölge yöneticisi olan şahıs, düşük kurdan yüksek yoğunlukta döviz alımı için bankanın ilgili birimlerine başvurmuş, ilgili birimler de piyasadaki değerin altında bir pozisyondan satış için onay vermiş olabilir.
Satış işlemleri yapıldığı dönemde kambiyo muamele vergisinin de olmadığını hatırlatan kaynak, bu sayede kazancın çok daha yüksek olduğunu belirtti.
Yine bahse konu işlemlerin olduğu dönemde, Halk Bankası hakkındaki iddialar nedeniyle döviz alım satımında Ziraat Bankası’na yönelim olduğu, bu nedenle Ziraat Bankası’nın görece düşük kurdan satış işlemi yapabildiği bildirildi.
Kaynağımız, 2011 yılında Mustafa Şahin adlı birinin Genel Müdür Yardımcılığı görevinde de bulunduğunu aktardı.
BBDK VE ADLİ MAKAMLAR DEVREYE GİRMELİYDİ
Ekonomi alanında uzman bir başka kaynağımız ise söz konusu işlemlerin, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’ndan (TCMB) 128 milyar dolar buharlaştırılmasının küçük bir örneği olduğunu söyledi. Bilindiği gibi, çıkarılan bir kararname TCMB’nin döviz satışı Hazine aracılığıyla ve kamu bankaları üzerinden yapılmaya başlanmış ve spekülasyona açık düşük kurdan satışlar üzerinden büyük bir kamu zararı oluşmuştu.
İleri Haber ekonomi yazarı, Prof. Dr. Mustafa Özer’e göre söz konusu zarar 250 milyar TL’yi buluyor.
Oluşan kamu zararı nedeniyle mutlaka adli ve idari soruşturma başlatılması gerektiğini söyleyen ekonomi uzmanı kaynağımız, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun da devreye girmesi gerektiğini ifade etti.
İŞTE SORULAR
Ahmet Şık, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlandırılması istemiyle hazırladığı soru önergesinde şu soruları yöneltti:
"1. Ziraat Bankası İstanbul Bölge Yöneticisi olarak görev yapmakta olan Mustafa Şahin adlı şahıs emekli olduğu 2018 yılına kadar, Ziraat Bankası’nda hangi tarihlerde hangi görevlerde bulunmuştur, bugün banka ile herhangi bir bağlantısı var mıdır?
2. Bir dönem bankada Genel Müdür Yardımcılığı ve Teftiş Kurulu Başkanı olarak da çalışan M. Şahin adlı şahsın bu bankada çalıştığı süre boyunca mal beyanları dikkate alındığında, kendisi hakkında herhangi bir inceleme ya da soruşturma yapılmış mıdır?
3. M. Şahin adlı şahsın kur spekülasyonu marifeti ile aşırı zenginleşmesi ve kamu zararına neden olduğu iddiası doğru mudur? Doğru ise şahsı hakkında ne işlem yapılmıştır?
4. M. Şahin adlı şahsın Bölge Yöneticiliği yaptığı süre zarfında hızlı zenginleşmesi Banka Teftiş Kurulu ya da BDDK nezdinde herhangi bir takibata konu olmuş mudur? Takibatın safahatı ne olmuştur?
5. M. Şahin adlı şahıs banka iştiraklerinde de görev almış, bu yapılardan da maddi kazanç sağlamış mıdır?
6. Banka teftiş kurulunun ilgili şahıs ile ilgili olarak yürütmüş olduğu bilinen soruşturmaya ilişkin detaylar; tarih, kapsam, süreç, bulgular nedir? Soruşturma kapsamında işine son verilen herhangi bir banka çalışanı söz konusu mudur? Bu çalışanın işine sor verilme nedeni nedir?
7. Soruşturma raporu, kanuni rapora dönüştürülüp adli makamlara iletilmiş midir, iletilmiş ise hangi tarihlerde hani makamlara iletilmiştir? İletilmemiş ise sebepleri nedir?
8. Soruşturma neticesinde ortaya çıktığı iddia edildiği üzere, bu şahsın kur spekülasyonu yolu ile 4 bin adet döviz alım-satım işlemi gerçekleştirdiği doğru mudur? Şahsın görevini kötüye kullanarak bu işlemler ile elde ettiği paranın miktarı nedir, bu işlemler hangi tarihlerde hangi miktarlarda yapılmıştır? Bu işlemler sonucunda bankanın ya da işlemin yapıldığı şubenin uğratıldığı zarar miktarı nedir?
9. Şahsın bu işlemlerini soruşturan teftiş kurulunun o dönem üyeleri kimlerdir? Bu kimseler bugün banka ile herhangi bir ilişki içinde midir? Dönemin teftiş kurulu başkanı olan Mehmet Şükrü Taşçı ile bugün Ziraat Bankası Kredi Tahsis ve Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı olan Mehmet Şükrü Taşçı aynı kimseler midir?
10. Bu kişinin bugün Genel Müdür Yardımcısı olmasının bu tip soruşturmalarda gösterdiği “liyakat” ile ilgisi ne kadardır?
11. Soruşturmayı yürüten kurula başkanlık eden bu kişinin ve bağlı bulunduğu Yönetim Kurulu Üyelerinin, Genel Müdür ve diğer yetkililerin soruşturma üzerinde yetki ve sorumluluğu nedir? Ne ölçüde buna uygun davranmıştır ne ölçüde ihlallerde bulunmuştur?
12 Bugüne dek banka teftiş kurullarından herhangi birinin, herhangi bir soruşturma kapsamında kusurlu ya da kasıt içinde olduğuna ilişkin durumlar söz konusu olmuş mudur?
13. Banka yönetiminin bu tip soruşturmalara kayıtsız kalmasının nedenleri arasında, emsal teşkil edebilecek türde bulgulardan kaçınmak da bulunmakta mıdır?
14. Adı geçen şahsın, kendisi hakkında yürütülen bu soruşturma kapsamında 22.11.2017 tarihinde ve sonrasında bankanın hazine operasyonları hesabına peyderpey olmak üzere toplamda 2.500.000 TL göndermesi ve ardından emekli olması soruşturmanın “tatlıya bağlandığına” mı işarettir?
15.Bu para transferinin gerçekleşmesi için kimler aracı olmuş, böyle bir “uzlaşmaya” kimler taraf olmuş ve kimler soruşturmanın adli makamlara ulaşmasına, soruşturmanın derinleşmesine engel olmuş ve bu uzlaşmadan pay almıştır?
16. Banka teftiş kurulunun buna benzer şekilde son 10 yıl içinde yürüttüğü kaç işlem söz konusudur? Kaç işlem kurum içinde resmi olarak sonuçlandırılmış, kaç işlem ise adli makamlara intikal ettirilmiştir?
17. Banka teftiş kurullarının yürüttüğü soruşturmalardan kaçı sonuçsuz kalmış, kaçı anılan şekilde “tatlıya bağlanmıştır”?
18. Banka yönetiminde yer almış kişiler içinden benzer şekilde kur spekülasyonlarından kazanç sağladığı tespit edilen ve benzer şekilde bir soruşturmaya konu olmuş kimseler var mıdır? Bu kişiler kimlerdir ve hangi görevlerde bulunmuşlardır? Bu kişiler bugün hangi görevlerdedirler?
19. Banka yönetimlerinin kur spekülasyonlarından zenginleşmesine mani olması gereken ve bu tip hareketleri denetleyen ne gibi mekanizmaları vardır, bu mekanizmalarda yetki ve sorumluluk kimlerdedir?
20. Yönetimi Cumhurbaşkanlığı’nca belirlenen Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, bu gibi iddialar hakkında hangi işlevi görmektedir?"
Esenler'de skandallar bitmiyor: Tevfik Göksu'nun AKP'liye tesisi bedelsiz devrettiği ortaya çıktı!
Esenler Belediyesi’nin 11 yıl önce bedelsiz devrettiği geri dönüşüm tesisini eski AKP Esenler İlçe Yöneticisi Hüseyin Aydın’ın işlettiği ortaya çıktı.
15-07-2021 09:43

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Meclisi AKP Grup Başkan Vekili Tevfik Göksu’nun yönetimindeki Esenler Belediyesi'nde bir skandal daha gün yüzüne çıktı. Borç içindeki AKP’li Esenler Belediyesi’nin geri dönüşüm işini bedelsiz ve ihalesiz şekilde devrettiği şirketin ortağı, eski AKP ilçe yöneticisi.
Esenler Belediyesi, ilçe geneli geri dönüşüm ve ambalaj atıklarının toplaması işini, 2010 yılında eski AKP Esenler İlçe Başkan Vekili Hüseyin Aydın ve akrabalarının ortağı olduğu İstanbul Geri Dönüşüm Şirketi'ne verdi. Üstelik belediye, Sayıştay’ın tüm itirazlarına rağmen, 11 yıldır tesisi işleten AKP’li Aydın’ın şirketinden hiçbir ödeme almadı.
SAYIŞTAY DA BEDELSİZ DEVRE İTİRAZ ETTİ
BirGün'den İsmail Arı'nın haberine göre, tesisin bedelsiz şekilde devredilmesi, Sayıştay’ın da dikkatini çekmişti. Sayıştay 2019 yılı Esenler Belediyesi Denetim Raporu’nda şu ifadelere yer verildi:
“Ambalaj atıklarının toplanması, taşınması, ayrıştırılması ve depolanması hizmetlerinin bir firmaya ihalesiz ve herhangi bir bedel alınmaksızın devredildiği tespit edilmiştir. Söz konusu hizmetlerin belediye tarafından yapılmaması veya yapılamaması durumunda, ihale mevzuatına uygun olarak bedel alınarak kiraya verilmesi kamu yararına olacaktır.”
‘BELEDİYE, TESİSİ AKP’LİYE PEŞKEŞ ÇEKTİ’
Esenler Belediye Meclisi'nin CHP’li Üyesi Kemal Şahin, söz konusu tesisten bugüne dek 13 milyon lira gelir elde edebileceğini, buna karşın tesisin peşkeş çekildiğini belirtti. BirGün’e konuşan Şahin, şunları söyledi:
“Geri dönüşüm tesisinin bulunduğu bin 500'ü kapalı toplamda 4 bin metrekarelik alandan 11 yıldır kira bedeli alınmıyor. Esenler ilçesi nüfusuna emsal olan diğer ilçelerde yaptığım araştırmaya göre, bu tesislerin aylık kira bedeli 100 bin TL ve bir yıllık kira bedeli ise 1 milyon 200 bin TL. Bu tutarı da 11 yıla göre hesaplarsak, yaklaşık 13 milyon TL’nin, AKP’li eski Esenler İlçe Yöneticisi Aydın’ın şirketine peşkeş çekildiğini görüyoruz. Defalarca bu konuyu Belediye Meclisi'nde gündeme getirdim ve soru önergesi verdim. Ancak sorularımıza bir türlü cevap vermediler. Cevap vermemelerinin nedeninin, milyonlarca liralık rant olduğunu görüyoruz.”
Tesisi bedelsiz devreden belediyenin borç batağında olduğuna da dikkat çeken Şahin, “Belediyenin 313 milyon TL borcu var, her yıl bütçesini denkleştirmek için taşınmazlarını satıyor” dedi.
BELEDİYE VE ŞİRKET YETKİLİLERİ YANIT VERMEDİ
BirGün’ün cevap hakkı için açıklama talep ettiği Esenler Belediyesi yetkilileri ise konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapılmayacağını belirtti. Geri dönüşüm tesisini bedelsiz olarak işleten AKP'li Hüseyin Aydın ve şirket yetkilileri de tüm sorularımızı yanıtsız bıraktı.
