2020 fırtınasını 2021 kasırgası takip ediyor

2020 en nihayetinde, siyaset kurumunun, ana akım medyanın ve merkez bankalarının insanlığın şimdiye kadar deneyimlediği her gücü epey aşan dijital-finans kompleksinin itaatkar hakimiyet araçlarından başka bir şey olmadıklarını gözler önüne serdi.



18-02-2021 02:15

Yazar: Ernst Wolff

Çeviren: Özer Erdin

Şayet siyasete ve ana akım medyaya inanacak olursak, dünya 2021’de normale yeniden geri dönecek. Düzenlenmekte olan toplu aşılama pandemiyi bastırmaya yardımcı olacak; hepimiz eskisi gibi çalışmaya devam edeceğiz; serbestçe hareket edeceğiz ve ekonomi yüzyılın durgunluğundan sıyrılacak.

Ne var ki bu iyimser senaryo yalnızca ihtimal dışı değil, aynı zamanda imkansız. 2020 yılı insanlık tarihinde belirleyici bir dönüm noktasına yol açtı. Buna, tepesinde dünyanın en büyük IT şirketleri, varlık yöneticisi BlackRock firması ve merkez bankalarının bulunduğu dijital-finans kompleksi neden oldu.

Dünyanın büyük bir bölümüne 2000’lerin başından itibaren hakim olan bu üçlü hükümdarlık, 2020 yılında şimdiye dek akla gelmeyecek bir biçimde gücünü genişlettiği gibi 2021’de de insanlık üzerindeki mutlak kontrolü tamamen ele geçirmek için çalışacak.

Söz konusu dijital-finans kompleksinin kullandığı araç ise panik yaratmak olarak karşımıza çıkıyor. Kompleks, geçen yıl bütün insanlığı olağanüstü hale sokmak ve ajandasını saygısızca ilerletmek için pandemiyi kendine vesile etti. Bu durum, dijitalleşme ile mutlak kontrol ve paranın kısmi özelleştirilmesi biçiminde gelişim gösterdi.

2020 en nihayetinde, siyaset kurumunun, ana akım medyanın ve merkez bankalarının insanlığın şimdiye kadar deneyimlediği her gücü epey aşan dijital-finans kompleksinin itaatkar hakimiyet araçlarından başka bir şey olmadıklarını gözler önüne serdi.

Dijital-finans kompleksinin yükselişi 1990’lı yıllarda başladı. Dijital teknolojinin durdurulamaz ilerleyişi onun Apple, Microsoft, Google, Amazon ve Facebook gibi en önemli temsilcilerine nefes kesen zaferinde çok yardımcı oldu. Aynı zamanda finans sektörünün ilerleyen deregülasyonu varlık yönetimi alanında faaliyet gösteren BlackRock’u dünya çapında lider bir deve dönüştürdü.

Bu gelişimde tarihi öneme sahip kilometre taşı, ortaya çıkışından itibaren küresel finans sisteminin yalnızca merkez bankaları tarafından ayakta tutulabildiği 2007/2008 Dünya Finans Krizi oldu. ABD Merkez Bankası (Federal Reserve) ve Avrupa Merkez Bankası gibi bu merkez bankalarından en büyük ikisi milyarlarca dolarlık meblağları yalnızca yoktan var etmekle kalmadı, aynı zamanda BlackRock’un da yardımıyla bu paraların büyük bir bölümünü ultra zenginlerin cebine doldurdu.

Bu biçimde aşağıdan yukarıya istikametli servet dağılımını mümkün kılan tarihsel açıdan benzersiz bir dolaşım ortaya çıktı. Bu servet dolaşımı geçen yıl zirveye tırmandırıldı. Salgınla mücadele bahanesiyle 2020’nin başında neredeyse tüm dünya ekonomisi durma noktasına getirildi. Ardından, BlackRock'un yardımıyla, bugüne kadar görülmüş en büyük meblağlar merkez bankaları tarafından büyük yatırımcılara sözde kurtarma fonu olarak verildi.

Mevcut gelişmelere eşlik eden hasar ise şöyle: BM rakamlarına göre, gelişmekte olan ülkelerde birkaç yüz milyon insan geçim kaynaklarından mahrum bırakıldı, açlıktan ölenlerin sayısı 2020'de 130 milyondan fazla arttı.

Buna ek olarak sanayileşmiş ülkelerde sonuçları henüz belirginleşmemiş olan ekonomik zararlar oluştu. Ayrıca, pek çok küçük ve mikro işletmenin çökmesi ile orta sınıfın büyük bir kısmının ölümü, büyük şirketlerde toplu işten çıkarmalar ve bankacılık sistemini sarsacak çığ gibi büyüyen kredi temerrütleri de şimdiden öngörülebilir.

Devlet bütçeleri ise çeşitli karantina uygulamaları zarfında tüm zamanların en büyük açığını verdi. Bu yüzden kamusal hizmette toplu işten çıkartmalar gerçekleşti ve vergi artışları ile sosyal harcamaların sert düşüşü kaçınılmaz oldu.

Bu çökmeye mahkum sistemi yaşatmak için tüm işaretler, kısa bir süre içinde bankacılık sistemini mevcut haliyle sonlandırmak ve kredi yaratmayı sadece merkez bankalarının eline bırakmak için bir girişimde bulunulacağını gösteriyor.

Hepimiz için bunun anlamı şudur: Yaşam standardımızda ciddi bir düşüş ve mali durumumuz da dahil olmak üzere yaşamın tüm alanlarının tam olarak kontrol edileceği günleri hesaba katmalıyız. Ve sadece bu da değil: Tüm bu değişiklikler kesinlikle önemli bir sosyal direnişle karşılaşacağından, sorumluların zaten 2020 içinde de eşi benzeri görülmemiş bir biçimde yaptıkları gibi sahip olduğumuz seyahat özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve toplanma özgürlüğü gibi demokratik haklarımızı kesintiye uğratmaya çalışacaklarını da beklemeliyiz.

Bu nedenle 2021 hepimizi tarihi bir alternatifin önüne getirecek: Bu yıl bizi ya dijital-finans sisteminin hakim olduğu küresel bir hapishaneye kitleyecek ya da kendi belirlediğimiz bir yaşamın mücadelesini üstlenmek için bu modern kölelik biçimine karşı ayaklanacağız. Üçüncü bir yol yok.

Kaynak: Kenfm

https://kenfm.de/auf-den-sturm-2020-folgt-der-orkan-2021-von-ernst-wolff/