19’uncu yüzyıla dönüş: Yunanistan’da işçi sınıfına saldırılar devam ediyor!

19’uncu yüzyıla dönüş: Yunanistan’da işçi sınıfına saldırılar devam ediyor!

Yazar: Antonis Ntavanellos

Çeviren: Oğuzcan Balyemez

“19’uncu yüzyıla hoş geldiniz!”. Liberal-sol eğilimli Efimerida ton Syntakton gazetesi, Yunanistan Çalışma Bakanı Kostis Hatzidakis’in ‘korkunç’ yasa tasarısını onaylamasını bu cümleyle karşılıyordu. Söz konusu yasa tasarısı, 2020 krizi ve pandemi sonrası Yunanistan’ın yeni çalışma biçimlerini ve günümüz ‘fırsatlarını’ yakalamasını sağlayacak bir ‘reform’ olarak sunulmuştu.

Gazetenin manşeti doğru bir bakış açısı sunuyordu. Yeni çalışma yasası günde 8 saat ve haftada 5 gün olan eski çalışma biçimini kaldırıyordu. Haftalık 40 saatin üzerinde çalışanlara verilen mesai ücretleri, işverenlerin yükümlülüğünden kaldırılıyordu. Mesai ücretleri yerine, işverenlerin ‘keyfine’ kalmış şekilde ‘telafi izinleri’ verileceği vaat ediliyordu. Bu da büyük olasılıkla iş yükünün azaldığı dönemlere denk gelecekti.

Söz konusu esnek “çalışma süresi düzenlemeleri”, ilk kez Sosyal Demokratlar tarafından ‘küreselleşmenin’ bayrağı altında partilerinin ve sendikalarının dejenere olduğu dönemde Anayasaya sokuldu. 1990’ların başında Teselya ve Batı Makedonya’da krizden etkilenen marjinal sektörler bu esnekleşmeden nasibini aldı. Ancak bu girişimler başarısızlıkla sonuçlandı. Bu durumun, olarak kalması gerekiyordu. Fakat bugün, Kiryakos Miçotakis hükümeti, bu esnekleşmeye dayalı liberal düzenlemeleri tüm işçi sınıfı üzerine yaymaya çalışıyor. Yeni yasaya göre, ağır işlerde çalışanlar dahil tüm işçilerin yıllık 150 saat fazla çalışması yasalaşıyor. Hem de herhangi bir ek ücret almadan!

Düzenlemelerin en kötü yanı ise işçilerin, çalışma süresi ve ücretler konusunda kolektif bir söz söyleme olasılığını ortadan kaldırması. Bu durum, sendikaları devre dışı bırakarak tamamıyla işçi ve işveren arasındaki “bireysel sözleşmeler” ile gerçekleşecek. Söz konusu yeni düzenleme, Yunanistan’daki 2010-11 krizinden sonra gelen kemer sıkma politikaları sırasında hâlihazırda içleri boşaltılan toplu sözleşmelerin etkinliğine ve meşruluğuna indirilecek son darbe olabilir.

Miçotakis hükümeti, yeni düzenlemelerin işçi direnişleriyle karşılanacağını bildiği için yeni çalışma yasasında, sendikaların yasal grev ilan etme hakkını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir dizi kararı da hayata geçiriyor. Bundan böyle sendikalar Çalışma Bakanlığı ve işveren örgütlerinin kullanımına sunulacak dijital bir “üyelik kaydı” tutmak zorunda olacak. Grev ilan edebilmek için sendikaların, sadece sendika üyeleri olmamakla birlikte tüm personelin yüzde 50’sinin bir fazlasının onayını alması gerekecek. Herhangi bir mahkeme, belirli bir sendika grevinin yasa dışı olduğuna karar verirse, başka bir sendika kuruluşu tarafından söz konusu grev yeniden ilan edilemeyecek. Sağlık, eğitim, ulaşım, enerji gibi kamu kurumlarının kritik sektörlerinde bir grev olması durumundaysa, çalışanların yüzde 35’i “vatandaşlık sorumluluğu” altında çalışmaya devam edecek.

Söz konusu yasa, işçi düşmanı bir yasa olarak tarihe geçiyor. Hâkimler ve Hukukçular Birliği ile Parlamento’nun “uzmanlar komitesi” dahi yasanın, ‘grev’ eylemini yasal bir hak olarak tanımlayan ve işçi haklarını demokratik siyasi ilkelerle birleştirerek sendikal özgürlükleri kurumsallaştıran 1974 Anayasası maddelerini ihlal ettiğine karar verdi. Buna rağmen yasa tasarısı, Yeni Demokrasi’nin 158 milletvekiliyle birlikte meclis çoğunluğu sağlanarak kabul edildi.

Gerçekte bu siyasi paradigma, acımasız memorandumlar döneminde Yunanistan’da şekillenmeye başlayan bir geleneğe dayanıyor. Halk çalışmıyor tarzı propaganda söylemlerinin aksine Yunanistan’da işçi sınıfı, Avrupa Birliği’ne üye diğer ülkelerden ve dünya üzerindeki birçok ülkeden daha fazla çalışmaya zorlanıyor. 2019 OECD verilerine göre Yunanistan’da ortalama çalışma süresi yılda 1950 saati buluyor. Bu ise Kore ve Meksika’dan daha düşük olmakla birlikte yılda 1386 saat çalışılan Almanya’dan çok daha yüksek. Ayrıca bu çok çalışmanın karşılığında 2008-2019 yılları arasında geçmişe nazaran yüzde 30 oranında daha az maaş alındı. 2008 yılında ortalama ücretler 1300 Euro civarındayken 2019 yılında 950 Euroya geriledi. Bu çöküş, asgari ücretin düşürülmesinin ve üstüne tüm ücretlerin asgari ücrete düşürülmesi için yapılan baskının bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor.

Yunan burjuvazisi, kriz esnasında kayıp yaşadıklarını, küresel rekabette aşağı doğru ivmelendiklerini ve hâlâ borç ‘tuzağı’ ile karşı karşıya olduklarının farkında. Bununla birlikte aynı Yunan burjuvazisi, pandemi sonrası potansiyel bir büyüme döneminin ‘fırsatını’ yakalamak için, işçi sınıfının sömürü oranını artırması gerektiğini ve daha az ücrete daha fazla iş talep etmesi gerektiğinin de farkında.

Miçotakis hükümetinin aleni bir şekilde yapmaya çalıştığı şey de tam olarak bu. Kostis Hatzidakis’in yeni çalışma yasası, tek ‘karşı reform’ olarak kalmayacak. Kamu emekliği ve sosyal güvenlik sisteminin özelleştirilmesinin yanında, kamu amacı güden her şeyin özelleştirilmesi için de planlar hazırlanıyor.

Söz konusu siyasi paradigma bazı kritik süreçlerden geçti. 1974'te, partinin kurucusu Konstantinos Karamanlis'in "geleneği" ile özdeşleşen altı tanınmış sağ siyasetçi, ‘Albaylar Cuntası’nı takip eden yıllarda, "Yeni Demokrasi politikalarını tanımlayan sosyal liberalizm ilkeleriyle” anlaşmazlıkları olduğunu deklare etti.

Gerçekte söylemek istedikleri şey, göreceli istikrar ve sürdürülebilir finans kapasitesi sağlanırken Miçotakis’in söz konusu paradigmayı empoze edeceğinden şüphe duymalarıydı. Ancak sağ cenahtan ciddi tepkiler beklemek saflık olur. Parlamentoda, Yeni Demokrasi milletvekilleri blok olarak iş yasası lehine oy kullandılar.

Miçotakis'in hükümeti kolay bir rakip değil. Egemen medyadan gelen haberlerin de gösterdiği gibi, yeni çalışma yasası konusunda egemen sınıftan aldığı destek evrensel. Alexis Çipras’ın danışmanlarından ikisi Antonis Liakos ve Myrsini Zorba yakın tarihli yazılarında şu ifadeleri kullanıyorlar:

“Miçotakis hükümeti güçsüz bir hükümet değil. Arzularımızı gerçeklerle bir tutmayacağız. On yıllık krizin ertesinde, Yunan burjuvazisi yeniden bir araya geliyor ve bu durum mevcut hükümetin diğer aktörlerle yeni bir açılım yapma hazırlığını gösteriyor. Söz konusu açılımı, çeşitli siyasi akımların basit bir takviyesi olarak değil, toplumsal ittifaklar, kitle iletişim araçları ve hepsinden öte çeşitli sosyal kesimlerle ittifak halinde oluşturulan lider bir blok stratejisi olarak algılamalıyız... Radikalizm yalnızca solun ayrıcalığı değil. Sağcı radikalizm, hukukun üstünlüğünü ihlal edecek kadar ileri giderek güçlü ve kararlı olduğunu kanıtlıyor.”

Teşhisleri doğru olmakla birlikte komik. Komik olan şu; bu olgu karşısında önerdikleri yöntem, geçmişteki sol radikalizmin tüm “yüklerinden” kurtularak, ulusal bir strateji benimseyerek buna daha da büyük bir uyum sağlamak ve hatta ‘sol’u geçmişte kilitli tutan “parti” kavramından kurtarmak.

İşin trajik kısmı ise, söz konusu görüşlerin aslında SYRIZA liderliğinde baskın olması. Parlamento dışında SYRIZA, yeni çalışma yasasını açıkça reddetmeye yönelik muhalif bir bakış açısı tutundu. Ancak parlamentoda, Alexis Çipras'ın partisi, Komünist Parti gibi çalışma yasasını tamamen reddetmek yerine bu son derece gerici yasanın “iyi ve kötü yönlerini ayırt eden” bir yöntem tercih ederek yasanın birkaç maddesi (55’i!) lehinde oy kullandı. Bana göre Aleksis Çipras’ın egemen sınıfa açık mesajı, tabanının isteklerine rağmen “SYRIZA'nın, aşırı uçlar karşısında bile ilişkilerini ‘koparmayacak’, ‘sorumlu’ bir parti imajı” çizeceğiydi.

Sokakların tepkisi sert oldu. Yeni çalışma yasası, uzun zaman sonra Yunanistan’da bir genel grev örgütleme fırsatı sundu. Bunun basit ya da kolay olmayacağını hepimiz biliyorduk. Süregelen pandemi koşullarının, grevi ilan eden ancak grevi baltalamak için herşeyi yapan sendika bürokrasisinin, günlük yaşamda ve iş yerlerinde çalışanlar üzerindeki olumsuz koşulların hepsi sınırlayıcı faktörlerdi. Ancak sonuç, beklenenden daha iyiydi. Gerçekleşen çok sayıda protesto, öfkeyi dile getirdi. “Solcu halk”, protestolara katılanların büyük kısmını teşkil etti. Bunların arasında Komünist Parti, anti-kapitalist sol ve uzun zamandan beri ilk kez SYRIZA’nın bir bölümü vardı. Bu bileşim, yeni çalışma yasasını alaşağı etmek için gerekli olan işçi sınıfı katılımından hâlâ çok uzak. Ancak yine de küçümsenmemelidir. Yunanistan’daki direniş hareketlerine aşina olan herkes bilir, büyük bir ayaklanmayı hedefleyenlerin başarıya olan yürüyüşleri için yol uzundur.

Yeni çalışma yasası artık bir gerçeklik. Örgütlü hareket eden önemli bir kesim bu yasaya pratikte direnmeye devam ediyor. Tüm medya propagandalarına rağmen anketler, göstericilerin haklı olduğuna inanan bir toplumsal çoğunluğu ortaya koyuyor. Bazı sektörlerde ise bu çoğunluğun oranı yüzde 65’lere çıkıyor. Çoğunluk, bu ‘karşı reformun’ alaşağı edilmesini umuyor. Bu “hesaplaşma” Yunanistan'ın önümüzdeki toplumsal gelişimi için belirleyici olacaktır. Bana göre aynı zamanda bu ‘hesaplaşma’, SYRIZA’nın benimsediği parlamenter manevralar ve sosyal demokrat uyumun aksine politik çerçeveyi de belirleyecektir.

Kaynak: Alencontre

 

 

 

DAHA FAZLA