Uzmanlar çöken binalarla alarm veren tehdidi anlattı: 99 depreminden 100 kat risk altındayız

Çöken binaların nedenlerini masaya yatırdığımız uzmanlar, rant için kanunların değiştirildiğine dikkat çekerek, mevcut yapılaşma şekliyle kentin 99 depreminden 100 kat fazla risk altında olduğu uyarısını yaptı. Meslek odaları ve kamu denetiminin kaldırılmasının kaçınılmaz felakete sürüklediğini dile getiren TMMOB’lu ve TMMM’li uzmanlar, ciddiye alınması uyarısı yaptığı kent ve ekoloji mücadelesinin aslında ‘yaşam mücadelesi’ olduğunun altını çizdi.



31-07-2018 12:29

İzel Sezer / @izelsezer

Çarpık kentleşme, rant odaklı yanlış yapılaşma politikaları tabiri caizse şehrimizin de yaşamımızın da altını oyuyor.

Yalnızca bir hafta içinde İstanbul'da 4 yapı çökmesi vakası yaşandı. Geçtiğimiz günlerde Sancaktepe'deki bir okulda ve Beyoğlu Sütlüce'deki bir binada çökme gerçekleşmiş, dün ise Ümraniye'de bir inşaatın istinat duvarı çökmüştü. Yine Sancaktepe'deki bir bina ise çökme riskine karşı boşaltılmıştı.

Yapılardaki çökmenin nedenlerini, imar affının şehre etkisini ve olası bir deprem durumunda karşı karşıya kalınacak durumları Yüksek Mimar Mücella Yapıcı, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Başkanı Esin Köymen ve Toplumcu Mühendisler ve Mimarlar Meclisi'nden (TMMM) Mimar Deniz Öztürk İleri Haber'e anlattı.

RANT İÇİN KANUNLAR VE YÖNETMELİKLER DEĞİŞTİRİLDİ

Günlerdir ülkenin gündemine oturan binalardaki çökmelerin nedenini İleri Haber'e değerlendiren Mücella Yapıcı, "Son günlerde bu kadar çok binanın yıkılmasına neden olan problemlerin ilki cehalet, ikincisi aç gözlülük, bir diğeri de bilime ve tekniğe inanmamak. Özellikle son 10-15 yıldır Türkiye'de inanılmaz bir kentsel rant çılgınlığı var ve bu noktada da bütün kanunlar ve yönetmelikler değiştirildi” dedi.

“Artık parsel tamamında inşaata izin veriliyor, halbuki normalde parselde taban alanı kat sayısı dediğimiz bir geçirimsizlik kat sayısı vardır ve o terk edildi” diyen Yapıcı, taban alanı kat sayısı olarak sadece binanın oturduğu sınırların ele alındığını fakat bodrum katlarının ise serbest bırakıldığını kaydetti.

Yapıcı, “Bu o kadar önemli bir hata ki, önce ciddi bir şekilde kentsel toprak kaybına neden oldu, yağan yağmur sürekli akışa geçtiği için kent sellerine neden oldu" dedi.

'1999 DEPREMİNDEN 100 KAT DAHA FAZLA RİSK ALTINDAYIZ'

Olası bir deprem durumunda yaşanacaklara dikkat çeken Yapıcı’nın uyarıları durumun vahametini gözler önüne seriyor:

“1999 depreminde var olan risk İstanbul için 1 birim ise, şu anda bu risk neredeyse 100 birime katlandı. Aslında burada hiçbir önlem alınmadığı gibi risk çok fazla arttı. Bırakın depremin binalara verdiği zararı, biz şu anda o kadar korkunç bir yapılaşma içindeyiz ki şehri terk edemeyeceğiz. Toplanma alanımız bile yok. O noktada gerçekten çılgınca bir arazi rantından faydalanma meselesi var ve burada ciddi bir akıl tutulması var" dedi.

'FELAKET SON KAÇINILMAZ'

Sözlerine "Denetim olmadığı ve bu tür inşaatlar ehliyetsiz kişilerin elinde olduğu için, aynı zamanda da meslek odalarının denetimi kaldırıldığı için felaket son kaçınılmaz" diyerek devam eden Yapıcı şu eki yaparak sözlerini tamamladı:

“Biz bu yönetmelik çıktığından beri yönetmeliğin bu maddesini defalarca kez dava ettik. Sürekli bu konuda kent raporları yazılıyor. Artık biraz eğimli arazilerde yağmur varsa, toprak gevşekse ve doğru düzgün tedbir alınmıyorsa bu kaçınılmaz bir son. Bu çökmelerde can kaybının olmaması çok büyük tesadüf. Özellikle Haliç gibi eğimli arazilerde imar planlarının gözden geçirilmesi lazım, hem de derhal imar yönetmeliklerinin değiştirilmesi lazım.”

‘ÇÖKEN BİNALARIN ARTMA RİSKİ ÇOK YÜKSEK’

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Başkanı Esin Köymen de, imar affının çöken binaların artışında çok büyük bir etken olduğuna vurgu yaptı. Köymen "İmar affıyla binaların sağlam olup olmadığına, tehlike arz edip etmediğine bakılmadan 'parayı veren imar affından faydalanıyor' gibi bir durum da var. Dolayısıyla bu tür çöken binaların sayısının artma riski çok yüksek. Özellikle yağmur yağdığı zaman toprak bollaşıyor, o zaman istinat duvarlarının gerçekten mühendislik hizmetine göre yapılıp yapılmadığı çok kritik öneme sahip oluyor. Mühendislik hizmeti almamış, kaçak yapılarda derin hafriyat alındığında tehlikeyi kendi kendimize çağırmış oluyoruz" dedi.

'BİR BİNA YAPMAK BİLİMSEL BİR ÇALIŞMADIR'

"Burada denetimsizlikle ilgili bir sorun var" diyen Köymen şöyle devam ediyor: "Bir bina yapmak bilimsel bir çalışmadır, mimarlık ve mühendislik hizmeti alınarak yapılması gerekmektedir. Bunlara imar affında 'parasını ödedikleri sürece yapıların kaçak olduğuna bakmam, hiçbir kontrol istemiyorum' şeklinde bakılırsa yıkılmalara davet çıkarılmış olur. Bu kadar binanın arka arkaya yıkılması tesadüf müdür? Denetimden ne kadar kaçılırsa faciaya o kadar kapı açılır" ifadelerini kullandı.

İLK YAPILMASI GEREKEN ŞEY

Deprem olduğu takdirde facianın geleceği uyarısında bulunan Köymen, "Çöken binalara ve hafriyat çöküntülerine baktığımızda bunlar yağmurda toprağın bollaşmasıyla meydana geliyor. Bir de buna depremin sarsıntılarını ve titreşim ivmelerini katarsak olası bir deprem durumunda facianın geleceğini söyleyebiliriz" şeklinde konuştu. Köymen, “Dolayısıyla asıl ilk elden yapılması gereken şey imar affından bir an önce vazgeçmektir" ifadeleriyle sözlerini noktaladı.

KAMUSAL DENETİMİN DIŞINA ATILAN YAPI TEHLİKELİ

Yapı denetiminin kamusal denetimin dışına atılmaması gerektiğine dikkat çeken TMMM’den Deniz Öztürk ise denetimin kamusal niteliğinin önemine vurgu yaptı. “Yapı denetiminin kamusal denetim mekanizmalarının dışına atılması, insanların yaşamını direkt tehdit etmekte. Kentlerimiz koskoca şantiyeler ve yaşayanlar için tehlikeli mekanlar haline geldi” diye konuşan Öztürk, şu parantezi açtı: “Mal sahibi beyanına dayanarak imar affı ile ruhsat sahibi olmak, yapıyı güvenli hale getirmez ve mühendislik bilgisi, uygulaması olmadan yapının güvenliğinden söz edilemez" ifadelerini kullandı.

'KENT VE EKOLOJİ MÜCADELESİ ASLINDA YAŞAM MÜCADELESİDİR’

Öztürk, "En temel insan hakkı olan barınma hakkı; eşit ve bilimsel olarak sağlanmalıdır" vurgusu yaptı. "Diğer taraftan da afet yönetimi olmayan, her yağmurda su baskınlarıyla, toprak kaymasıyla boğuşan kentlerimizde mühendislik bilgisinin yaşamsal önemi görülmeli” diyen Öztürk, kent ve ekoloji mücadelesinin de aslında bir yaşam mücadelesi anlamına geldiğinin anlaşılması gerektiğinin altını çizerek sözlerini bitirdi.