14 Ekim notları: Saha değişiyor, Saray’ın eli zayıflıyor

'Bugün ne oldu?' köşemizde her gün Editör yorumuyla günün öne çıkan başlıklarını hatırlatıyoruz. Bugün gündemde TSK’nin, “Barış Pınarı Harekâtı” adı verilen operasyonunun yansımaları ağırlık kazanıyor.



14-10-2019 16:15

İleri Haber

SURİYE HAREKATI 6. GÜNÜNDE

AKP’nin daha çok yerel seçimler sonrasında iç politikada yaşadığı sıkışmayı aşma motivasyonuyla başlattığı operasyon, bölgedeki dengeleri değiştiren veya olası gelişmelere ivme kazandıran bir niteliğe büründü. 

Tayyip Erdoğan’ın motivasyonu “Millet İttifakı’nın zayıflaması, parçalanması çok çok önemli” sözlerinin de ele verdiği gibi iç politika kaynaklı olsa da, harekâtın Suriye’de fiili bir bölünme hedefiyle sürdürüldüğünü biliyoruz. Erdoğan planını Birleşmiş Milletler kürsüsünden de açıkça dile getirmişti. 

Bölgeye ilişkin tek planın Ankara tarafından yapılmadığını da biliyoruz. Bu bakımdan dün ve bugün, operasyona ilişkin çok önemli gelişmeler yaşandığına tanıklık ettik. Bunlardan bir tanesi, ABD’nin, Türkiye’nin ve Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) olası hamlelerini gerekçe göstererek Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini tamamen çekeceği yönündeki açıklaması oldu. Bunun hemen ardından DSG ile Şam arasında Rusya arabuluculuğunda gerçekeleşen görüşmelerle Menbiç ve Kobani’ye ve nihayet sınır bölgesine Suriye ordusunun girmesi konusunda anlaşmaya varıldığı bildirildi. Bu çerçevede Suriye ordusu ilk aşamada Menbiç’e girmiş oldu. SDG-Şam anlaşmasının, basına yansıyan kimi detaylarını haberimizde bulabilirsiniz. 

ABD’nin, açıkladığı gibi Suriye’nin kuzeyinden çıkması halinde Ankara’nın bu ülkedeki askeri varlığının meşruiyetinin bir hayli zayıflayacağı bir gerçek. Zira, ABD, çok sınırlı bir askeri varlıkla Suriye’de bulunurken, Şam’ın topraklarında istemediği tek yabancı askeri güç Türkiye olarak kalmış olacak. 

Bu tabloda, Rusya’nın ve Suriye hükümetinin bu ay sonunda yapılması planlanan Suriye anayasa komitesi toplantısına elleri daha güçlü girmeyi hedefledikleri, “Kürt kartını” ise kendi ellerine almak istedikleri anlaşılıyor. ABD ise aileleriyle birlikte yaklaşık 11 bin kişilik bir IŞİD nüfusunun sorumluluğunu ve Suriye’de zayıflamış varlığıyla kolay halledemeyeceği “Şam’ı istikrarsızlaştırma” hedefini başka bir müttefike aktarma hesabında. Türkiye’nin Suriye’deki varlığının nasıl devam edeceği sorusuna ise şöyle yanıt verilebilir: Rusya’nın, NATO’nun parçası olan Türkiye’yle kurduğu ticari ve askeri ilişkileri bir anda çöpe atmayı tercih etmeyeceğini, süreci mümkün olduğunca kontrol altında ve orta vadeye yayarak çözmek isteyeceğini öngörmek mümkün. Zira, Moskova yönetimi, Batı ile ilişkilerinde zayıf halka olarak Türkiye’yi görmüş ve kolay kolay bu kozunu elden bırakmak istemeyecektir. Öte yandan, İran’ın ise sürekli olarak Türkiye’nin Suriye’den çıkması için basınç uygulayacağını söyleyebiliriz.

Görünen o ki, cihatçı çetelere hamilik yaparak oynamaya çalıştığı oyunda Saray iktidarının eli zayıflıyor. Ve maalesef, bu kanlı oyunun kaybedenleri bir süre daha, Türkiye’nin ve Suriye’nin yoksul emekçileri olmaya devam ediyor. 

İLGİLİ HABER | Suriye harekâtında 6. gün: Suriye ordusu sınıra yaklaşmaya başladı

HAREKATA KARŞI OLANLARA YÖNELİK BASKILAR SÜRÜYOR

Öte yandan tüm bunlar yaşanırken, Saray Rejimi'nin yurt içinde harekata karşı olanlara yönelik baskısı da sürüyor. CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu hakkında, harekata yönelik sosyal medya paylaşımları nedeniyle soruşturma başlatıldı.

İLGİLİ HABER | Sezgin Tanrıkulu hakkında soruşturma başlatıldı

ÇAVUŞOĞLU 'KİMSENİN GÜCÜ YOK' DEDİ AMA...

ABD ve Avrupa Birliği’nde (AB) “sınırları aşması halinde” Ankara’ya uygulanması planlanan yaptırımlara ilişkin tartışmalar hararetlendi. Dün ABD Savunma ve Hazine Bakanları Türkiye’ye yaptırımlar konusunda yeni açıklamalar yaptı. Yaptırımlar konusunun bu ay yapılacak AB liderler zirvesinde de ele alınması bekleniyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “hiçbir ülkenin Türkiye ekonomisini felakete uğratma gücünün olmadığını” iddia etse de yalnızca Rahip Brunson olayı dahi ülke ekonomisinin ne kadar kırılganlığa ve müdahaleye açık bir tablo sunduğunu bize gösteriyor. 

İLGİLİ HABER | Çavuşoğlu: Hiçbir ülkenin Türkiye ekonomisini felakete uğratma gücü yok

ALAMOS GOLD'UN FAALİYETLERİ ASKIYA ALINDI

Kazdağları’nda iktidar Kanadalı şirket Alamos Gold tarafından sürdürülen doğa katliamına karşı mücadele devam ederken, bugün dikkat çekici bir gelişme yaşandı. Alamos Gold şirketinin dün sona eren ruhsatı yenilenmezken, şirket, Kirazlı projesindeki tüm inşaat faaliyetlerini askıya aldığını duyurdu. Çevre mücadelesi verenler açısından henüz “zafer” anlamına gelen bir gelişme değil bu. Zira, ruhsat için hükümetle görüşmelerin sürdüğü bildirildi. Doğu Biga Madencilik'in sosyal medya hesabı üzerinden yapılan paylaşımla da Kirazlı Altın Madeni Projesi'nin 2021 yılında faaliyete geçeceği iddia edildi. Gelişmeleri takip etmeye ve Kazdağları için verilen mücadelenin sesi olmaya devam edeceğiz. 

İLGİLİ HABER | Kaz Dağları'nda doğa katliamına sebep olan Alamos Gold'un inşaat faaliyetleri askıya alındı

SENDİKA 'AĞASI'NIN PİŞKİNLİĞİ

Günün en çarpıcı haberlerinden biri ise tek adam iktidarında AKP’nin “işçi kollarına” dönüşen kimi sendikalarla ilgili. Hak-İş Genel Başkan Yardımcısı ve Özçelik-İş Sendikası Başkanı Yunus Değirmenci’ye “sendika” kaynaklarıyla 1.3 milyon TL'ye lüks araç satın alındığı duyuruldu. Sözcü’nün ulaştığı Değirmenci, aracın sendika menfaatlerine daha uygun olduğunu söyledi. Türkiye’de emekçi halkın en ağır ekonomik yıkımlardan birini yaşadığı bir dönemde ibretlik olan bu haber, işçilerin yandaş “sendika ağalarından” kurtulması için verecekleri mücadelenin önemini de bir kez daha gösteriyor. 

İLGİLİ HABER | 1.3 milyon TL'ye lüks araç alan sendika başkanı: Kampanya varmış