12 Mart’ın tanığı Tuncay Çelen: Bütün oyunlara karşı tek yumruk olmak zorundayız

TİP Ankara İl Yöneticisi ve 12 Mart darbesinin tanıklarından Tuncay Çelen, darbe mekanizmalarının ortadan kalkması için birlikte mücadele edilmesi gerektiğini söyledi ve “Bütün oyunlara karşı tek yumruk olmak zorundayız” dedi.



11-03-2020 13:36

Üzerinden tam 49 yıl geçen 12 Mart 1971 darbesinin yarattığı tahribat giderilmediği gibi farklı darbe süreçleriyle sürdürülüyor.

Asker komuta zinciri içerisinde gerçekleştirilen darbe sürecinde dönemin Başbakanı Süleyman Demirel istifa ederken, Türkiye, temel hak ve özgürlüklere önemli kısıtlamalar getirilecek "Ara rejim" dönemine girilmişti.

Kurulan sıkıyönetim askeri mahkemelerinde, o dönemdeki TCK’nin idamı da içeren 146'ncı maddesi ve yine ağır cezalar içeren 141/142' inci maddeleriyle suçlanarak toplumun büyük bir bölümü yargılanmıştı.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri komutanı Muhsin Batur'un imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra vererek hükûmetin istifaya zorlandığı askeri darbe Türkiye’de başarıya ulaşmış önemli darbelerden biri olarak kabul ediliyor.

68 KUŞAĞININ YÜKSELİŞİNE KARŞI DARBE

Darbe 68 kuşağının dünya genelinde yükselişe geçtiği ve Türkiye’de devrimci dinamiğin filizlendiği bir dönemde gerçekleşti. Darbe asıl amacının sol ve sosyalist yükselişe dizginlemeye çalışan ilk darbe olarak tarihi kayıtlara geçti.

Darbe sonrası süreçte 3 Fidan olarak tarihe yazılan THKO önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan idam edilecekti. İdamı durdurmak isteyen THKPC önderi Mahir Çayan ve arkadaşları Kızıldere’de öldürülecek, bir yıl sonra ise TİKKO önderi İbrahim Kaypakkaya işkencede katledilecekti.

Darbe sonucunda 68 kuşağının sürdürücüsü Dev Genç’in öncü kadrolarını ölüm ve tutuklamalarla tasfiye edildi. Bu açıdan 12 Mart darbesi, Latin Amerika’da sol ve sosyalist yapılara yönelik darbelerle benzeştirildi ve aynı işlevi gördü.

Yine darbe Ortadoğu’da Baas rejimlerinin askeri darbelere iş başına geldiği önemli bir dönemeçte gerçekleşti. Darbe sonrası süreç aynı zamanda Kürt hareketlerinin yeniden kimlik arayışlarının olduğu dönemlere denk geldi.

‘TEK TEK BİZİ ÖLDÜRMEYE ÇALIŞTILAR’

12 Mart darbesinden önce 9 Mart’ta sol düşünceye sahip bazı askerlerin darbe gerçekleştirme eğiliminde oldukları ileri sürülmüş ve darbeye zemin hazırlanmıştı. Aynı zamanda darbeyi gerçekleştirmek için tıpkı 12 Eylül darbesi öncesinde “sağ-sol çatışması” gerekçe gösterildi.

Kanlı Pazar olarak tarihe geçen Beyazıt Üniversitesine yönelik saldırılar gerçekleştirildi. 16 Şubat 1969 tarihinde İstanbul Beyazıt meydanında ABD'nin 6’ıncı Filo'sunu protesto etmek için 76 gençlik örgütünün saldırısına çoğu üyesinin şimdi AKP yöneticisi olduğu Komünizmle Mücadele Derneği üyeleri tarafından gerçekleştirilen saldırıda iki öğrenci hayatını kaybetti.

Mezopotamya Ajansı’ndan Emrullah Acar’a konuşan 12 Mart darbesinin tanıklarından Türkiye İşçi Partisi (TİP) Ankara İl Yöneticisi Tuncay Çelen, “O dönemde dini iktidarların çıkarları için kullanmaya başlandı. Fethullah Gülen’le birlikte kominizim ile mücadele dernekleri kurmaya başladılar. O dönem sosyalist öğrencilere karşı örgütlenenler arasında Fettullah Gülen ile hareket edip çıkarları çatıştığı için ayrılan bugünkü iktidar mensupları vardı. Tek tek bizi öldürmeye başladılar” dedi.

‘FAŞİZMİN GERİLEDİĞİ, SOLUN YÜKSELDİĞİ BİR DÖNEMDİ’

Darbe döneminde Türkiye'de sosyalist bir hava hâkim olduğuna değinen Çelen, şunları söyledi: “Rüzgar soldan esiyordu. Faşizm ve emperyalizmin gerilediği solun yükseldiği bir hava dönemdi. Üniversitelerde de bu hava hissediliyordu, okullarda kendi sorunlarımızı tartışmaya başladık, sonra Türkiye’nin sorunlarını konuştuk. Biz tartışıp biz dinliyorduk, sonra karar verdik; bu sorunları halka anlatacaktık. O dönemde ABD, Vietnam işgalinin yaşandığı bir dönemdi, şimdi biz nasıl ne işimiz var Suriye’de diyorsak o dönemde de dünya genliği ABD için aynı şeyi söylüyordu. O ortamda 68 dünya gençliğinin dillinden devrim sloganları eksilmiyordu. Biz de devrim arıyorduk. Çünkü Türkiye bağımlıydı, ABD emperyalizmi bizi sömürüyordu, Kürt halkı eziliyordu, insanlar ayrıma tutuluyordu ve bunların hepsine karşı çıktık, mücadele ettik.”

’68 KUŞAĞI KİTLESELLEŞMEYE BAŞLAMIŞTI’

Sol görüşlü öğrencilere saldırıların artmasından kaynaklı Fikir Kulüpleri Federasyonu’nu (FKF) kurduklarını belirten Çelen, nefsi müdafaa olarak silahlanmaya başladıklarının söyledi. Çelen, “68 kuşağı gençlik olayı olmaktan çıktı, kitleselleşmeye başladı. Nerede bir sorun varsa halk bizimle bağlantı kurmaya başlayıp sorunlarını bize anlatmaya başladı. Topraksız köylülerin mücadelesine katıldık, Türkiye’nin her tarafında sadece gençler değil hakkı gasp edilen herkes örgütlenmeye başladı. Bu iktidarı korkuttu” diye anlattı.

‘BİZİ YOK EDEMEDİLER’

 Türkiye halklarının ortak mücadelesine vurgu yapan Çelen, “12 Mart’ta bizi yok edemediler, sonrasında daha ciddi bir şekilde örgütlendik ve daha da kitleselleştik, mücadele ettik. Bunun üzerine daha korkunç bir darbe geldi, 12 Eylül. Hem Kürt arkadaşlara hem de bize çok ciddi işkenceler yapıldı. Ben ikisini yaşayan biri olarak aradaki farkı şu şekilde söyleyebilirim; 12 Mart’ta bize insanlar işkence ediyordu, 12 Eylül’de robotlar artık işkence etmeye başladı. Amerika ajanlarının yetiştirdiği adamlar işkence yapıyorlardı” diye konuştu.

‘BİRLİKTE MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ’

Çelen, Türkiye’de darbe mekanizmalarının ortadan kalkması için herkesin ayrım gözetmeksizin birlikte mücadele etmesi gerektiğinin altını çizerek, “Türkiye’nin kurtuluşu tüm emekçilerin Kürdü, Türkü, Alevisi, Sünnisi ile birlikte mücadele etmesiyle olur. Bizim bunu örgütlememiz lazım, ayrı gayrı olmaz. İktidarın hiçbir sözüne inanmamak lazım. Bütün oyunlara karşı tek yumruk olmak zorundayız” dedi