1 Mayıs'a giderken: İşçi sınıfını anlatan 20 film

1 Mayıs İşçi Bayramı'na sayılı günler kalmışken işçi ve emek temalı filmleri İleri Haber okurları için listeledik.



28-04-2020 11:28

İleri Haber

Sevgili İleri Haber okurları, emeğin her geçen gün değersizleştirildiği günümüz kapitalizm koşullarında; bizlere emeğin değerini hatırlatmak, işçilerin sesi olmak isteyen yönetmenler ve oyuncular da her zaman var oldu. 1 Mayıs İşçi Bayramı vesilesiyle sizlere önerdiğimiz işçi ve emek temalı filmleri listeledik. Keyifle izlemeniz dileğiyle.

MADEN (1978) – YAVUZ ÖZKAN

Maden, 1978 Türkiye yapımı politik dram türünde bir sinema filmidir. Filmin yönetmenliğini yapan Yavuz Özkan senaryosunu da kaleme almıştır. Film "işçiler birleşin" sloganıyla biter.

Film bir maden ocağında bir devrimciyi ve işçilerle olan hikâyesini anlatmakta. İlyas (Cüneyt Arkın) maden ocağındaki sahip oldukları kötü koşullarla daha fazla çalışmak istemediklerini bütün işçilere anlatmaya çalışan bir devrimcidir. Bu çabaları sonuç verir ve Nurettin (Tarık Akan) ve arkadaşlarını sarı sendikanın etkisinden kurtarır. O sıralarda göçük altında kalan işçilerin bunda etkisi büyüktür. İşçilerin huzursuzluğunu yatıştırmak için maden sahibi şehre lunapark getirir. Bu olumsuz durumu aşmak ve çalışma koşullarının düzeltilmesi için İlyas ve Nurettin bir imza kampanyası düzenlerler. Bu faaliyetleri yürütürken İlyas'a patronun adamları suikast düzenler. Bundan sonra işçilerin kendi aralarındaki dayanışması artar ve ilk önce iş yavaşlatma daha sonra İlyas'ın göçük altında kalmasıyla greve giderler.

DEMİRYOL (FIRTINA İNSANLARI) (1979) – YAVUZ ÖZKAN

Grev yapan demiryolu işçilerinin mücadelesini anlatan filmde, giderek zorlaşan çalışma koşullarına karşı Hasan’ın önderliğinde birleşen işçiler grev başlatır. İşçilerin bu grevi devrimci öğrenciler tarafından desteklenir. Fakat işçiler ve örgütlü öğrenciler arasında yöntem tartışmaları devam eder. Grev ve patronların grevi sonlandırmak için uyguladığı zorbalık giderek artmaktadır. Bu sırada Hasan’ın kardeşi Bülent, bir çatışma sırasında öldürülür. Uyguladığı kara propaganda ile her geçen gün güçlenen işçi dayanışmasını sonlandıramayan işverenler, çareyi garı yakmakta bulur. Basının desteği ile komünistlerin garı yaktığı haberi yayılır. Fakat bu provokasyon işçileri dağıtmak yerine daha da kenetleyecektir.

ÇARK (1987) - BEKİR YILDIZ VE HAŞMET ZEYBEK

Dört fabrika işçisinin mücadele öyküsünün anlatıldığı filmde, bir cam fabrikasında çalışan dört arkadaş, emeklerinin karşılığını alamayınca patronla çatışmaya girerler. Ancak sonuç aleyhlerine gelişir ve kendilerini kapının dışında bulurlar. Bu kez dört emekçi bir tersanede iş bulur. Ne var ki bu yeni işlerinde de başka bir sömürü düzeni ortaya çıkar. Patron tarafından grev kırıcı olarak kullanıldıklarını fark ederler. Dört arkadaşın çalışma yaşamındaki son durakları Kazlıçeşme'deki deri atölyeleridir. Denetimsiz, son derece kötü ve sağlıksız bir düzende çalışmasını sürdüren işçilerden biri yaşamını yitirir. Bu iş kazası sonucunda dört emekçi arkadaş, işçileri bilinçlendirerek haklı oldukları grevi başlatırlar.

Çark, senaryosunu Bekir Yıldız ve Haşmet Zeybek'in yazdığı, yönetmenliğini ise Muzaffer Hiçdurmaz'ın üstlendiği 1987 çıkışlı Türk filmi. Tarık Akan, Müge Akyamaç, Cezmi Baskın, İhsan Yüce ve Kenan Bal gibi zengin bir oyuncu kadrosuna sahip olan eser, işçi sınıfının en örgütsüz ve en çok ezilen kesimlerinin yaşantısına ışık tutan özelliğiyle, döneminin dikkat çekici filmlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Üretildiği dönem doğrudan sansürlenmemiş olmasına rağmen, polis baskısı nedeniyle İstanbul'da gösterime girememiştir. Muzaffer Hiçdurmaz’ın tek yönetmenlik denemesi olan ve Türkiye’nin üç-beş işçi sınıfı sineması örneğinden biri olarak nitelendirilen film, İstanbul'da ilk kez "5. Uluslararası Sinema Tarih Buluşması Festivali" kapsamında gösterilmiştir.

Cam atölyesinde başlayıp tersanede devam eden ve ortaçağ çalışma düzenine sahip Kazlıçeşme deri işçilerine kadar uzanan senaryosuyla, Türk sinema tarihindeki ilk salt işçi filmlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Yönetmen Muzaffer Hiçdurmaz, önceleri filmi çekmeye gönülsüz olsa da, daha sonra bu fikrinden vazgeçer ve çekimlere başlama kararı alır. Kazlıçeşme işçileri, filmden de etkilenerek, çekimlerden 20 gün sonra greve gitmiş ve grevin ardından Kazlıçeşme kapanmıştır.

Gerçek adı "Direniş" olmasına rağmen, 12 Eylül askeri darbesi'nin hâlâ etkili olduğu bir dönemde, olumsuz sonuçlar doğurabileceği düşünülerek filmin adı "Çark" olarak değiştirilmiştir. Ancak filmin adına yönelik uygulanan bu "yumuşatma" çabası da pek işe yaramamış ve üretici kadro birçok kez polis tarafından sorgulanmıştır. Gelen baskılar nedeniyle sinema salonları filmi kaldırma kararı alır. İşletmecinin çabalarına rağmen birçok sinemada "Bu filmi oynatmayın" mantığı kabul görür ve film uzun yıllar boyunca gün yüzüne çıkamaz. Film, DİSK’e bağlı Basın-İş ve Sine-Sen sendikaları ile, Halkevleri ve Sendika.org'un birlikte düzenlediği, 1-7 Mayıs 2006 tarihleri arasında İstanbul ve Ankara’daki katılımcılarıyla buluşan "1. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali"nde de gösterilmiştir. Filmin müzikleri Cahit Berkay ve Cem Karaca tarafından yapılmıştır.

BABAMIN KANATLARI (2016) – KIVANÇ SEZER

İbrahim, ciddi bir hastalığa yakalandığını öğrenen bir inşaat işçisidir. Onun için hayatındaki en kıymetli değer ise kendisinden uzaklarda yaşayan ailesidir. Yeğeni Yusuf ise işinde yükselme hırsıyla yanıp tutuşan genç bir işçidir. Amcasını anlamaktan çok uzaktır. İbrahim'in çalıştığı bu toplu konut şantiyesinde şartlar gitgide zorlaşırken her geçen gün zihninde aynı soru döner durur; arkasında ailesine ne bırakacaktır, yaşam mı, ölüm mü?

Yönetmenliğini ve senaristliğini Kıvanç Sezer'in üstlendiği filmin yapımcısı ise Soner Alper. Filmde başrol Menderes Samancılar'a Musab Ekici
, Kübra Kip ve Tansel Öngel eşlik ediyor.

HER ŞEY YOLUNDA (1972) - JEAN LUC GODARD VE JEAN PİERRE GORİN

Fransız Yeni Dalga Sinemasının üstadları; Jean Luc Godard ve Jean Pierre Gorin yönetimindeki Her Şey Yolunda (Tout va bien), 1972 tarihli bir film. Devrimci sosyalist bir bakış açısına sahip bu ilginç yapımda, başrolde solcu ve aktivist kimliğiyle tanınan aktrist Jane Fonda yeralmaktadır. 68 Mayısından sonra Godard ve arkadaşları siyasi tavrını yeni yeni hissettiren ve hem güzellik ikonu hem de ilerici bir kişiliğe sahip olan Jane Fonda’nın başrolünde oynadığı Marksist-Brecht’çi bir güldürü ile dönüp o günlere baktılar. Sert bir dille kapitalizmi medyayı toplumu ikili ilişkileri eleştirdiler. Film, Amerikalı bir kadın gazeteci ile Fransız reklamcı/yönetmen eşinin gözünden grevdeki bir fabrikada yaşananları anlatan radikal bir başyapıt olarak değerlendirilirken 1973’te Berlin Interfilm Ödülü’nü kazanmıştır.

MODERN ZAMANLAR (1936) - CHARLIE CHAPLIN

1930'lu yıllarda hüküm süren Büyük Ekonomik Buhran sırasında makineleşmenin de etkisi ile bozulan ekonomik ve toplumsal koşulları, artan işsizlik sorununu dile getiren bu film Charlie Chaplin'in ilk kez 1914 yılında yarattığı Küçük Serseri (Şarlo) tiplemesine dayanan son filmdir. Her filminde daha da mükemmeliyetçi olan Chaplin, Modern Zamanlar'ı (Modern Times) o dönem için rekor sayılabilecek bir süre olan 10 ayda çekmiş ve kurgu öncesi 100 kilometre uzunluğunda negatif film harcamıştı. Chaplin'in "Modern Times"'da Komünizm propagandası yaptığı ileri sürüldüğü için film ABD'de gişede pek başarılı olamadı, 1,5 milyon dolara mâl olan film ancak 1 milyon dolar hasılat yaptı. Aynı nedenle Almanya ve İtalya'da da yasaklandı. Avrupa'nın geri kalanında ise çok büyük başarı kazandı. Türkiye'deki ilk gösterimlerinde “Asri Zamanlar” adıyla gösterilmiştir.

Bir fabrikada montaj hattında monoton bir işte ve delicesine bir tempoda çalıştırılan bir işçi (Charles Chaplin) tempoya ayak uyduramaz ve zamanla ruhsal çöküntüye uğrar. Monoton vida sıkma işinden alınarak deneysel bir 'otomatik yemek yedirme makinesinde kobay olarak kullanılır. Bir dizi şanssız olay sonucunda patronları onun delirmiş olduğuna kanaat getirerek bir akıl hastanesine gönderirler. Buradan çıktığında da tesadüfen elinde salladığı kırmızı bir bayraktan ötürü komünist bir provokatör zannedilerek bu kez de hapishaneye gönderilir. Burada toplu bir firarı engellediği için ödül olarak serbest bırakılır. Sokakta babası grev sırasında öldürülen bir genç kızla (Paulette Goddard) tanışır ve onun arkadaşı ve koruyucusu olur. Ona bakabilmek için birkaç işe girer ama hepsinden de kısa sürede atılır, zaman zaman da tekrar hapse girer çıkar. Hapiste olduğu bir zamanda kız gece kulüplerinden birinde dansöz olarak çalışmaya başlar ve Şarlo'ya da aynı yerde bir iş bulur.

Serbest bırakıldıktan sonra işe başlayan Şarlo, masalara şarkı söyleyerek servis yapan bir garson olarak kısa sürede büyük bir başarı kazanır, ama bu mutlulukları uzun sürmez. Zira yetimhane yetkilileri kızı geri alabilmek için peşlerindedir ve ikili mecburen oradan kaçmak zorunda kalır. Bütün olanlardan yılan genç kız moralsiz bir şekilde "Bunca zahmete değer mi?" deyince Şarlo ünlü repliğini tekrarlar: ""Gülümse, umudunu kaybetme, başaracağız” ve bu replik sinema tarihine ara yazısı ile verilmiş son replik olarak geçecektir. Son sahnede tüm Şarlo filmlerinde olduğu gibi ikiliyi Kaliforniya otoyolunda yeni maceralara doğru giderlerken görürüz.

GÜNEŞLİ PAZARTESİLER – FERNANDO LEÓN DE ARANOA

Güneşli Pazartesiler (Los lunes al sol), 2002 yapımı İspanyolca film. Yönetmenliğini Fernando León de Aranoa'nın yaptığı başrollerini Javier Bardem'in oynadığı filmde İspanya’nın liman kenti Vigo'da işten çıkarılan bir grup tershane işçisinin öyküsü anlatmaktadır. 2002 yılında “İspanya’nın Oscar’ı” olarak tanımlanan Goya Ödülleri’nde, 5 dalda ödül alan film, aynı zamanda “En İyi Yabancı Film Oscar Adayı” seçilmiştir.

İçinde yaşadığımız çağa dair dolaysız öyküler sunan yapım, tüm dünyada aynı kaderi paylaşan milyonlarca insanın yaşadıklarını anlatmaya çalışıyor. İspanya’nın liman kentinde yaşayan işsiz insanların öyküsü, son dönemin dikkat çekici filmlerinden birine dönüşüyor.

BEN, DANIEL BLAKE (2016) – KEN LOACH

Daniel Blake, New Castle’da yaşayan bir marangozdur. Fakat ciddi sağlık durumu nedeniyle çalışamamaktadır. Hayatında ilk kez “işsizlik fonuna”  başvuran Daniel, gerçekten hasta olduğunu bürokrasiye kanıtlamaya çalışır. Ama sistemin çarpıklığı nedeniyle devlet yardımı da alamaz ve yeniden iş aramak zorunda kalır. Daniel bu zorlu süreçte Katie adında bir anne ve onun küçük çocuklarıyla dostluk kurar. Kendisi gibi bozuk sistemle ve boğucu bürokrasiyle mücadele eden ve iki çocuğuna tek başına bakan genç Katie ile yoldaş olacaktır... Fakat sosyal yardım tablosu hiç de toz pembe değildir...

Paul Laverty'nin senaryosunu yazdığı ve usta yönetmen Ken Loach'ın yönetmenliğini üstlendiği filmin başrollerini Dave Johns ve Hayley Squires paylaşıyor. Film, 2016 yılında Cannes Film Festivali büyük ödülü Altın Palmiye'nin sahibi oldu.

EKMEK VE GÜLLER (2000) - KEN LOACH

İşçi sınıfının medarı iftiharı yönetmen Ken Loach’un 2000 yapımı bir denemesi Ekmek ve Güller (Bread and Roses)... Bu filmde, bir grup göçmen işçinin patronlarına karşı başlatmış oldukları milyon dolarlık mücadenin ilginç serüveni beyazperdeye aktarılıyor. Bu hikayede, önce ülkeye yasadışı yollarla yeni giriş yapmış olan Maya'yı izleyeceğiz. Pilar Padilla'nın canlandırdığı Maya, Los Angeles’daki ofis binasında hizmetli olarak kendisine bir iş bulur. Ancak çalışma şartlarının zorluğundan dehşete düşen Maya, Sam (Adrien Brody) ile birlikte iş birliği yaparak, adi bir kapitalist olan zalim patronuna karşı girişilen mücadeleye katılır. Örgütlü halkı hiç bir kuvvet yenemez ilkesinin uygulandığı "Ekmek ve Güller", dünyada az sayıda kalmış "Marksist filmler"den birisi olarak dikkat çekiyor.

ÜZGÜNÜZ, SİZE ULAŞAMADIK (2019) - KEN LOACH

Üzgünüz, Size Ulaşamadık (Sorry We Missed You), yaşanan mali krizle baş etmeye çalışan bir ailenin hikayesini konu ediyor. 2008 yılında yaşanan mali kriz, Ricky ve ailesini ciddi bir sıkıntıya sürükler. Borçları ile başa çıkmaya çalışan aile, bu süreçte oldukça yıpranır. Eski rahatlarına kavuşmaya çalışan aile, karşılarına çıkan bir fırsatı değerlendirmeye karar verir. Yapılacak işler aslında hiç de kolay değildir. Biri, yeni bir minibüs ile serbest zamanlı olarak bir teslimat sürücülüğü, diğeri de bakıcılık yapmak zorundadır. Ailelerini geçindirmek ve dünyada ayakta kalmak için kendilerini işe vermek zorunda kalan çift, bu zorlu süreçte kendilerini büyük bir kırılmanın ortasında bulur.

AYAKTAKIMI (1991) - KEN LOACH

Ken Loach’un 1991 yapımı filmi Ayaktakımı (Riff Raff), film gösterime girmeden hayatını kaybeden Bill Jesse adlı bir inşaat işcisinin anılarından senaryolaştırılmış. Uyuşturucu, sosyal haklar, kadın-erkek ilişkileri gibi birçok konuya dikkat çekiyor film. Londra'da hayat bulan bir aşkın hikayesi işleniyor. İnşaat firmasında çalışan bir işçi olan genç Stevie ile uyuşturucu bağımlısı, şarkıcı sevgilisinin öyküsünün anlatıldığı filmin başrollerinde Robert Carlyle ile Emer McCourt bulunuyor.

CUMARTESİ GECESİ VE PAZAR SABAHI (1960) - KAREL REISZ

1950’lerin sonunda İngiltere’de ortaya çıkan “Özgür Sinema/Free Cinema” akımının en başarılı örneklerinden biri sayılan Cumartesi Gecesi ve Pazar Sabahı (Saturday Night and Sunday Morning) Arthur Seaton (Albert Finney)’ın özelinde, fabrika dumanlarıyla kararmış Nottingham kentindeki işçi ailelerinin yaşamına tanıklık etmemizi sağlıyor. Senaryo uyarlamasını yazan Alan Sillitoe tarafından aynı adlı 1958 romanından uyarlanmıştır.

Arthur bir montaj fabrikasında çalışan, ailesiyle yaşayan, uçarı, sorumsuz, yaşadığı hayata öfkeli bir genç. Gelecek daha güzel günlerin hayalini kurarken bir yandan da hafta sonları publarda körkütük sarhoş oluyor, arkadaşının karısıyla yatıyor, komşu kadına havalı tüfekle ateş ediyor, âşık oluyor…

BİSİKLET HIRSIZLARI (1948) - VITTORIO DE SICA

Bisiklet Hırsızları'nda (Ladri di Biciclette), savaş sonrası yaşanan iki senelik işsizlik döneminin ardından nihayet iş bulabilen Antonio mutluluktan havalara uçmaktadır. İşi için kendisine lazım olan bisikleti almak için yataklarını satmaları gerekmiştir; ancak Antonio en sonunda para kazanabileceği için mutludur. Yeni işinin ilk gününde bisikleti çalınan Antonio neye uğradığını şaşırır. Yaşadığı ailevi ve dünyevi problemleri çözebilmesi için acilen bisikletine yeniden kavuşması gerekmektedir.

İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin mimarlarından Vittorio De Sica’nın imzasını taşıyan Bisiklet Hırsızları, bir savaş sonrası toplumunun portresini oldukça geniş bir perspektiften çiziyor.

SÖZ (1996) - DARDENNE KARDEŞLER

Dardenne kardeşlerin ülkelerindeki göçmenlerin sorunlarına değindiği Söz (La Promesse), belgesele yakın, gerçekçi üslubuyla izleyiciyi içine çeken sevecen bir film. On beş yaşındaki Igor zamanını arkadaşlarıyla ve babası Roger’ın kaçak göçmenlere iş verdiği inşaatta çalışarak geçirir. Dayak yemesine rağmen hırsızlık ve dolandırıcılık yapmayı öğrendiği babasına bağlıdır. Bir gün inşaattaki işçilerden birinin ölümüne tanık olur; ölmeden önce adama, karısına ve çocuğuna göz kulak olacağına dair söz verir.

PARAZİT - BONG JOON HO

Bu yıl En İyi Film ve En İyi Yönetmen Oscar’larının yanı sıra geçen yıl Altın Küre Ödülü’nü kazanan Parazit (Gisaengchung), zengin bir ailenin evinde teker teker ve hem aynı ailenin fertleri, hem de aslında bir hayli ‘vasıfsız’ elemanlar olduklarını gizleyip birbirlerine referans vermeleri sayesinde özel öğretmen, şoför, hizmetçi olarak çalışmaya başlayan yoksul bir aileyi konu alıyor. Absürt ve kara mizahi yapıdaki film, son çeyreğinde bu dokusuna yer yer birer nebze gerilim ve dehşet de katarak 132 dakikalık süresini hiç hissettirmeden baştan sona ilgiyle, sürükleyici biçimde kendisini izlettiriyor. Filmin anlatısının, sınıfsal çelişki eksenini alışılmıştan farklı bir şekilde yansıtan tuhaf bir yönelimde olduğu aşikar (…) (Kaya Özkaracalar’ın yazısı için: https://ilerihaber.org/yazar/parazit-bu-kokukimin-neyin-kokusu-105692.html)

BORUNU ÖTTÜR - MARK HERMAN

Sermaye sınıfının 1970’li yıllarda Güney Amerika’da deneyip “başarılı” sonuçlar aldığı neo-liberal politikalar artık kapitalizmin merkez ülkelerinde kullanmaya başlanabilirdi. Neo-liberalizmin en yıkıcı sonuçlar verdiği ülke İngiltere’ydi. İngiltere’nin “Demir Leydi”si olarak bilinen ama demir yumruğunu en çok emekçilere indiren Margaret Thatcher’ın özelleştirme politikaları nedeniyle binlerce işçi işsiz kaldı. Madencilik de bu politikalardan en çok etkilenen sektörlerden biri oldu. Borunu Öttür (Brassed Off), Grimethorpe Colliery Band adlı bir madenci bandosunun öyküsünü anlatıyor. Bir aşk hikayesini de içeren filmi izlemek için bando şefi rolündeki Ewan McGregor’un Thatcher’ı hedef alan konuşması için dahi yeterli. Tabii bir de, aralarında Rodrigo’nun Gitar Konçertosu’nun da olduğu müzikleri için…

İKİ GÜN, BİR GECE - JEAN PIERRE DARDENNE/LUC DARDENNE

Jean Pierre Dardenne ve Luc Dardenne’in yönetmen koltuğuna oturduğu, başrollerinde Marion Cotillard, Fabrizio Rongione, Catherine Salée gibi başarılı oyuncuların yer aldığı 2014 yapımı “İki Gün Bir Gece” (Deux Jour Une Nuit) filmi, Sandra isimli genç bir kadının işe geri alınma çabası etrafında şekillenmektedir. Film bize içinde bulunduğumuz gerçekliği yüzümüze vurarak işçilere yönelik hak ihlalleri, neoliberal politikaların çirkin yüzünü, işçi sınıfına dayatılan bireycilik ve ayrışmayı sade bir şekilde gösteriyor. Sandra’nın işe geri alınması ya da ek maaş almak üzerine seçim yapmaya zorlanan işçiler, Sandra’nın 2 gün süren durmak bilmeyen çabaları, izleyicilere kendi hayatlarından tanıdık kareler sunarak filmin içine sürüklüyor. Film kısaca, düzenin içinde var olamayan, işini ve hayatını kaybetmemek için mücadele eden bir işçinin 48 saatte yaşadıklarını anlatıyor. Bütün izleyicilerin kendinden bir parça bulacağı filmi okurlarımıza şiddetle öneriyoruz.

DÜTTÜRÜ DÜNYA - ZEKİ ÖKTEN

Zeki Ökten’in yönetmenlik, Zeki Demirkubuz’un yönetmen yardımcılığı yaptığı bu Kemal Sunal filmi, Ankara’da gecekonduda yaşayan klarnetçi Mehmet ve ailesinin hikayesi. Turgut Özal’ın meşhur “Benim memurum işini bilir” zihniyetini yansıtan memur kayınço… Kolaya ekmek banan inşaat işçileri… Ve birkaç mandalinayı hanenin 5 nüfusuna pay etmeye çalışan Dütdüt Mehmet…
Kemal Sunal’ın en sevdiği, muhtemelen sizin de en sevdiğiniz filmlerinden biri olacak Düttürü Dünya.

ONUR - MATTHEW WARCHUS

Matthew Warchus’un yönetmeliğini yaptığı, başrollerini Bill Nighy, Imelda Staunton, Paddy Considine’nin paylaştığı 2014 İngiltere yapımı Onur (Pride) filmi, 1984 yılında Demir Leydi Margaret Thatcher’ın demir yumruğunu işçilerin ve bütün ezilen kimliklerin üstüne vurduğu dönemde birlikte mücadelenin umut verici hikayesiyle izleyicilere ilham oluyor. İrlanda’nın maden bölgesinde maden işçilerinin yoksulluk ve ölümle burun buruna yaşamaları sebebiyle 1 yıla yakın sürdürdüğü grevi, medyanın madencilerle ilgili yalan haberleri, eşcinseller üzerindeki baskıları, neoliberalizm balyozunun neredeyse umutsuzluk yaratan atmosferinin içinde mücadeleyi birleştirme yollarını, gerçek bir hikâyeden esinlenerek anlatıyor. Arka planda yükselen 2. Dalga feminizmi, AIDS’in patlak verişini, hayal kırıklıklarını, umudu ve öfkeyi anlatan film, içinde bulunduğumuz koşullarda birlikte mücadelenin önemini ve taşıdığı umudu bir kez daha bizlere hatırlatıyor.

KADININ FENDİ - NIGEL COLE

Nigel Cole yönetmenliğinde, Sally Hawkins, Bob Hoskins, Rosamund Pike’ın başrollerini oynadığı 2010 İngiltere yapımı Kadının Fendi (Made in Dagenham), 1968 yılında, İngiltere'deki bir Ford fabrikasında çalışan kadın işçilerin eşit işe eşit ücret talebi için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Bir yandan ev için emeğin görünmezliği diğer tarafta aynı işi yaptıkları halde aynı ücreti alamadıkları fabrika… Kadınlar, film boyunca mücadele etmeyi öğrenirken, erkek işçileri de mücadelelerinin haklılığına ikna ediyorlar. Kadın emekçilerin zorlu mücadelesini anlatan film, günümüz dünyasında hala eşit haklar mücadelesi veren kadın emekçiler için ilham verici bir nitelik taşırken, kadınların tarihsel kazanımlarını nasıl kazandıklarını izleyiciye bir kez daha hatırlatıyor.