'Yerli ve milli': Ayranlı, jetli, betonlu



24-04-2018 01:44


Ebru Pektaş

Son yıllarda fasılasız süren “yerli ve milli” propagandası malumunuz. Baskın seçimin “muştulanmasıyla” birlikte bu “yerli ve milli” olay/olgu/teknoloji ve şeylere “yerli jet ve denizaltı”da eklendi. Gerçekten çok fiyakalı!

Belki kimileri unutulmuştur bu “yerli ve millilerin”, hatırlatalım(1)

“Yerli ve millî uçak” (26 Ekim 2015)

“Yerli ve millî sanatçı” (9 Aralık 2015)

“Yerli ve millî polis teşkilâtı” (7 Nisan 2016)

“Yerli ve millî irade” (12 Mayıs 2016)

“Yerli ve millî içecek” (ayran) (25 Aralık 2016)

“Yerli ve millî Suriyeliler” (30 Aralık 2016)

“Yerli ve millî anayasa” (27 Mart 2017)

“Yerli ve millî cumhurbaşkanı” (28 Ağustos 2017)

“Biz yerli ve millîyiz. CHP ve HDP’ye baktığımızda bunların yerli ve millî yeri yok.” (8 Eylül 2017)

“Yerli ve millî futbolcu” (15 Eylül 2017)

“Yerli ve millî para” (20 Ekim 2017)

“Yerli ve millî otomobil” (2 Kasım 2017)

Mizahi değerinin ötesinde bu söylem pek çok örnekte hakikatin kusursuz biçimde ters yüz edilmiş halini sunmaktadır.

Sözgelimi, Türkiye bankacılık sisteminin yüzde 47’si, borsanın yüzde 65’i yabancıların elindedir. Dış borç stoku 2002’den 2017’ye yüzde 239 artmıştır ya da örneğin Türkiye’nin dış yükümlülüklerinin milli gelire oranı 2002’de yüzde 62 civarındayken bugün yüzde 83’ler civarındadır.(2) Tüm bu ciddi dışa bağımlılıkların yanında, Türkiye bırakın otomobil, jet, denizaltını zeytinyağından baklagile en temel gıda ürünlerini dışarıdan satın alan bir ülkedir.

Elbette bu ilginç değildir. “Yerli ve milli” denilen şey geçen yüzyılın özellikle otarşik, korumacı, kalkınmacı ekonomi modellerini çağrıştırsa da bugün AKP’nin bizatihi icracısı olduğu sermaye birikim biçimiyle bağdaşmamaktadır.

Yine de bu “yerli ve milli”lerde; hamasette, “biz borç verdik”lerde, olmayan elektrikli yerli otomobillerde, yerli denizaltında, ayranda, “yerli ve milli Suriyelilerde”(!) anlamlı bir ısrar vardır. Zira öyle ya da böyle toplumda bir karşılık görmektedir.

İşin ilginç yanı bize göre ideolojik-kültürel süreçlerin “yerli ve milli” bombardımanında olduğu gibi bu kadar yoğunlaşmasında, hız ve tutku kazanmasında bugüne özgü yanlar bulunmaktadır.

Çok kutuplu, devletlerarasındaki hiyerarşik çizgilerin tehlikeli belirsizlikler gösterdiği, kaosa-kontrolsüzlüğe daha açık ve hatta bundan nemalanan, kıran kırana rekabetin ve çıkar çatışmalarının kendini perdelemediği bir dünyada “ideolojik/kültürel süreçler” hiç olmadığı kadar sahnededir.

Daha açığı, kıran kırana çatışma ve rekabet, arkasına yalnızca ulus-devletlerini değil, ideolojilerini, dinlerini, kültürlerini de almaktadır.

Dolayısıyla “yerli ve milli” söylemi, basitçe gaza getirme, “ver mehteri” olayı değildir. Ama daha da önemlisi burada yalnızca ideolojik süreçler yoktur. Kültürel süreçler de militan biçimde sahnede yerini almaktadır.

Bu sebeple “yerli ve milli” aynı zamanda bir kültür vaadidir. Kendini, “horlanmışlıktan”, “ezilmişlikten”, “kandırılmışlıktan” kurtulma teklifi olarak sunar. Horlayanlar, ezenler ve kandıranlar bellidir bu kurguda: Askeri vesayetçiler, Kemalistler, ABD, İsrail, AB, Fetö, Kürtler, solcular, seküler yaşam sürenler, içki içenler, şort giyenler, kızlı-erkekli yaşayanlar vs

Ezilme, horlanma, kandırılma…İktidar, tam da bu en kırılgan yerlere kurulacaktır.

Bu sebeple “yerli ve milli”, bir büyüklenme, iddia ve güç gösterisidir.

Dev alışveriş merkezlerinin, betonla her yerin döşenmesinin, devasa camilerin, kent merkezlerindeki yine dev beton çiçek saksılarının gücüdür “yerli ve milli”.

Olmayan elektrikli yerli otomobilin, olmayan denizaltı ve jetin hükmü, ayranla, “mütedeyyin” yaşam tarzıyla, haram ve helal bilmekle, makbul eş olmakla, yerli eğlence ve ritüellerle birleşebilmesine, kültürel ürünlere, gündelik yaşama sızabilmesindedir. 

Son bir nokta…

Türkiye solunda, toplumsal formasyonun bir parçası olarak kültür denildiğinde, ne tip dinamiklerin olduğu, Türkiye toplumunun ne gibi özgüllükler barındırdığı, nasıl bir dönüşümün yaşandığı gibi sorular pek ilgi görmemiştir ne yazık ki. Bu alan liberal varyantlarıyla birlikte akademide bıktırıcı tekrarlarla yeniden üretilmiş, merkez-çevre, elit-halk, yüksek-aşağı kültür gibi kavram setinin sınırlarına mahkum olmuştur. Solda “ideoloji” kavramı, “dışarıdan bilinçten” ideolojileri tanımlamaya her zaman popüler bir konu olmuşken, kültür belki de “kültüralizme” sapmamak için(bu da yazarın iyimserliği olsun) kenara itilmiştir.

Ne ki geçmişte suya sabuna dokunmayacağı düşünülen pek çok kültürel ürün, kod, sembol, tarz, bugün politik militanlar gibi karşımızdaysa “kültür alanını” küçümseme şansımız kalmamıştır.

 

1-http://ozguruniversite.org/2018/02/21/kultur-yerli-ve-milli-midir-ya-da-nedir1-sibel-ozbudun/

2-http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/903334/Ne_yerli_ne_de_milli.html