Yeni Haziranlar?



18-10-2016 09:03


Metin Çulhaoğlu

Dikkatlice okunması dileğiyle önce varsayımı ortaya atalım: 

İleri bir hamle, gerçekleşen bir sıçrama, belirli bir eşik aşıldıktan sonra yerleşiklik kazanamamışsa, ortam, bu hamle öncesindekinden de geride, daha olumsuz özellikler kazanabilir… 

Varsayımdır ve böyle olduğu için doğrulanmaya ya da yanlışlanmaya açıktır.

2013 Haziranına baktığımızda bu varsayım üzerinden neler söylenebilir? 

Bu direnişin pek çok açıdan ileri bir hamle, bir sıçrama olduğunu sanırız herkes kabul edecektir. 

Devam edersek, bizce Haziran yenilmemiştir. “Yenilginin” ölçütleri ve göstergeleri başkadır; buna karşılık, daha sonra üzerine sarsıcı pek çok gelişme bindiğinden zamanla “sönümlendiğini” söyleyebiliriz. 

Sönümlenmişse, o zaman buradan Haziranın konsolide edilemediği, Haziran günlerinin canlılığına ve ruhuna belirli ölçülerde yerleşiklik kazandırılamadığı sonucuna varabiliriz. 

Peki, bugünkü durum ülkenin ilerici, demokrat, yurtsever, sol, sosyalist güçleri açısından 2013 Haziranına göre daha mı geride, daha mı kötüdür?  

Böyle olduğunu söylemek kimilerine kolay gelse bile biz aynı kanıda değiliz. 

Evet, rejimin göz açtırmaz, soluk aldırmaz baskıları artmıştır, gidiş çok daha karanlık yerlere doğrudur ve bunlara bakarak bugünkü durumun “daha kötü” olduğu söylenebilir.

Gelgelelim az önce unsurlarını sıraladığımız kesimin 2013 Haziranı öncesine göre daha geride, yılgın, sinmiş, bir daha ayağa kalkamayacak durumda olduğunu söylemek doğru değildir. 

Daha ilerisini söyleyelim: Rejim, kafasına koyduğu şeyleri yapmaya kararlı olduğundan doğabilecek yeni tepkileri düşünmekte; peşinden koştuğu bölge savaşının olası bir ekonomik krizle örtüşmesinin getirebileceği terslikleri hesap etmekte ve sağda solda dillendirilen “yeni darbe” girişimlerinden çok yeni bir Hazirandan korkmaktadır…

Şunu söylemiş oluyoruz: Türkiye’de Haziran benzeri bir “parlama” mutlaka yaşanacaktır; zamanını biz de bilemeyiz, rejim de bilemez. Ancak rejim, zamanını bilemediği bir parlamanın olası sonuçlarını kestirebilmektedir ve önlemlerini şimdiden almaktadır. 

Bizce kesindir: 2013 Haziranına “darbe” yakıştırması yapan (ve bu yakıştırmaya başkalarını da ortak edebilen) bir rejim, 15 Temmuz olayından sonra yerel bir işçi direnişine bile “darbe” diyecektir. Yani “Allah’ın lütfu” saydığı 15 Temmuz olayını tepe tepe kullanacaktır.  

O zaman? 

O zaman “bizim” de şimdiden hazırlıklı olmamız, kendi önlemlerimizi almamız gerekir. 

Birincisi: Kuşkusuz evimizde oturup yeni bir Haziran bekleyecek değiliz. İşimize devam edeceğiz. Ancak, yılı, mevsimi, ayı, mekânı vb. ne olursa olsun yeni bir kitlesel hareketlenmenin bu kez görece daha örgütlü, hedefli ve sonuç alıcı olması için gerekli hazırlıkları şimdiden yapmamız gerekmektedir.

İkincisi: “Yabancı unsurlar” yeni bir kitlesel hareketlenmenin üzerine 2013 Haziranına göre çok daha fazla “üşüşecektir.” Emperyalist odaklar, sermayenin en azından belirli kesimleri, 15 Temmuzcular, işi gücü çöpçatanlık olan liberaller vb. “işte bu” diyeceklerdir. Böyle yapacaklar diye köşemize çekilmeyeceğimize göre “bizi” başkalarından ayıracak ideolojik ve siyasal konum, talepler ve hedefler net olarak belirlenmelidir. 

Üçüncüsü:  Adı AKP olur olmaz, Erdoğan durur durmaz, bunlar ayrı; ancak az önce tanımlanan “yabancı unsurların” bugünkü rejimin tüm izlerinin silindiği, AKP’nin temsil ettiklerinin tümden asar-ı atika müzesine atıldığı bir Türkiye istemedikleri ve istemeyecekleri kesindir. Dolayısıyla solun “Yoksa AKP’yi silme operasyonunun aleti mi oluyoruz?” türü pimpirikli tutumlardan mutlaka uzak durması gerekir. 

Dördüncüsü: Eğer yeni bir hareketlenme deniyorsa “Kürt muhalefeti” ve temsil ettiği potansiyel her yönüyle titizlikle değerlendirilmelidir. “Bunların derdi başka” diye tümden yüz çevirmek ne kadar yanlışsa, “bu işi alıp onlar götürsün” demek de müteahhitle çalışan işveren mantığı olup bir o kadar yanlıştır. Bir ek daha: Barış ve “çözüm” için birileriyle masaya oturulması bu hareketin kendi bileceği iştir, siyaseten meşru hakkıdır; ancak, bugünkü rejime karşı muhalefet ve mücadelenin, hele hele kitlesel hareketlenme uğraklarında, eğer kurulursa o masada konuşulanlara endekslenmesi düşünülebilecek bir şey değildir.   

Şimdilik bu kadar.