Uzun çalışma saatleri ve işçi sağlığı-iş güvenliği



16-05-2017 11:06


Emre Gürcanlı

Kiralık İşçilik veya kamuoyunda “kölelik yasası” olarak bilinen yasa çıktığında altını çizmişti konunun uzmanları. Bu köşede ben de tartışmıştım. Uzun çalışma saatleri açısından dünyada zirvede yer alan ülkemizde, kiralık işçiler yoğun çalışma temposuyla, yoğun bir sömürü çarkı içinde. Yalnızca inşaattan örnek verirsek şunu görüyoruz, sözgelimi bir alışveriş merkezi projesindeki dükkanları bir an önce kiralamak, satmak için projenin daha kısa sürede yapılması gerekiyor. Düşünün 1 yıl daha erken kira almaya başlayacaksınız. Oysa inşaat sürecinin de etkin bir şekilde planlanması esastır. Bu, ya daha fazla makine ve işçi ya da daha yoğun ve uzun çalışma saatleri anlamına geliyor. 

Hemen bir başka örnek, dizi ve sinema setleri:

“Bir dizi veya film setini, farklı taşeronların çalıştığı (yemek, servis, figüran ajansları) ve en tepesinde prodüksiyon şirketi olan (inşaatlarda ana müteahhit firma gibi), elindeki projeyi yetiştirmeye çalışan bir inşaat şantiyesi olarak düşünebilirsiniz. Burada altı çizilmesi gereken ifade "elindeki projeyi yetiştirme"! Bu dizi dünyasında, bir haftada "proje"yi bitirmek anlamına geliyor. Ve bir sermaye sahibi olarak ne yaparsınız? En az elemanla, en temel işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almadan, en ucuz malzeme ve ekipmanla, işi tamamen esnekleştirerek, her işi herkesin yaptığı, ucu bucağı olmayan çalışma saatleri içinde tek amacı "proje"yi yetiştirmek olan bir çalışma ortamı yaratırsınız. Kısacası güvencesiz, esnek, proje usülü çalışan, çalışma koşulları da inşaat şantiyelerinden farklı olmayan bir alandan söz ediyoruz...” *

Örgütsüz bir işçi sınıfına karşı sermayenin çözümü yine yoğun ve uzun çalışma saatleri oluyor. Uzun ve yoğun çalışma saatleri ise iş cinayetlerine davetiye çıkarıyor. Uzun çalışma saatleri konusunda Kapital’in 3. Cildinde “İş Günü” bölümünde Marx’ın yazdıkları hala güncel, üstelik göçmen kadın ve çocuk emeğinin kullanıldığı çoğu sektörde daha bile kötü. Daha önceki bir yazımda uzun uzadıya tartıştığım için hemen devam ediyorum. 

Bu konuya birden nasıl geldik diye sorarsanız yanıtı Sözcü Gazetesi’nden Engin Esen’in gündemimize taşıdığı OECD “Daha İyi Yaşam İndeksi’ raporundaki verilerde saklı. Haftada 50 saatten fazla çalışmanın yaygın olduğu bir ülke Türkiye. 35 ülke arasında özel yaşamına en az zaman ayıran emekçiler Türkiyeli emekçiler. Meksika ve Letonya gibi ülkelerin bile gerisindeyiz. Daha da önemli bir veri şu; çalışanların yaklaşık %40’ı haftada 50 saatten fazla çalışıyor. Hemen arkamızdan gelen Meksika’da ise bu oran %28.3! Hem uzun, hem yoğun çalışma varken işsizlik giderek rekor düzeylere ulaşıyor, Aziz Çelik’in Birgün gazetesinde haklı olarak sorduğu üzere “SGK ve İŞKUR neyi saklıyor?” Ocak ve Şubat 2017 dönemine ait sigortalı verileri SGK resmi web sitesinden kaldırıldığını benzer bir durumun İŞKUR verileri için de geçerli olduğunu söyleyen Çelik “Verileri istenildiği gibi çıkmadığı için sansürleniyor mu?” diye soruyor.

ÇOK ÇALIŞMAYI KUTSAMA

Saatlerce rızkının peşinde koşma, gece gündüz çalışma, işini sevme, işine aşık olma, şirket kültürü vs. vs. Hepsi aslında tırnak içinde yazılması gereken ve günde defalarca karşılaştığımız kavramlar. Sermaye ve sermayedarlar açısından uzun çalışma bir ibadet, bir yaşam şekli. Dikkat ederseniz hep kendilerinden örnek verirler “günde 3-4 saat uyuyorum, bugünlere kolay mı geldim sanıyorsunuz?” demeyi pek severler. Cüneyt Bender yazısında bunu “gösterişçi üretim” olarak tanımlıyor. 

“Günümüzün üst düzey yöneticileri, neredeyse sapıklık derecesinde çalışmaya düşkün işkolikler. Apple CEO’su Tim Cook, Time dergisine güne 03.45’te başladığını söylüyor. General Electric CEO’su Jeff Immelt Fortune dergisine 24 yıldır haftada 100 saat çalıştığını anlatıyor. Altta kalmasın, Yahoo CEO’su Marissa Mayer Bloomberg’e haftada 130 saat çalıştığını aktarıyor. Falan filan.

Söylemeye lüzum yok, bu kişiler ihtiyaçtan çalışmıyor. Amerikalıların büyük çoğunluğu çalışıyor, çünkü hayatta kalmaları maaşlarına bağlı. Bunun aksine Mayer, Immelt ve Cook yarın emekli olabilirler, sefa içinde bir hayat sürmeye devam edebilir ve çocuklarına hatırı sayılır miraslar bırakabilirler. Üçünün toplam net serveti yaklaşık bir buçuk milyar dolar.

Ancak gösterişçi üretim kişinin maddi ihtiyaçlarını karşılamasıyla ilgili değil. Sınıfsal egemenliğin bir sembolü olarak üretimin alenen teşhiriyle ilgili. Aşırı eşitsizlik çağında, “seçkinler” hem kendilerine hem de diğerlerine herkesten katbekat daha fazla servet edinmeyi hak ettiklerini ispatlamak zorundalar. Tim Cook ortalama bir Amerikalıdan yaklaşık yüzde beş yüz bin daha zengin, ama sabahları 03.45’te kalkıyor. Gösterişçi üretimin alametifarikası da bu: Egemen sınıf, varlığını insanüstü gayretlerini teşhir ederek meşrulaştırıyor.“

Yazıda hemen ardından emekçilerin durumuna vurgu yapılıyor:

“Bilhassa da kadınlar, zenciler ve yoksullar. Yoksul bir zenci kadın 1979’a kıyasla 2015 yılında 349 saat daha fazla çalışıyor. Nedeni basit. 1970’lerden bu yana ücretler neredeyse hiç artırılmadı, bu da işçilerin artık ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla çalışması gerektiği anlamına geliyor.”

Ama uzun saatler boyunca çalışan sermayedarların iş cinayetlerine maruz kalma riski yok. Hızla önünden akıp giden arızasını gidermeye çalıştığı bir bantta, bir pres makinasında, hızla bitirmesi gereken bir döşeme kalıbı işinde, içine girip temizlemesi gereken endüstriyel bir kazanda, yetiştirmesi gereken teslimat için motosikletin üzerinde veya bir kamyonda, bir kamyonet veya kamyon kasasında, bir çatının tepesinde, bir kazının dibinde, bir elektrik direğinin tepesinde… Evet sermayedarların bunların hiçbirinde iş cinayetinde ölme riski bulunmuyor. Onlar örnek olmak, milyonları çok çalışmaya ikna etmek zorunda kalıyorlar (söyledikleri doğru veya yanlış bilemiyoruz tabii ki). 

Türkiye’de giderek artan iş cinayetlerine, bu konuda zirveyi zorlamamıza şaşırmamak, bir de OECD verilerindeki zirvedeki konumumuzla bağlantısını kurarak bir daha bakmak gerekiyor. Mesai saatlerinin azaltılması veya insanca bir konuma getirilmesi aslında işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesinin tam da kalbinde yer alıyor.