Üç ana halka



02-02-2016 08:10


Haluk Yurtsever

 

Erdoğan/AKP diktası, bu ülke insanlarını bir toplum olarak bir arada tutan ideolojik-kültürel bağları çözüyor; toplumu çürütüyor. Ülkeyi kanlı bir iç savaşa sürüklüyor.

Solda, Erdoğan/AKP iktidarının bugünüyle, geleceğiyle, nasıl sona erdirileceğiyle ilgili rivayetler muhtelif.

Bu yazıda bunlara girmeyip, soldaki hemen herkesin fikir birliği içinde olduğu iki saptama üzerinden devam edelim.

Birincisi, iç-dış, nesnel koşullar ne ölçüde olgunlaşmış olursa olsun bu rejim, gönderilmeden gitmeyecek. Düzen ve meclis içi muhalefet, ne nitelik, ne nicelik olarak rejime son verecek durumda değil.

Birincinin doğal sonucu olarak ikincisi, çözülmeyi, çürümeyi, iç savaşı durdurmak, Türkiye’ye yeni ve ilerici bir yön kazandırmak,  tek parti iktidarına son vermekten, o da eşitlik, özgürlük ve toprak kardeşliği ekseninde yeni bir toplumsal enerji yaratmaktan geçiyor. Soldan müdahale gerekiyor.

Sol ve sosyalizm ise, sosyolojik olarak azımsanmayacak bir birikim ve potansiyele sahip olmasına rağmen, hareket ve örgüt olarak  zayıf durumda.

Bu yüzden, bu tabloyu değiştirecek, sol/sosyalist birikimi siyasal bir güç odağı haline yükseltecek ana halkalar üzerinde kafa yormak gerekiyor.

Sadeleştirmek kolay değil. Yine de denemek gerekiyor. Çünkü, siyasette bir öncü azınlığın erk odağı olması, sınırlı gücünü en belirleyici önceliklere yoğunlaştırmasına bağlı. Bu genel kuralın, somut koşullara, maddedeki değişikliklere göre uygulanması ise kuşkusuz yaratıcılık istiyor.   

Bu çerçevede tutulacak birinci halkanın ideolojik üretim ve “şiddete” ağırlık vermek olduğunu düşünebiliriz. “Egemen sınıfın düşünceleri egemen düşüncelerdir” (Marx) ve “herhangi bir biçimde sosyalist ideolojiyi küçümsemek, burjuva ideolojisini güçlendirmek anlamına gelir” (Lenin) formülasyonları bugün özellikle geçerlidir. İdeolojiyi, insan (ve sınıf) bireylerini düşünce yoluyla birbirine bağlayan, birlikte görmeye, birlikte davranmaya, birlikte mücadeleye yönlendiren düşünsel, psikolojik ve kültürel ortak bakış açısı olarak tanımlıyorum.

Televizyonu, sosyal medyası, akıllı telefonları vb. ile devasa “bilinç endüstrisi” çok etkili olmakla birlikte, kapitalist ideoloji, burjuvazinin oluşum/yükseliş dönemindeki çekiciliğini yitirmiş, daha doğrusu bu çekiciliğin maddi zeminini yitirmiştir. Milyonlarca insanın en yakıcı yaşam ve hak talepleri doğrudan kapitalist sistemin kendisiyle karşı karşıya geliyor. Kadın cinayetleri, iş cinayetleri, iklim krizi, savaş, göç, ırkçılık, terör vb. hangi taşı kaldırsanız altından sermaye, kâr, mübadele, metalaştırma çıkıyor. Bunun gösterilmesi bugün dünkünden daha kolay. Kolay olması, sistematik, ardıcıl sergileme, eleştiri ve propaganda yapılması gereksinimini ortadan kaldırmıyor. Tersine, egemen medya manipülasyon ve klişelerini kırıp, sorunun esasını ve düzenle bağını göstermek gerekiyor. Örnek olsun, kadın cinayetlerine tepkiyi, haklı ama yüzeysel, ceza indirimleri konusunun ötesine geçip, aile, cinsellik, kadın-erkek ilişkilerinin kapitalist karakterini sorgulama noktasına taşımak, özetle, komünist ideolojiyi kapitalizmin ant-tezi olarak işlemek, somutlaştırmak gerekiyor.

İkinci halka, komünist siyasetin kendisini yerel zeminlerden bedenleştirmesidir. Sosyalist siyasal etkinlik ve örgütlenme ancak, küçük, yüz yüze iletişimi olanaklı kılan birimlerden başlayarak ete kemiğe bürünebilir. Mahalleleri, işyerlerini, semtleri, sokakları, hatta evleri siyasetin konuşulduğu, yaşandığı, gönüllü örgütlenme alanları olarak değerlendirmek hele de bugün son derece etkili bir yol alma yöntemi olabilir.

Erdoğan’ın, başkanlık hedefini, siyaseti “tabana” indirerek gerçekleştirmek üzere muhtarlarla, kaymakamlarla toplantılar yapması, mitingler planlaması, güncel olarak da yerelliklerdeki propaganda ve örgütlenmenin önemini artırıyor. Biçimi, adı çok önemli değil, yerel yasama, danışma organları gibi çalışacak yerel toplantı  ve etkinliklerle karşıt/kurucu siyaseti “aşağıdan”  canlandırmak bugün çok büyük bir önem taşıyor.

Üçüncü halka, hangi sınıf ve siyasal eğilimleri etkiliyor olursa olsun, zorbalık, baskı, şiddet, ayrımcılık ve hak-hukuk tanımazlığın her türlüsüne karşı tepki ve dayanışma içinde olmak, bir hakkın varlığının, fiili kullanımından geçtiği bilincini yaymaktır. AKP, karşısındaki farklı muhalefet odaklarına karşı, birine vururken ötekinin desteğini alan, en azından tarafsızlaştıran başarılı bir taktik izledi. Bağlaşıklarını değiştirdi ama bu taktiğini hiç değiştirmedi. Toplumsal muhalefetin, ideolojik çizgileri ve gelenekleri farklı kesimlerinin, aynı anda bir araya gelerek karşısına dikilmesini önledi.

AKP iktidarı 13 yıl içinde, biri 2013 Haziran Gezi isyanı, öteki 7 Haziran seçimleri olmak üzere iki kez sallandı. İkisi de, şimdi burada girmeyeceğimiz eksikliklerine rağmen, AKP’ye ve AKP’nin en önemli siyasal temsilcisi olduğu düzene karşı Türkiye toplumunun diri dinç güçlerinin birliğiyle gerçekleştirildi.

Bu tarzı geliştirerek egemen kılmanın başlangıç noktası kime yönelirse yönelsin, her türlü zor, şiddet ve zulme karşı birlikte direnmektir.