Türkiye’den kaçıp gitme isteği



30-12-2014 09:13


Erkin Özalp

Ekşi Sözlük’teki hiç de nezih olmayan “türkiye’den s..tir olup gitmek” başlığının altındaki “entry”lerin (ya da “giri”lerin) sayısı 3 bine yaklaşmış durumda. İlginç olan, başka bir ülkeye yerleşme isteğini dile getiren çok sayıda sözlük yazarının, bu eylemin “s..tir olup gitmek” diye anılmasından gocunmaması...

“2014’te Onedio’da En Çok Okunan 30 İçerik” listesine 17. sıradan giren “Tası Tarağı Toplayıp Uruguay’a Yerleşmek İçin 28 Sebep” başlıklı içerik, 16 Aralık itibarıyla 91 bin 591 kişi tarafından paylaşılmış ve 754 bin 856 kişi tarafından okunmuş. 

ABD’ye kalıcı olarak yerleşme olanağını sağlayan Yeşil Kart çekilişlerine Türkiye’den katılanların sayısı 2007 yılında 68.703’ken (aile üyeleriyle birlikte 112.317), 2013 yılında bu sayı 138.832’ye (aile üyeleriyle birlikte 228.009) ulaşmış (kaynak). Aynı dönemde Uruguaylı başvurucuların sayısı ise 1400’den 856’ya düşmüş.

Kuşkusuz, bu verilerden hareketle, ülke nüfusunun azalması tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuzu söyleyemeyiz. 

Ayrıca, “bu ülkede yaşanmaz arkadaş” diyenlerin çok büyük çoğunluğunun kalıcı olarak bir başka ülkeye yerleş(e)meyeceği de açık.

Ne de olsa, farklı bir ülkede yeni bir yaşam kurmanın sayısız zorluğu var. İç savaşların yaşandığı ülkeler bile tümüyle boşalmıyor... 

Peki, Türkiye’den kaçıp gitmenin o kadar da kolay olmaması, iç rahatlatıcı sayılabilir mi?

Aslında onurlu bir şekilde yaşamaktan başka bir şey istemeyebilecek olan pek çok insan, biraz da ülkeden ayrılmanın zorlukları nedeniyle, az çok düzgün bir şekilde yaşayabilmek için onurlarından vazgeçmiyor mu?

AKP iktidarı güç kazandıkça, en fazla yıpranan şeylerden biri, insanların çalışarak ve onurlarıyla hak ettikleri yerlere gelebilecekleri, hak ettikleri şeyleri elde edebilecekleri düşüncesi olmadı mı? Ve kaçıp gitme fikrinin en önemli nedenlerinden biri bu değil mi?

Ekşi Sözlük’teki başlığın ilginç bir tarihi var. 2012’de açılan başlık, tam da Gezi Direnişinin patlak vermesinden hemen önce, 23 Nisan 2013’te popülerlik kazanmış. 23-28 Nisan’da yazılan “entry”lerden bugüne kadar silinmemiş olanların sayısı 353. Bir başka deyişle, sözlük yazarları, toplumdaki birikmiş tepkileri yansıtmış. 

Gezi Direnişiyle birlikte başlığın altındaki hava değişmiş. Anlaşıldığı kadarıyla çok sayıda sözlük yazarı 23-28 Nisan’da yazdıklarını silmiş. Ülkeye ve insanına güven artmış. Çekip gitme isteğini yaratanların gönderilebileceği düşüncesi güç kazanmış. 

Ama Tayyip Erdoğan’dan ve AKP iktidarından kurtulmak mümkün olmayınca, başlık popülerliğini korumaya devam etmiş. 

Açıkçası, başka bir ülkeye yerleştikten sonra (ya da yerleştiğini iddia ederek) Türkiye’de kalanları aşağılayanlara sinirlenmemek hiç kolay değil. 

Daha genel olarak bakıldığında, bir şeyleri değiştirmek için çaba harcamak yerine, bir fırsatını bulup sadece kendini kurtarmaya çalışmak, çok onurlu bir davranış sayılamaz elbette. 

Ne var ki, kaçıp gidenlere ve kaçma hayalleri kuranlara kızmanın pek bir faydası bulunmuyor. Gezi Direnişinin gösterdiği üzere, kaçma fikrinin zayıflaması için, ülkenin geleceğine ilişkin umutların artması gerekiyor. 

Bir açıdan bakıldığında, umutlu olmak için çok neden var. Tayyip Erdoğan ve AKP, ne yolsuzluk yapmadıkları konusunda insanları ikna edebiliyor, ne kaçak saraylarına meşruiyet kazandırabiliyor. Osmanlıca, dört çocuk, doğum kontrolü, Amerika’nın keşfi vb. konulardaki çıkışlar, gündem yaratmaktan çok tepki çekiyor. Erdoğan’ı ve AKP’yi savunmak, toplumun geniş bir kesiminin gözünde, yalakalıkla aynı anlama geliyor.

Bir başka açıdan bakıldığında, umut kırıcı bir gerçeklik var: AKP yarın bir şekilde gitse bile, insanların çalışarak ve onurlarıyla hak ettikleri yerlere gelebilecekleri, hak ettikleri şeyleri elde edebilecekleri düşüncesinin güç kazanması hiç kolay olmayacaktır. Çünkü bu düşüncenin zayıflaması, tek başına AKP’nin adam kayırmacılığından değil, aynı zamanda, düzen partilerinden hiçbirinin sorgulamadığı iktisat politikalarından kaynaklandı. 

Aynı düşüncenin güç kazanabilmesi için, toplumsal çıkarları ve toplumsal adaleti temel alan, halkçı bir siyaset tarzının güç kazanması gerekir.

Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’nin gericiliklerinin toplumsal eşitsizlikleri perdelemeye hizmet ettiğini göstermek ve gericilikle mücadeleyi toplumsal eşitlik mücadelesiyle birleştirmek için de böylesi bir siyaset tarzına ihtiyaç var.