Trump'ın naniği



19-11-2016 00:59


Metin Çulhaoğlu

Bu ülkede hiç yalpalamadan solda duranlar için neler demediler ki?

Karşı taraftan değil, solun kendi içinden gelen salvoları kastediyoruz.

Bizler hep laf eder, yapılan “iyi şeyleri” görmeyip ha bire eleştirirdik… Şabloncuyduk, eskimiştik, hep malum klişeleri tekrarlardık… Birtakım dogmalara saplanıp kalmıştık…

Sonra, elbette, bir de indirgemeciydik…

Onlar ise gelişeni ve değişeni gören, bunun gereklerini yerine getiren çevrelerdi… Derinlikli, yenilikçi ve yaratıcıydılar… Her konuya çok yönlü ve eleştirel yaklaşmayı onlar bilir, onlar becerirdi.

Nitekim küreselleşen dünyada ulus devletin sonunun geldiğini önce onlar gördüler.

Avrupa birliği iyi, hele Türkiye gibi bir ülke için çok iyiydi; orasını bir de emeğin Avrupa’sı yapınca tadından yenmeyecekti.  

Türkiye’de 2002 yılındaki muhafazakâr demokrat inkılabı, ardından 2010 referandumuyla gelen demokratik devrimi tespit edenler onlardı.    

Emperyalizm mi? Çoktan bitmişti… Olursa, o da yalnızca askeri işgal gibi durumlarda olurdu.

Ergenekon-Balyoz davalarında tutuklananlara bakıp yüreklerinin yağı eridi… Derin devletle hesaplaşılıyordu ya, gerisi teferruattı.

AKP iktidarı, öteden beri hep dışlanan çevreyi merkeze taşımıştı.

Bugün “Biz saftık kandırıldık, onlar ise saf değil, dolayısıyla yargılanmalılar” diyen cevheri akademi dünyasının derinliklerindeyken onlar keşfedip bu ülkenin düşün yaşamına hediye etmişlerdi.

Sonra ne mi oldu? Ulus devlet, AB, AKP, Yasin Aktay ve en son Trump hepsine bir güzel nanik yaptı.

Biz uzatmayalım; bu kadarı onlara herhalde yetmiştir.

***

“İndirgemecilik” deniyor ya…

Bir solcu sizi indirgemecilikle eleştiriyorsa bilin ki kendisi indirgemeciliğin bir başka biçimine angajedir ve sizde indirgemecilik olarak gördüğü şeyi beğenmemektedir. “İndirgenecekse böyle indirgesin” de diyemediği için indirgemeciliğe karşıtlık havaları atmaktadır.

Örneğin, kapitalizmin yapılanmasında sermayenin sınır tanımayan serbest dolaşımı ile emeğin sermaye kadar olmasa bile daha hareketli konuma gelmesi anlamında “küreselleşme”, bir yapıdır ve beklenen de bu yapının kendine uygun üstyapıyı bu kez küresel ölçekte kurmasıdır.

Ulus devletlere özgü sınırları, kısıtlamaları, engelleri berhava ederek ve sonunda ulus devleti tarih sahnesinden silerek…

Nedir?

İndirgemeciliğin daniskasıdır.     

Bu kadarla kalmıyor…

Öyle denildiği gibi yok olup gitmeyen ulus devletin, geçerliliği nedense hiç tartışılmayan birtakım küresel eğilimlere ve değerlere mecburen boyun eğeceği, en azından bu anlamda “küresel aile” üyeliğini sürdürmek zorunda kalacağı düşüncesi de mekanik determinizmin daniskasıdır. 

O zaman daha açık ve “iddialı” konuşalım: Evet, sınır tanımayan sermaye hareketliliği, piyasa fetişizmi ve ekonomilerin neoliberal yapılanması anlamında “küreselleşme” bir gerçektir… Gelgelelim bu gerçek ulus devletlere, kendi siyasal, ideolojik ve kültürel yapılanmalarını “olumlu” yönde benzeştirme-türdeşleştirme gibi bir zorunluluğu dayatmamaktadır. 

Ulus devletlerin ortadan silindiği bir küreselleşme, bir dönemin ultra-emperyalizm teorileri gibi belki cazip, ama bir o kadar da kâzib (yanıltıcı, uydurma) bir beklentidir.

Ve Erdoğan’ından Trump’ına kadar siyasetçiler bu beklentilere şimdi bir güzel nanik yapmaktadır. 

***

Kapitalizmin her tarihsel yeniden yapılanma dönemi belirli teorileri, beklentileri ve tasavvurları dalga dalga yayar.

Hepsinde “eventüalist” bir yan vardır; yani mevcut durumun mutlaka kesin, pek çok şeye nokta koyan mantıksal bir son uğrağı, nihai bir sonucu olacaktır.

2. Dünya Savaşı’nın ardından yaklaşık çeyrek yüzyıl böyle geçmedi mi? Kuzeyde refah devleti, güneyde ise kalkınma paradigması, sosyal devlet, yeşil devrim (tarım)  ve Rostow’un ünlü aşamaları: Geleneksel toplum-kalkışın ön koşulları-kalkış-olgunlaşma-üst düzey kitlesel tüketim…

İşte buydu…

Sonra küreselleşme, piyasa, yönetişim, ulus devletlerin sonu (arada tarihin de sonu) vesaire gelip çattı…

İşte, bu sefer de buydu…

Bir çeyrek yüzyıl da bununla geçti.

Şimdi bu da bitmiş görünüyor.

Bu durumda “yeni paradigma” ne olacak?

Yani o malum çevreler “işte bu” diye bu kez neyi diline dolayacak?  

Kimi işaretler var; ama bunlar da bir başka yazının konusu olsun…