'Sosyal şizofreni' ve 'toplumsal kurtuluş'



28-05-2017 10:00


Nurettin Abacıoğlu

Önce ve biraz şizofreni…

Hasta şizofren bireyin tedavisi, farmakolojinin konusudur. Ne ki şizofreniyi buraya konu alma nedenim, konunun uzmanı olmamdan değil, toplumsal olarak şizofreniyi çağrıştıran bir algı-kişilik bozukluğu içinde olmamızdandır.

***

Tıbbi terminoloji,Latince ve Yunancadan hayli alıntı yapar. Şizofreni kelimesinin etimolojisine de bakarsak, eski Yunancada “şizo”, “yarılma-bölünme”; “frenos” de “akıl” anlamına geldiğinden, çoğu kez olgunun kendisi “akıl bölünmesi-yarılması” diye özetlene gelmiştir. Bu haliyle adlandırılmayı da Bleuler yapmış veKraepelin’in bu hastalığa koyduğu ad olan “demansiya perkoks-erken bunama” terimini değiştirmiştir.

***

Hastalığın belirti ve bulguları çok karmaşıktır. Dolayısıyla klinik olarak alt bölümlere ayırmak ve yalın biçimde ele almak çeşitli bilimsel çabalara konu olmuştur. En geniş biçimiyle kabul gören alt bölümleme, “pozitif” ve “negatif” belirtiler diye bilinendir.

Karmaşık gibi görünen bu sınıflama, esasen belli bir klinik mantığa oturtulmaktadır. Söz gelimi pozitif belirtiler normal davranış işlevlerinin aşırılaşmasını (olmaması gerekenin varlığı), negatif belirtiler ise normal işlevlerin kaybını (olması gerekenin yokluğu) tanımlamaktadır.

Pozitif belirtiler varsanı-halisünasyon, sanrı, düzensiz konuşma, düzensiz davranış ve uygunsuz duygulanım olarak kendisini gösterir. Belirtilere göre zihinsel işlevler de sırasıyla şöyle sıralanır: Algılama, yorumsal düşünme, dil ve düşüncenin örgütlülüğü, davranış planlaması ve gözlemi ve sonuncu olarak da duygusal tepkiler ve değerler. Yani bunlarda gerçekliği değiştiren bir aşırılaşma vardır.

Negatif şizofreni belirtileri de sıralanacak olursa: Alogia-konuşamazlık, duygusal küntlük, istençsizlik-avoli ve dikkat azalması. Bu belirtilerle ilgili zihinsel işlevlerdeki bozulmalara ya da eksikliklere sırasıyla bakarsak: Düşünce ve dil akıcılığı, duyguların ifadelendirimi, başlama ve sürdürme yetisi ve dikkati odaklama yetisi… kaybolmuş durumdadır.

***

Yazılanların okunması zor mu geldi?

Haydi işi sadeleştirelim…

Başta da ifade edildi; kelime anlamı olarak şizofreni, “bölünmüş akıl” demeye denk düşüyor.

Bölünmüş akıl ile ne mi anlatılmak isteniyor?

"İki farklı kişilik" ya da “karakter” den ziyade "iki farklı gerçeklik" ifade ediliyor.

İki farklı gerçeklik dehşetengiz bir olgudur. Gerçeklik, "gerçek gerçeklik" ve "ikincil gerçeklik" durumlarına ayrılır ve "gerçek gerçeklik" normal insanların kavrayabileceği durumları içerirken, "ikincil gerçeklik" hastaların hayal ürünlerinin sonucudur.

İki farklı gerçekliğin dört ana belirtisi ya da ayırıcı tanısı vardır. Bunları,çağrışımlarda sapma ve tutarsızlık, düşünsel kısıtlılık, düşünce ve davranış arasında ikilemler ve son olarak da dış dünyadan bireyin kendini soyutlayarak içe kapanması olarak sıralamak mümkündür.

Hastalık sonucu beynin hem karar mekanizması hem dehücreler arası fonksiyonel işlevlerin enerji programlaması bozulur. Böylece, beynin önem ve önceliklerini belirlemesi değişime, hayal ile gerçek arasındaki sınırları fark etmesiise yitime uğrar vesonuçta doğru ve yanlış diye oluşturduğumuz standartların bozulması gerçekleşir.

Biraz da sosyal şizofreni…

Şizofreni, bireysel bir klinik olgu sayılsa bile, pekâlâ sosyal bir şizofreniden de bahsetmek mümkündür…

Sosyal ya da toplumsal şizofrenide de tıpkı bireysel akılda olduğu gibi“toplum aklı” ikiye bölünmüştür. Yani fenomolojik olarak sosyale dair gerçeklik, gerçek gerçeklikle, ikincili bakımından bir ikilem ağına düşer.  Tüm insanlık için geçerli "gerçek gerçeklik" ile toplum için geçerli "ikincil gerçeklik" birbirinden ayırt edilemeyen bir kördüğüm haline dönüşür.

Böylece toplumsal çağrışımlarda tutarsızlıklar başlar. Düşünsel kısıtlılık, alan olarak genişler. İnanç ve uygulama karmaşası egemen davranış ögesi olmaya yükseltgenir. Sonuçta, toplumun kendisini, diğer toplumlardan soyutlaması ve içe kapanması gündeme düşer.

Toplumsal şizofrenin en önemli sonucu, toplumun karar mekanizmasının bozulmasıdır. Sosyalin önem ve önceliklerinin yitirilmesi, bu bozulmayı çürümeye dönüştürür. Yine sosyalin doğru-yanlış standartları ve gerçeklik sınırları, hayalin sisinde kaybolup gider.

Örnekleri ne çoktur…

Halkın siyasal seçim tercihleri, sosyal şizofrenin kendini galebe çaldığı yetkin bir alan gibidir. Domates seçimi,adeta bir uzmanlık işi sayılmasına karşın, siyaset temsilcisinin seçimi, onun sırtının sonundaki kılı olmaya kadar ve hiç sorgulanmadan indirgenebilmektedir.

İlke, inanç, gelecek tasavvuru ve toplumun kendine biçtiği değer, sanki kimin öncül, kimin ikincil olduğunun en çorba halini aldığı bir karmaşa alanıdır. Toplumsal olarak doğru-yanlış ölçütlerine, yani hayatın kendisine, kimi zaman töre ve gelenekler yön vermektedir; kimi zamansa popüler kültürün bütün aygıtları bunların tümüne salgısını katmaktadır. Sosyal yaşamın sürdürülmesi, bir yandan kimi simgelere ve bir yandan da konuşma dilindebeş yüz kadar kelimeye sıkışabilirken, bunların yanısıra bilgi ve bilimden uzak olmanın dayanılmaz hafifliği, toplumun kolaylıkla öz değeri olarak kabul edilebilmektedir. Hani bir akademi zat-ı şahanesi çıkıp,mealen ben okumuştan korkarım; cahillik tercih edilecek bir erdemdir demesinde olduğu gibi…

Yemek kültüründe “ortaya karışık” seçiminde belirginleşen “sosyal çaresizlik” kendisini, yaşamın kendisi olduğu sanrısına dönüştüren televizyon dizilerinde, magazin programlarında ve reklamlarla güdülenmede iyice pekiştirmektedir. Sosyal statü, gidilen alışveriş merkezlerine, cüzdana sıralanmış kredi kartlarına, binilen otomobillere, her altı ayda bir değiştirilen akıllı telefonlara ve benzerlerine göre çoktan tayin edilir olmuştur. Oysa bu fanteziler dünyasının dışında yoksul, yoksulluğunu acısıyla yaşamaya devam etmekteyken, varsılın derdi ise birikimine birikim katmanın istikrarını aramayı sürdürmektir.

Toplumun davranış ögelerini kontrol altına almaya çalışan “büyük Türk büyükleri” ile bu zat-ı şahaneler etrafında varlıklarını temayüz ettiren hacı, hoca, vaiz takımının vaazlarına bakılırsa, anlatılan hikayeler ve öğütler ile yarı çıplak mankenleri kedicik sayan görüntüler, sübyancılık dahil, kendi kızına bayılıp giden içler, yani ortaya karışık her türden cinsel fantezi ve pornografik sosyal örüntüler aynı anda, aynı ortamda ve birbirini bozmadan ortak bir kabulün unsurları olabilmektedir.

Azıcık da siyasal şizofreniye dair…

Sosyal yaşamın tezahürleri içinde en belirgin ara yüz kuşkusuz siyasallıktır… Ekonomi-politikle bitişir. Sınıfsallığını, dolayısıyla sermaye ve emek çelişkisini her zaman gözetir. Yani asli hegemonya unsurudur.  Bunun neden olduğu şizofreni de memlekette yaşadığımız olaylar bütünlüğü içinde sergilenmektedir. Dayatanı ise kuşkusuz siyasi iktidar ve kuyrukçusu olan her saik örgütlerdir. Türkiye’nin cumhuriyet tarihinde özel bir yeri olan son on beş yıl da siyasal şizofrenin zirve yaptığı bir zaman dilimidir.

Memleketin kurtuluş ve kuruluş tarihini bir yana koyarsak, gelip geçen bütün nesillerin dinlediği ve halen dinlemeye devam ettiği siyasi meselleri örneklemek yanlış olmaz. Nedir bunlar bir bakalım: “Dış güçler!”, “Kökü dışarıda ideolojiler!”, “Bizi bölmek istiyorlar!”, “Herkes bizim düşmanımız!”, “Cumhuriyet ve laiklik düşmanları!”, “Müslümanız diye kâfirler bizi boğmak istiyor!”, “Bizi ve dinimizi çekemiyorlar!”, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur!” …

Bakılırsa bunlar,“sosyo paranoyak şizofreni” nin en tipik kanıtlarıdır.Örneği bol son on beş yıllık dönemi “ekşi sözlükten” birkaç alıntıyla tamamlamak ise en iyisidir.

- İsrail, hükümete göre hem terörist devlettir ve hem de dostumuzdur…

- ABD Ortadoğu da hem kan içicidir ve zat-ı şahaneleri BOP’ un eş başkanıdır…

- Halep’te bir yandan “Müslümanlar katledilirken”, sonuçta “Halep militanlardan temizlenmiştir”.

- Mavi Marmara’ya hükümet ve baş yetkili “otorite olarak” izin vermiştir; ancak Mavi Marmara giderken onlara sormamıştır…

- Egemenlik hakkı olarak Rus uçağı düşürülmüştür. Olursa bir daha düşürülür. Ama uçağı düşürenler Feto’cudur.

- Geziciler darbeci, Berkin Elvan terörist, Suriye'dekiler zulme başkaldıran muhalifler, Işid öfkeli gençlerdir.

- Fransa'da terör olunca "sizin istihbaratınız yok mu?"; Türkiye'de olunca sorumlusu "üst akıl" dır.

- CHP duruma göre Rusçu ya da Esad'çıdır. Komünistler Moskova'ya ama AKP Şangay’adır.Putin dostumuz olup, Suriye'de rejimin değişmemesinde anlaşma olabilmektedir.

Bu birkaç örnek bile onlarcasının yanında ziyadesiyle fazladır… Çıkan sonuç, "eylem ve ters söylem, toplumsal bir şizofrenidir" ise işin kendi ahkamına uygun bir sona bağlanması gerekmektedir.

Toplumsal kurtuluş…

Bu denli şizofrenik ve klinik tablo tanımladıktan sonra, kenara çekilmek olamayacağına göre ve sosyal şizofreniye tutulmuş, koşulsuz destek veren bunca seçmen de ortada dururken,“ne güzel, teşhisleri tamam ettik ve geldik son söze” demekten başka çare bulunmamaktadır…

Bu travmaları yaşamasına karşın, halen aklını yarılmadan uzak tutmaya çalışan, bütünün yarısı koca bir ahali ortada durmaktadır.

Yeni rejim dayatmalarına aklıyla ve tutumuyla direnenlerin mutlaka bir çıkış yolu da olmalıdır.

Gezi, 7 Haziran ve Referandum hadiseleri bu ahali kesiminin ne denli diri ve Cumhuriyet değerlerine sahip olduğunun örneğini sergilemektedir.

Cumhuriyetin,neoosmanlı versiyonu değil, emek ve emekçiyi önceleyen yeni bir kurtuluş ve kuruluşa ihtiyacı olduğu, şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.

Öyleyse yapılması gereken, bu enerjiyi biçimleyecek bir siyasal merkez ve gücü örgütlemek ve halkın iktidarına giden yolu hep beraber yürümek gerekmektedir.

Bu tekil bir odak değil, geniş bir cephedir.

Güneş ufuktan şimdi doğar; yürüyelim arkadaşlar…

 

nuriabaci@gmail.com