Solda birlik isteyenlere



02-09-2014 09:32


Erkin Özalp

Sosyalistlere en çok sorulan soru 30 yıldır değişmiyor: Neden birleşmiyorsunuz?

Kendilerini sosyalist sayan herkesin katılacağı bir anket düzenlense, büyük olasılıkla, “solun birleşmesi gerekir” diyenler çoğunluğu oluşturur.

Örgütlü sosyalistlerin pek çoğunun birlik tartışmalarına şu ya da bu ölçüde soğuk bakmasının son derece pratik bir nedeni var: Yine 30 yıldır, birlik girişimlerinin büyük çoğunluğunun başarısızlıkla ve hatta yeni bölünmelerle sonuçlanmış olması.

Buna karşın, sosyalist solun Gezi Direnişiyle birlikte harekete geçen toplum kesimlerine öncülük etmeyi başaramaması, 30 Mart yerel seçimlerinde alınan sonuçlar ve sonrasındaki gelişmeler, sosyalizm mücadelesinin, tek tek her bir sosyalist örgütün (bugüne kadar olduğu gibi) kendi başına bir şeyler yapmaya çalışması yoluyla güç kazanabileceği düşüncesini zayıflattı. “Birlik ihtiyacı” daha fazla dillendirilmeye başladı.

EHP, EMEP, Halkevleri, Halkın TKP’si, KP ve ÖDP üyelerinin de katılımıyla 30 Ağustos Cumartesi günü Ankara’da gerçekleştirilen toplantı, bir yandan güncel birlik beklentisinin sosyalist örgütler üzerinde etkili olduğunu gösterirken, diğer yandan bu beklentinin kendisini de güçlendirdi.

30 Ağustos toplantısını önemli kılan nedenlerden biri de şu: Daha 25 Ağustos’ta, ÖDP’nin girişimiyle ve aralarında EHP ile Red Dergisi’nin de bulunduğu bazı güçlerin katılımıyla kuruluş çalışmaları yürütülen Birleşik Muhalefet Hareketi’nin çerçeve metin taslağı açıklanmıştı. Bir başka deyişle, Birleşik Muhalefet Hareketi’nin bileşenleri, diğer sosyalist örgütlere ve bireylere, “birlikte mücadelenin zeminini oluşturduk işte, sizi de bekleriz” demek yerine, daha geniş bir birlikteliğin oluşturulması için çaba harcıyor.

Yine de, bugüne kadarki deneyimler göz önünde bulundurulduğunda, bu yeni girişim hakkındaki tutma ihtimali en yüksek tahmin belli: “Buradan bir şey çıkmaz!”

Toplantıya katılanlar arasında bile böyle düşünenler ve dahası yakın çevrelerinde bu düşüncenin propagandasını yapanlar mutlaka vardır.

Oysa, yine bugüne kadarki deneyimlerin gösterdiği üzere, bu tür yerlerden bir şey çıkmaması, başka yerlerden bir şeylerin çıkmasını kolaylaştırmıyor.

Sosyalist soldaki temel bir sorun, çok kısa yazmak için çok fazla kabalaştırarak, şöyle tarif edilebilir: Tek tek sosyalist örgütlerin ve onların üyelerinin, dar ve içe kapanık “sosyal çevre”ler oluşturmanın ötesine geçmekte zorlanması... Tezlerinin ve somut politika önerilerinin tartışılmasını, sınanmasını, geliştirilmesini ve daha geniş kesimlerce desteklenmesini sağlayabilecek olan mücadele zeminlerinden yoksun olmaları...

Kısaca “birlik sorunu” diye adlandırılan sorun da, sadece sosyalistlerin yan yana gelmesiyle çözülemez. Asıl gereksinim duyulan şey, bir araya gelmenin, daha geniş ortak mücadele zeminlerinin yaratılmasını sağlaması.

Rusya’da, 1917 Ekim Devrimi öncesinde, Bolşeviklerin güç kazanmasını sağlayan kurumlar vardı. Bunlar, devrimden kısa bir süre öncesine kadar başka siyasal güçlerin ezici ağırlık sahibi olduğu “sovyet”ler, yani halk konseyleri ya da meclisleriydi. Bolşevikler, “Tüm iktidar sovyetlere” sloganını, henüz bu kurumlarda hayli zayıfken ve güç kazanabilmek için atmıştı ortaya!

Tek başına 30 Ağustos toplantısından Türkiye’nin sovyetleri çıkamaz elbette.

Ama bu girişimden anlamlı sonuçların çıkabileceğini, aslında inançsız olanları da dahil olmak üzere tüm katılımcılarına hissettirmek mümkün!

Kanımca, en büyük görev, iyi niyetli bir şekilde sosyalist solda birlik isteyenlere düşüyor.

Elbette, tam olarak bu şekilde gerçekleşeceğini düşünmemiştik... Elbette, toplantı katılımcılarından en azından bazılarının “asıl niyet”leri tartışmalı olabilir... Elbette, henüz pek çok önemli konu aydınlatılmamış durumda... Elbette, çok çok önemli bir sürü başka şey var...

Ne var ki, tüm bunlar, olumlu şekillerde de yorumlanabilir: Zaten, tam olarak bizim düşündüğümüz şekilde bir araya gelinmesi olasılığı pek yoktu... Zaten, önemli olan, “asıl niyet”leri ne olursa olsun, katılımcıların, kendilerini bir araya gelmek zorunda hissetmiş olması... Zaten, “her şeyi aydınlatmaya” kalkışsalar, ne memnun kalırdık ne de bize gerek kalırdı... Zaten, çok çok önemli bir sürü şeyi ancak ortak bir zemine sahip olabildiğimizde gerçek anlamıyla tartışabiliriz...

Ortada iki seçenek var: Başarısızlığa oynamak ve büyük olasılıkla haklı çıkmak, ya da başarısızlığı göze alarak, önümüzdeki somut girişimin kendisi başarıya ulaşamasa bile gelecekte benzer girişimlerin daha sonuç alıcı olmasını sağlayabilecek olan katkılarda bulunmak.

Daha somut olarak, şunu kastediyorum: Sosyal medya kanalları aracılığıyla yapılacak olan yorumlar, eleştiriler ve “beğenme”ler de dahil olmak üzere her tür somut katkı, kişisel birer tavır beyanı olmanın ötesinde, sosyalist soldaki birlik arayışının nesnel zemininin ne ölçüde güçlü olduğu konusunda herkese fikir verecektir.