Sembol ve rejim



21-06-2016 08:27


Ebru Pektaş

RTE’nin kızı Sümeyye Erdoğan’ın yönetim kurulunda yer aldığı bir dernek, Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM). İşte geçtiğimiz hafta bu derneğin Başkanı Sare Aydın Yılmaz’ın bir makalesi üzerine kimi tartışmalar döndü. En özetiyle konu şu:

“…(Cumhuriyet’in kuruluşunda) Türkiye gibi nüfusun yüzde 99’unun Müslüman olan bir ülkede İslam’ın kadına ve erkeğe yüklediği gerçek rollerden bağımsız, Batı kültürlerinin ortaya koyduğu oryantalist bakış açısı ile kavramlaştırmıştı(…)Cumhuriyet dönemi modernleşme faaliyetleri kapsamında “göstermelik” olarak kullanılan kadınların, kamusal alanda modern bir görüntü sağlamak amacıyla kıyafet tarzları denetime tabi tutuldu, baş örtüsü modernliğe aykırı olduğu için yasaklandı…”(abç)(1)

Gerçekten çok eğitici bir çalışma olduğunu belirtmek gerek. Bir kere, nüfusun % 99’unun Müslüman olduğunu belirterek konuya giren, doçent akademik ünvanlı Başkan Sare, bize hem liberal tezlere hem de kahvehane muhabbetlerine ne kadar hakim olduğunu göstermekte. Takdire şayan.

Ayrıca okuyucusunu kimi sorulara sevk ediyor. Eh bu da iyi bir şey. Benimkiler şöyle:

‘İslamın kadına ve erkeğe yüklediği gerçek roller’ tam olarak nelerdir? Sözgelimi erkek eli değmiş olabileceği için fabrikasyon iç çamaşırı bile giyemeyen kadınların olduğu cemaatler mi model alınmalı?

Yoksa yobazların hüccetü’l-islamı İmam Gazali’nin dediği gibi “kadın evde oturmalı, kocasından izinsiz dışarı çıkmamalı, komşularla sık sık görüşmemeli, fazla konuşmamalı, her işinde kocasını memnun etmeli, kocasının bütün ahbaplarına yüzünü örtmeli” çerçevesi daha mı uygun?(2)

Ya da erkek çok eşliliğini Kuran’ı referans göstererek savunanları mı dinlemeli?

Devamla, gerçek bir Reis tutkunu olan Başkan Sare, yazdıklarıyla bir bakıma ‘ölünün üstünde tepinerek’ nasıl zevk çığlıkları atılabileceğini ortaya koyuyor. Ölü derken kastımız Cumhuriyet.

Cumhuriyet’in kadını ‘kullandığı’, onu bir vitrin olarak gördüğü tezi, aslında liberal varyantlarıyla birlikte yıllarca ‘resmi ideolojiyle hesaplaşma’ adına savunuldu.  

Cumhuriyet için kadın ‘piyon’du (Kandiotti); ‘araç’tı(Berktay), ‘simge’ydi(Tekeli), semboldü(Durakbaşı) vs.(3) Ayrıca tartışılır, buna ilerleyen yazılarda değineceğiz.

Ancak bu tezleri savunanlar bile ‘kamusal alanda başörtüsünün yasaklandığı’ gibi gerçek bir cehalet ürünü olan varsayımlara başvurmadılar.

“Kadınların başının açılması çok önemliydi. 1908-1918 arasındaki II. Meşrutiyet dönemimde kadınlar peçelerini açabilmek, onları havaya fırlatmak için çok büyün mücadeleler verdi. 1908’de peçe kaldırıldı ama örtüler kalkmadı. O dönemin kadınlarında türban vardı ama saç görünüyordu, hiçbir şekilde boyunları kapalı değildi...

Şapka kanunu vardı ama kadınların örtülerini açmak toplumda büyük tepki alırdı. Cumhuriyet reformları sadece şapkadan ibaret değildi; hilafetin kaldırılması, diğer reformlar nedeniyle zaten başka alanlarda büyük çelişkiler yaşanıyordu. Bir de kadın kıyafeti üzerine bir kanun çıkaramazlardı. (İstisnası kadın-erkek kamu çalışanlarına yönelik kılık-kıyafet yönetmeliğidir-EP)

Kadınlar 1870’lerden itibaren kadın giyimine yönelik fetvalardan, müdahalelerden yılmış ve buna karşı büyük mücadeleler vermişlerdi. Cumhuriyete gelene kadar kadınların başını açmak istediği biliniyordu; bu konuda seçim kadınlara bırakıldı ve şehirlerdeki kadınların çoğu başını açtı ”(4)

İslamcılık, Cumhuriyetten önce giyimden kamusal görünürlüğe, evlilik ve eğitime hayatın her alanında kadınlara karşı ciddi yaptırımları olan bir erk sahibiydi. Tam da bu nedenle Devrimin kadının giyimiyle ilgili yasaklar koymamasına rağmen önce bu ‘erk sahiplerine’ şapka giydirmeyi istemesi bu iktidar kavgasının sembolik bir dışavurumu olarak da görülebilir. Kadının giyimiyle ilgili ise hiç de bu türden bir radikalizm sergilenmemiştir.

Bir de konu ‘kadınların kullanılmasından’ açılmışken şu feryada kulak tıkamak olmaz herhalde:

“(90’larda) Genç kızları ‘erkeklerle birlikte okudukları okulları’ terk etmeye çağıran yazarlar, akademik kariyer edinme çabasına girdiler. Modernist çekirdek aileye karşı Müslüman kadını ‘ikinci eş’ olma eylemine teşvik eden yazarlar, bu tecrübelerle mutsuz olan kadınların hikayelerini bir çarpılma ya da çarpıtma, hatta bir geri çekilme ve yeniklik olarak okumayı yeğlediler.” (5)

Son olarak yazımızı birkaç soruyla haftaya devredelim:

Bugün AKP rejiminin ‘sembol’, simge ya da vitrin olarak kadını kimdir? Örneğin AKP rejimi en sıkıştığı yerde, Gezi direnişi gibi milyonların iktidara kafa tuttuğu yerde neden bir ‘türbanlı bacı’ hikayesi uydurmuştur? Niye karşımıza çıka çıka ‘türbanlı bacı’ çıkmıştı?

1. Cumhuriyet dönemi kadın hakları 'göstermelik'

2. Muhafazakarlığa Karşı Feminizm, Handan Koç, Güldünya Yayınları(2015), s.33

3. 75 Yılda kadınlar ve Erkekler, Türkiye İş Bankası Yayınları, s.3 ve s.31 Ayrıca bkz. “II. Meşrutiyet’in Cumhuriyet’e Mirası: ‘Makbul kadınlar’”, Cemile Burcu Kartal, İ.Ü SBF dergisi(Mart 2008)

4. http://www.obarsiv.com/pdf/YaprakZihnioglu_NB.pdf

5. Bir Hayat Eleştirisi: İslamcılık, Cihan Aktaş, Kapı Yayınları(2007), s.22--