Rilke’den Mektup



25-09-2016 12:24


Can Aksel Akın

Şiirleriyle birçok besteciye ilham veren, ünlü Alman şairi Rainer Maria Rilke (1875, Prag- 1926, Montrö) aynı zamanda mektuplaşmalarıyla da ünlüydü. Anlatıları, romanları, sanat ve kültür hayatı üzerine yayınları, tercüme çalışmaları bulunan sanatçı hakkında, germanist, Kurt Oppert’in 1926 yılında tanımladığı özel bir durum da söz konusudur. Rilke, şiirine konu olan varlıkların içsel konuşmaları ve kendi kendini ifade etmesi Oppert’in ilk kez kullandığı ve sonrasında yaygınlaşan “Dinggedicht” terminolojisi ile açıklanmaktadır. Ünlü edebiyatçının mektuplaşmaları da edebi eserleri arasında kabul edilmektedir.

20. yüzyılın ünlü besteci kişilikleri, Alban Berg, Arnold Schönberg, Hanns Eisler, Kurt Weill, Paul Hindemith, Leonard Bernstein, Kryzsztof Penderecki ve daha birçok başkalarının Rilke’nin şiirleri üzerine yaptığı besteler, sanatçıya müzikal olarak da verilen değeri yansıtıyor. Rilke’nin,  İsviçre Alpleri’nin arasında bulunan küçük dağ köyü Soglio’dan hayranı olan bir kadın için yazdığı mektubunun çevirisi, 20. Yüzyılın başında Avrupa’da sanata yaklaşımın bir kısmını özetlemektedir:

Soglio, İsviçre

2 Ağustos 1919

Değerli Hanımefendi, ifade etmek isterim ki, bana yazdığınız satırları daha iyi ve en net yanıtlamak adına, sizi yazmaya yönelten içtepiyi ne kadar iyi anladığımı garanti ederim.

Sanat (ç.n. Burada kullanılan terim: das Kunst-Ding) hiçbir şeyi değiştiremez ve iyileştiremez, bir kez ortaya çıktığı andan itibaren, insanın karşısında tıpkı doğanın olduğu gibidir. Kendi içerisinde (tıpkı bir havuz gibi) tam ve sadece kendisiyle ilgilidir. Eğer isterseniz bunu alakasız ve hissiz olarak da ifade edebilirsiniz.

Ancak biliyoruz ki bu hissizlik, yalnız olana ifade edilemez haklılığı tanıyan sanatsal eserlerin toplandığı sonsuz teselli dolu bir hazine odasının anahtarıdır aynı zamanda. Acı çekme ve sevinme gibi iki farklı kutuptaki duygular ve belirlenmiş, bastırılmış doğal arzular da ortak insani değerlerden oluşmaktadır.

Biliyorum, hayatta belirli anlar vardır, belki de yıllar. Bunlar yalnızlığın benzerleri arasında artık itiraf bile edilemeyecek dereceye ulaşmasını sağlar. O anlar, keyfi olmayan, uçucu malum birliktelikler burada kast edilenlerdir.

Doğanın bir insana yaklaşmaya gücü yoktur. İnsanın kendi enerji ve kuvvete ihtiyacı vardır ki doğayı farklı bir şekilde yorumlayabilsin, insani olana çevirebilsin ve bir kısmını kendine kazanabilsin. Ne yazık ki temele yalnızlaşmış birisi bunu yapamaz. O, adanmış olmayı ister, şartsızdır, herhangi bir karşı duruş, direniş gösteremez. Bir insanın canlılığının en dip noktasında ağzını uzatılanlara açmak istememesi gibi, bu noktada insanın isteği ve yapacakları da esir olmalıdır.

Bundan sonra da, katı olarak ele alındığında hayatında, hiçbir şey değişmeyecektir. Bir sanat eserine, onun hayatı iyileştirmeye yardımcı olabileceğine inanmak abartılı olacaktır. Ancak bir sanat eseri: insani gerilimleri, dışarı yansıtmadan içinde taşıdığı içsel yoğunluğu genişlemeden sadece varlığı ile ifade etmesini, hayal kırıklığını yansıtmasını, arzularını, taleplerini, hedeflerini, değerlerini ifade etme ve bu değerlere ulaşmak için sergilediği aşkı, başkaldırıyı, görevlendirmeyi sergilemektedir. Burada sanat (işi değil aslında) vicdanlıdır. Kendisi ile terk edilen insan arasında ilahi aldatmacaların bir benzeri oluşur. Bu şekilde zamanın başlangıcından beri “tanrısal olan” iletilmiş, desteklenmiştir.

Alçak gönüllü olmadan açıklayacağım, mektubunuz gerçekten bana hitap etti, benimle konuştu adeta ve mektup yazarından, benimle arzulanan şekliyle, adımın yazıldığı benle..., kendi açıdan belirsiz olmak istemedim ve cümlelerimizin çatışmasını istemedim, gerçekler ve yaşanmışlıklar bu hassasiyeti yarattı.

Sonunda çocuğunuzdan bahsetmeniz, mektubunuza güven veren bir dönüşüm oluşturdu. Bunu asla ret etmeyeceğim, ben de yanıt vererek güvenle kabul ediyorum. Eğer kendinizi iyi hissettirecekse çocuk hakkında ve kendinizden sayfalar dolusu bahsedin. Eski moda insanlardanım, mektup benim için güzel ve değerli iletişim araçlarından biridir. Tabi ki bu yaklaşım, yapabileceklerimin üzerinde zorlayabilir beni. Aylarca iş (savaş yıllarındaki gibi) daha fazlaca “secresse d’ame” beni susturabilir ve sessiz olmamı sağlayabilir; ama buna karşılık insani ilişkileri tutumlu ve fiziksel varlık ile değil, doğanınkilerle değerlendiriyorum. Eğer arzu ederseniz bu mektubu bundan sonrakiler için bir bağlantı ve randevulaşma olarak kabul edin. Uzun süre uzak kalacağım ancak sizin için uygunsa her zaman var olacağım, bilerek, paylaşarak. Tıpkı bugün ilk kez yanınızda olduğum gibi.

Rainer Maria Rilke