Politik Alan - VI



24-09-2017 00:30


Ercan Gündoğan

Kısa bir aradan sonra “politik alan” yazılarımıza devam ediyoruz. Önceki yazılarımızda, bu alanın tanımlayıcı özellikleri ile başlayıp, kamusal alan ve ittifak sorunlarıyla devam etmiştik. Bu yazının konusu ise, politik alanın “ölçek” sorunudur. 

Ölçeklerimiz, yaygın kabullere göre ve “kabaca”, yerel, ulusal ve uluslararası olmak üzere üçe ayrılabilir. Ya da, yerel, bölgesel, küresel olmak üzere. Politik ilişkilerle kurumların her ölçekte farklı olduğu, ancak özel bağlantılarla bir bütün oluşturduğunu da söyleyebiliriz. Bu bütünlük ise, henüz yeterli düzeyde kuramsallaştırılmamıştır. 

Bu kuramsallaştırma çabaları içinde, örneğin E. Wallerstein’ın , “merkez-çevre-yarı çevre” kavramları kullanılanarak parçaları bütünlük içinde görüp birbirine bağlayabiliriz. Ya da, yine örneğin, Lenin’in “zayıf” halka ve “emperyalist zincir” kavrayışlarını kullanabiliriz. Elbette, “bağımlılık” ilişkileri kuramı da parçaları birleştirmeye yardımcıdır. Ya da, örneğin, fazla kuramsal olmadan, dünyayı büyük bir belediye olarak kabul edip, ülkeleri ilçe belediyeleri, alt-birimlerini muhtarlıklar olarak da düşünebilir, parçalar ve oluşturdukları (ya da içinde yer aldıkları) bütünü aynı anda görebiliriz. 

Dikkat edilirse, hangi kavramlarla düşünürsek düşünelim, her ölçekte farklı politik birimler ve alanlar görüyoruz. Birinde örneğin Birleşmiş Milletleri, birinde “egemen ulus devletleri”, birinde de belediye ya da kırsal yönetimleri.  Ölçekten ölçeğe geçişte, yüz yüze ilişkilerin, sınır kavramının, egemenlik ya da politik yetki seviye ve içeriklerinin değiştiğini hemen görüyoruz. Ama hala, tüm küreseleşme dinamiklerine rağmen, “egemen ulus devlet”in yetki ve sınır konusunda hakim olduğunu da. Bu ölçek, esas iktidarın yoğunlaşıp kurumsallaştığı ölçek olup, ister üzerine, ister altına, yetki devreder, aktarır. Burada, “yetki” kavramının “iktidar” kavramı içinde anlaşılabileceğini vurgulamamız gerekir. Yetki iktidarı olan tarafından verilir ve geri de alınabilir. egemen ulus devletin üstüne ya da altına verdiği, aktardığı yetki, kendi iktidarından kaynaklanır. Birleşmiş Milletlere ya da altta belediyelere verilen, aktarılan yetkinin garantisi yoktur.  

Politik alanın farklı ölçekler üzerinde oluşumu, temelde olmasa bile, politikanın biçimsel farklılaşmasını getirir. Bu farklılaşma ise, karar alma seviyeleriyle ilgili olup, her zaman bir kademelenme içinde varolur. Üst düzeyde, orta düzeyde ve yerel düzeyde karar alma kademeleri gerçekleşir. Ancak kararlar arasında etki bakımından bir “önem” ve “etki” kademelenmesi de söz konusudur. Bu demektir ki, üst düzeyde, uluslararası ya da küresel düzeyde alınan tüm kararlar aynı önem ve etkide değildir. Kararların gücü için, karar alıcıların da önemli ve etkili olması gerekir. Örneğin etkili kararı IMF ya da BM Güvenlik Konseyi alabilir. Ancak bu birimlerin aldığı kararlarının gücü de belli güçte olan ülkelerin gücünden kaynaklanır.

Farklı ölçeklerdeki parçaların bir bütün içinde yer alması ya da bir bütün oluşturması demek oluyor ki, aslında iktidar kademelenmesi biçiminde gerçekleşiyor.  Farklı ölçekteki politik alanların kademeli birlikteliğinde esas tayin edici öğe ise, tüm devletlerarası ilişkilerden çok, büyük devletler arası güç ilişkileridir. Diğer devletlerin “büyüklerle” uyumlu ilişkiler geliştirmesi de beklenir. Uyumsuzların “yukarıdan” bir dönüşüm baskısı yaşayacakları ve çoğu durumda çaresizce direnişe geçecekleri de açıktır.

Politik alan için “kabaca” üç ölçek kabul ettik. En üst ölçekte “büyük devletler” tayin edici, bir altı ki daha geniş bir katmandır, “egemen ulus devletler” ölçeği olup esas “iktidar” alanıdırlar. Alt ölçek ise, her türden ulus-altı bölgeler ve yerel birimlerden oluşup, daha gerçek iktidar alanları olarak görülmekle birlikte, en güçsüz politik alanlardan oluşur. Bu alanın görece daha somut ve yüzyüze ilişkileri kapsaması, bir anlamda gerçek yaşamın mekansal ölçeği olması, bireyi hem mikro politik alanlarla hem de bütünle bağlantısı zayıf “parçalarla” ilgili hale getirir. Bireyi bütüne bağlayan, ulusal ölçekte gerçekleşen tartışmalar yanında, ki ulusal medya bu olanağı sunar, esas olarak ulusal devletin yerel uzantılarıdır. Uzantı olmayan ve Batı ülkelerinde olduğu gibi, görece daha özerk birimler ise, “yerel politika” ya da “kentsel politika” diyebileceğimiz, kısıtlı, yalıtık ama katılımcı ve çoğulcu bir politik alandır. Bu ölçek ne abartılmalı, ne de küçümsenmelidir. Yerel mücadeleler kendi içinde kaldığında bu ölçek sınırlarına ulaşır, ama, bölge ve ülke ölçeğine bağlanabildiğinde, ulaşabilidğinde, daha geniş ve kapsayıcı mücadelelerin parçası ya da ateşleyicisi de olabilir. Elbette, bu ölçek toplumsal dönüşümün nihai olarak gerçekleşmesi gerek alandır da. Burada kasttetiğimiz, hem nicelik hem nitelik olarak bu ölçek ve alanın etki olarak doğal sınırlara sahip olmasıdır.

Politik ölçeklerin birbirine bağlanmasında, devletin örgütlenmesi ve ulusal medyadan daha önemli öğe elbette, yerel ölçekte gerçekleşen piyasa ilişkilerinin ulusal ekonominin parçaları olma zorunluluğundan kaynaklanır. Politik ölçekler piyasa ölçekleriyle tam olarak örtüşmese de, bir uyum oluşturur. Kent politikası ve kent ekonomisi örneğinde olduğu gibi. Tüm farklılaşma olanaklarına rağmen, bu ölçekler, ulusal ve küresel ölçeklerle de bir uyum oluşturur. Açıklayıcı en basit örnek, kapitalist Batı ülkelerinde alınan “neo-liberal” politikaların ülke ölçeklerinde nasıl karşılandığı ve oradan da yerel ekonomi ve politikalara doğru nasıl yaşam bulduğudur. Okuyucu bu silsileyi elbette tersten de okuyabilir. Yerel ölçeklerden ulusal ve küresel ölçeklere doğru. Ama, sistemin ve bütünün önceliğini dikkate alarak. 

“Ekonomi” bakış açısıyla yapılan ve küreselden yerele geçişi gösteren kavram ve kuramlardan yukarıda bahsettik. Politik ölçek geçişleri için de benzer bir kavramsal sisten kullanılabilir. Lenin bu ekonomi-politika ölçek bağlantılarını hem ulusal sorun hem de emperyalizm kapsamında yaptı: Emperyalist devletler ve onların ezdiği halk ve uluslar örneğinde olduğu gibi. Bilindiği gibi bu kapsamdan, daha ileriye gidip, merkezdeki anti-kapitalist mücadele ile, çevredeki anti-emperyalist mücadeleleri birbirine bağlamaya çalışmış, başarılı da olmuştur. 

Bu gün yapmamız gereken, küresel-ulusal ve yerel, ya da küresel-bölgesel-ulusal-yerel (bölgeler elbette ulus üstünde de altında da “tespit” edilebilir) ölçekler bağlantısını yeni gelişmeler kapsamında yapmaktır. Şimdilik bu yazıda ve devam etmek üzere, bazı tespit ve önerilerde bulunarak bir giriş yapmış olalım:

Küresel sistem, uluslararası sistemden farklı olup, bu sistemin içinden ve ona karşı olarak gelişmektedir. Bu sistemin dinamikleri zaman zaman geri çekilse bile, neo-liberalizmden bağımsız yönlere de sahiptir (Örneğin şu anda neo-liberal temelli bir küreselleşmeden, görece daha neo-merkantilist bir senteze dayalı bir küreselleşmeye geçilmektedir). Bu sistemde alt birimler sadece veya öncelikle “egemen ulus devletler” değildir. Onların birliktelikleri,, alt parçalarıdır örneğin. Eski politik ve ekonomik sınırlara dayalı tüm stratejiler nesnel olarak zayıflamaktadır.

Bu gün ulus devletlerin çok azı istikrarlıdır. İstikrarlı olanların bu istkirarı sürdürmeleri tarihsel olarak ekonomik zenginlik elde etmiş olmalarından kaynaklanıyor. Parçalanma ve küçülme olasılığı en gelişmiş ve “istikrarlı” ülkeler için bile geçerlidir. Ayrıca, mevcut “ulus devletler” içinde sadece yoksulluk değil, zenginlik de bölünme ve ayrılma nedeneleri arasındadır. 

Mevcut “ulus devletlerden” çıkacak parçalar küçük belediye benzeri devletler biçiminde de olabilir, başka parçalarla birleşen yeni bölgesel devletler biçiminde de. Bu nedenle, devletlerarası çatışma ve savaşların büyük ölçüde bölgeselleşen iç savaşlara dönüşeceği, dönüştüğü açıktır. Küreselleşme sistemik olarak, yerelleşme ve bölgeselleşme süreçleriyle birlikte gelişmektedir. Aslında küreselleşme bölgelerin ve yerelliklerin ortaya çıkmasıyla gerçekleşen bir süreçtir de. Sadece sistemik etki değil, yeni parçaların oluşmasıyla ortaya çıkan bir süreçtir de. 

Ancak, küreselleşmeye yönelik abartılı yorumların tersine, ulus-devletler tarihsel olarak kısa sürede yok olacak birimler değildir. Ulusal ölçekler (bölgesel ya da yerel anlamda bile olsa), ulusal burjuvalar ve pazarları olduğu sürece yok olamaz, sadece içerik ve biçim değiştirirler. Bu tür birimlerin ortadan kaybolması, ancak, küresel düzeyde sosyalist ekonomi kurulduğunda olanaklı olabilir. Elbete, bu aşamada bile, ulus devletlerin yerine yerellikler, bölgeler, ağlar olacaktır.

Yerelleşme, yerel politika ve ekonomilerin ön plana çıkması ya da yeni yerel birimlerin gelişmesi, yerel birimlerin ekonomi ve politikalarını önemli hale getirdi. Yerellik ve yerelleşme, fiziksel mekanın “doğrudan” kullanımını, ki bu mekana artık toplumsal mekan olarak bakmayı gerektirir, politikanın en önemli konularından biridir. Her şeyden önce “günlük yaşam”, bu yaşamın gerçekleştiği mekanlar, “zaman ekonomisi” bilincine sahip Marksistlerin aynı zamanda bir “mekan ekonomisi”ne de sahip olmaları gerektiği anlamına gelir.  Marks en önemli mücadele alanı olarak, çalışma saatlerinin düşürülmesi mücadelesini görüyordu. Zamanla oynamanın mekanla da oynamak olduğunu sosyalistlerin daha fazla düşünmesi gerekiyor. Toplumsal dönüşümün toplumsal olarak zaman ve mekan kullanımının dönüştürülmesi anlamına geldiğini vurgulayalım ve başka bir ölçek geçişi sorununa değinerek, yazımızı şimdilik bitirelim:

Tüm “enternasyonalist” ilkelere rağmen, sosyalist “mücadelenin” tek tek “ulusal” ölçeklerde ve çerçevede düşünülmesi (ki bizzat Marks ve Engels'ten gelen bir “tespit” üzerine böyledir), “ulusal”ın yanında ve gittikçe ötesinde, küresel-bölgesel-yerel ölçeklere bölünmüş, bölünmekte olan bir ekonomik ve politik coğrafyada, sadece eksik ve yetersiz değil, sosyalizmin bilimselliğine de uygun değildir. Çünkü “mücadelenin”, “sorunların”, ekonomik ve politik mekanı değişmiş ve değişmektedir. Bir ABD'li sosyalistin sosyalist mücadelesi ve bu mücadeledeki ufku, örneğin, Meksikalı ya da Kanadalı sosyalist mücadele ve hedeflerden ayrı ve bağımsız düşünülebilir mi? Burada söylemek istediğimiz, sadece “dayanışma” ilişkisi kurmak değil, birlikte ve ortak hareket edebilmektir. Daha açık yazalım, Meksika ve Kanada'nın sosyalizm mücadelesi ve hedefleri olmadan, ABD sınırları içinde sosyalizm kurulamaz. Her ulusal çerçevede ayrı ayrı mücadele edilse bile, ortak ve eşgüdümlü bir mücadele olmadan, zaman olarak önce bir tekinde  sosyalizmin iktidarı alması bile hem zor hem de kalıcılıktan yoksun olacaktır. 

Bu yazının okuyucusu, politik alanın ölçekleri ve içiçe geçmişliğini düşündüğünde, Türkiye'nin örneğin sadece Kürt sorununun, sosyalizm için ne büyük olanaklara sahip olduğumuzu düşünecektir. 

Okuyucu aynı zamanda, Amerikan merkez bankası FED'in son yıllarda aldığı kararların, dolar için faiz arttırımı ile küresel düzeyde (yani ulusal ve yerel ölçeklerde de) dolar bolluğu döneminin yavaş yavaş bitmesi demektir, Türkiye'nin İstanbul ve Ankara belediyelerine kadar, nasıl bir ölçek geçişine sahip olduğunu da görecektir. Bu “küresel” politika değişikliği, yerel ölçeklerde, örneğin KadirTopbaş ve Melih Gökçek belediyeciliğini gereksiz ve sorunlu kılar. Boş yerlere beton dökme (AVMler, duble yollar, havaalanları, yığın halinde konutlar) dönemi bitmiştir. Akıldışı yönetim, “populizm” artık ekonomik temellerini kaybetmeye başlamıştır. Öyleyse belki, varsa “gerçek” para, ki yoksa borç halinde vardır, betondan “milli” savunmaya gidebilmelidir. 

***

Politik alanın ölçekleri ve birbirlerine nasıl bağlanacakları konusuna şimdilik giriş yaptık, devam edeceğiz.