Politik alan - IX



22-10-2017 00:03


Ercan Gündoğan

Sosyalist politikanın baş sırada yeralan sorunu sosyalist iktidarın kurulmasıdır. Bu iktidar devrim ve sonrası için oldukça nettir. Net olmayan devrim öncesi durumdur.

Net olmaması, iktidarsız olanların iktidar öncesi güç biriktirmesi, sosyalizm için erken bazı biçimlerin geliştirilmesi ve topluma devrimden önce kendini kabul ettirme sorunudur. Bu kapsamda, daha önce neler önerildi, kısaca bakalım:

Bir, devlet iktidarı öncesinde bir “karşı-hegemonya” kurabilmek; Gramscian yaklaşımdır;

İki, Kitleyle bütünleşip, “kitle politikası” yapmak; Maoculuğun özüdür;

Üç, Kitleyi etkilemek, ardına almak ve ona önderlik etmek; en geniş anlamıyla Leninist yaklaşım.

Dikkat edilirse, sınıftan bahsetmeden bu tanımlamaları yaptık. Her üçünde de, ideoloji sınıf ideolojisidir, ancak, politika halka, kitleye yöneliktir. Lenin'de bile, halka gidilir, bu halk da işçilerle köylülerin yoksul kısmıdır. Halk bu sınıfların toplamı olarak tanımlanır.

İkinci seçenekte ise, Maocudur, kitle, halk büyük ölçüde yoksul köylülerdir. İşçi sınıf sadece belli merkezlerde yeni yeni gelişmiştir. 

İlk formülde, Gramsci'nin “Batı” toplumlarına uygun olanı olarak kabul edilir ve burjuvazinin yükselişine benzer bir yükseliş sosyalistler ve işçi sınıı için önerililir. Burada karşı-hegemonya, özellikle vurgulayalım, iktidar öncesi iktidar kurmak, bunu da sivil toplum içinde gerçekleşirebilmek anlamına gelir.

Sosyalistlerin, gerek Mao'nun kitle teorisinde ya da Gramsci'nin karşı-hegemonya yaklaşımında, kitlenin içinde, kitleyle birlikte hareket etmesi beklenir. Ancak, Lenin'in kuramında, sosyalistler örgüt ve bilinçleriyle, halka, işçi sınıfına “dışsal” olarak, bulunur. Bilinç ve kitle arasında mesafe vardır. Mantığı devam ettirisek, bilinç ve sınıf, örgüt ve sınıf, öncülük ve kitle-sınıf arası mesafe tam olarak kapanmaz. 

Gramcian biçimiyle devrim öncesi mücadelenin esas olarak burjuva sivil toplum içinde gerçekleştirilmesinin eksik bıraktığı, ya da ihmal ettiği bir durum vardır. O da, işçi sınıfının, burjuva sivil toplumun parçası olmaması gerçeğidir. Bu toplum içinde gibi örünen diğer unsurların sola kayması, sosyalizme yönelmeleri, aslında sadece, işçi sınıfının yükseldiği dönemlerde gerçekleşir. Tekrar ve kısaca yazalım: Karşı hegemonya kurmak için, işçi sınıfının ve sosyalist düşüncesinin yükselmesi, yaygınlaşması gerekir. Hegemonya ancak bu durumda karşı hegemonya olabilir. Ancak burada bile, karşı-hegemonya, ideolojik, entelektüel, kültürel etki ve yaygınlık kazanmanın ötesinde bir anlam taşımaz. Bu hegemonyanın “esas” üreticisi, işiçi sınıfı örgütleri, partileri, dernekleri, yayın organları, estetiği olup, hepsinin sınıf içeriği, işçilerle, güçlüyse, köylü sınıfıdır. Bu sınıfların etki ve gücü arttığı için bahsetiğimiz “karşı hegemonya” gelişmiştir. 

Bu türden bir karşı hegemonyanın gelişmesi için, yoğun bir sanayileşme, yoğun bir kırsal yoksulluk ve ardından kentleşmenin hızlanması gerekir. Aslında işçi sınıfı yükseldiği için, toplum sola kaymakta ve bu sınıf ve ona sahip çıkanlar yeni ve karşı hegemonyanın öğelerini üretmektedir. 

Bu tür bir yeni ve karşı hegemonyanın yükselmesinde, bir “free rider”, bir beleşçi de hemen belirir. Toplum sola kaymış, işçi köylü yükselmeye başlamıştır, ama, burjuva sivil toplumu üzerinde gelişmiş burjuva devleti de, kurum ve araçlarıyla  karşı mekanizmalar geliştirmeye başlamıştır. Solun dışında olup sola kayan partiler, özellikle de sosyal demokrasinin örgütleri kolay kullanılabilir bir karşı mekanizmadır. Çatışmayı meclise yönlendirip, söndürmeye çalışır.

Karşı hegemonya dedik ama, karşı olanlar oldukça geniş bir kitleyi kapsar. Örneğin Türkiye için yazalım, bu karşı hegemonyanın öğeleri içinde Alevilik, sendikacılık, köylülük, Kemalizm, sosyalizm, muhalif aydın olma, hepsi vardır. Sosyalizmin de türlü biçimleri. Karşı hegemonyanın oluşumunda kurucu ögeler ve özellikleri, birbirine karışır, bulaşır. 

Karşı ve almaşık iktidar için, devrim öncesinde bir karşı hegemonya üretmeye çalıştık. Ama yaptığımız büyük ölçüde kültür üretmek, aydın üretmek, sanatçı ve sendika lideri üretmekle sınırlı kalmıştır. Sendikaları birleştirememişiz, büyük kitle partileri kuramamışız, öncülerimiz de sonsuz sayıda mitoz geçirip, küçük burjuva devrimci klüplerine dönüşmüş. 

İdeoloji, kültür üretimi konusunda Marks'ın biyografisinde oldukça dikkat çekici bir eksiklik bulunuyor ve bu sıkça tekrar edilmiştir. Marks özel olarak bir ideoloji teorisi üretmemiştir. Doğrudur ama bu bir eksiklik midir, pek sanmıyoruz. Çünkü Marks, ideolojilerin, kültürel öğelerin hızla çözüldüğüne, sınıf hareketleri önünde geri plana itildiğini görmüştür. Bu nedenle, esas ilgi alanına, sınıf mücadelesinin kendisine ve daha “yapısal” ögeleri koymuştur. 

Şimdi de, Maocu diyebileceğimiz, kitle politikasına, kitleciliğe kısaca göz atalım: Tipik Maocu devrimci köye gider, köylü gibi davranır ve onu, içeriden, devrimci örgüte kazanmaya çalışır. Maocu karşı tarafa da aynı mantıkla girmeye çalışır. O olası müttefiklerini hep içeriden ele geçirmek ister. Propagandayı dışarıdan değil, içeriden yapar. Oldukça halkçıdır, onu değiştirmek yerine, onu etkileyip onunla hareket etmek ister. Çelişkiler konusunda da oldukça esnektir. Kitleye bakarak, çelişkileri önemli, önemsiz, uzlaşmaz, uzlaşabilir diye yorumlar. Esnekliği, onu iyi bir reelpolitiker yapar. Ona üstünlüğünü veren işte bu halkçılığı ve kitleciliği ile reelpolitikerliğidir. Zayıflığı da yine buradadır. Sınıf, diyaletik ve devrimci idealizm. 

Leninizm 'e gelince: Üstünlüğü, artık tarihsel bilgidir. Tarihin en büyük devrimlerinden biri bu teoriyle gerçekleştirilmiş, devam ettirilmiş, her şeye rağmen, yetmiş yıl sürdürülmüştür. Eksikliği o gün için değil, bugün içindir: 

Bir, işçi sınıfının yanına koyduğu köylülüğün yerine aynı teorik ağırlıkta bir müttefik konulamamıştır. 

İki, Lenin'in teorisinde işçi sınıfının geçirdiği evrime uygun bir Leninist revizyon yapılamamıştır. 

Üç, “dışarıdan bilinç” teorisinin yerine henüz güçlü bir bilinç teorisi konulamamıştır. Bilincin ne olduğu sosyalist olmasını  dışında hiç de net değildir. Ayrıca, yukarıda belirtilen nedenle, “dışarıdan” ama, nerelerden nereye, nerelere doğru ve nasıl  olduğu da revizyona gerek duymaktadır.

Dört, profesyonel devrimcilerin partisi, bir konjonktür partisidir. Otokrasiye karşı da mücadele edilmektedir. Baskının yoğunlaştığı her durumda geçerli olabilir. Ama, genel bir devrimci parti teorisi anlamına gelmez. Kaldı ki, örgütlenmenin bir teknolojisi vardır, ve teknoloji tarafından belirlenen bir mantığı bulunur. Kişilerin üye olduğu siyasi partiler hala önemli olmakla birlikte, ağlar üzerinde örgütlenmek de zorunlu ve olanaklıdır. Burada facebook üzerinden parti grupları kurmaktan bahsedilmiyor. Kastedilen, eşzamanlı iletişimin, örgütlenmede ve dışarıdan bilinç taşımada yarattığı muazzam olanaklardır. Ulaklardan telgrafa, oradan telefona ve şimdi de eşzamanlı görüntülü iletişime... Lenin'i, Lenin'in bıraktığı yerde bırakamayız.

***

Devam edeceğiz.