Onların ahlakı: Seks oyuncakları, selam ve dua



13-12-2016 07:08


Ebru Pektaş

Kadınların elini sıkmayan ‘edepli damat’ bugünlerde biraz gergin. 

Kahpelerden, havlayanlardan, köşelerde gizlenenlerden filan bahsediyor. Konu malum.

Damada ait olduğu iddia edilen, seks oyuncakları siparişi, selam ve dua dolu mailler önce redhack tarafından, sonra da wikileaks tarafından ortalığa saçıldı biliyorsunuz. Niye ve nasıl bilemeyiz.

Bildiğimiz, artık fazlasıyla tecrübe ettiğimiz şey, bir kez daha ‘onların ahlakı’ olgusu. Yine de ortaya saçılanlara şaşırmaktan kendimizi alamıyoruz.

Evet, neticede sekse ve günaha batmış kişiler olarak(!) biz de hayret ediyoruz. Niye denilecekse… 

Vajina kelimesinden utananların cebinde yapay vajinayla dolaşmasına hayret ediyoruz.

Kadının topuklu ayakkabısının sesinden, kahkahasından, saçının telinden tahrik olan had bildiricilerin, titreşimli penis yüzüğüne duyduğu teveccühe hayret ediyoruz. 

Romantik hisler içinde ‘modernizmi usulden reddetme’ hülyalarına dalanların, ‘bir lokma bir hırka’ pozu verme fantezisine düşenlerin, seri üretim erotik shop ürünlerinin müdavimi olmasına, eh epey hayret ediyoruz.

Başka bir şeye daha hayret ediyoruz, şaşıyoruz…

Ortada iğdiş edilmemiş, burun sokulmamış özel hayat bırakmayanların, ‘ne özel hayatı genel genel’ diye tükürükler saçanların, izlenecek diziden makbul cinsel ilişki pozisyonuna talimatlar yağdıranların, ‘maillerle faş olmuş’ hayatları için ‘özel hayat yeaağğğ’ diye duyarlılık çağrıları yapanlara şaşıyoruz…

Bir şeye açıklık getirmek gerekiyor. İsteyen istediği lateksle, salıncakla, yüzükle takılabilir ama hem bunu yapıp hem de ‘mahallenin namusu’ horozlanmalarıyla kadınların, kız çocuklarının hayatını zindana çeviremezsiniz. 

Kısacası ‘özel hayat meraklısı’ ya da ahlakçı değiliz ama keriz de değiliz.

Onların ahlakı 

Onların ahlakı demiştik…

Onların ahlakı, yurtlarda ‘namus için’ yangın merdivenini kilitleyenlerin, kadınları pembe otobüse tıkmaya çalışmalarıdır. Asla izin vermemeliyiz. 

Onların ahlakı, bankta yan yana oturan çiftten kendisine ‘namus elden gidiyor vazifesi’ çıkaranın, ruj çaldı iddiasıyla bir kız çocuğuna çıplak arama işkencesi yapmasıdır.

Onların ahlakı, ‘hamile kadın dışarıda dolaşmasın’ diyenin iktidarına, her türlü borazanlığı yapan ertuğrul özköksülerin ahmet hakangillerin, parkta dayak yiyen hamile kadın olayı için ‘bu şerefsiz bu cüreti nereden alıyor’ başlıklı yazılar yazmasıdır. Sakın ‘o şerefsiz bu cüreti’ sizlerden ve sizlerin bin bir surat ilkesizlikle desteklediğiniz iktidardan alıyor olmasın sevgili beyler?

Onların ahlakı, on beş yıla dayanmış iktidar sahibinin işsizlik rakamları için işsizleri, eğitimdeki başarısızlık için bizatihi açtığı okulları suçlamasıdır.

Onların ahlakı, onlarca insanın hayatını kaybettiği bir terör saldırısında bile konuyu ‘başkanlığa’ getirmektir, manşet manşet başkanlık sevinci atmaktır.

Peki tüm bunlar çürüme midir basitçe? 

Çürüme, yozlaşma denir, hani her türlü analizin ortasına uzun hava yakarak giren kavram.  Hayat sevincinizi lime lime edip, sizi neşesiz bir hayat posasına çeviren o lanetli kavram.

Ortamı fena bir koku sarsa da buna, çürüme, yozlaşma diyerek nesnel olana çubuk bükmek yararsız. Oldukça kaotik bir süreçten geçiyoruz, ama anlamlı bağlantılar mevcut. Israrla onların ahlakı dememizin nedeni de bu.

Yeni bir rejimin arifesinde oluşan saflar, bugünkü karşı karşıya gelişimiz, yalnızca tarihsel, sınıfsal, ideolojik-kültürel değildir. Tüm bunlardan süzülen ve artık iki ayrı ahlak biçiminde belirginleşmiş bir karşılaşma bugün yaşadığımız. Her büyük toplumsal vakıada olanca şiddetiyle yüzeye vuran, ayrışmanın bir de bu yönü.

Bir tarafta ‘selam ve dua’, lateks, ahlak, ‘dolar bozdur vatandaş’, kopmuş insan bedenleri, ‘dev bir bayrakla örteriz’, ‘başkanlık oleyyyy’, ‘yanarak can verenlerin yolsuz, ışıksız köyleri ama kader napcan’ diğer tarafta bizim Gezi’miz, Ali İsmail’in düşleri, köy okullarına giden dayanışmamız, kadınların o muhteşem kafa tutmaları, yeniden her şeye rağmen haziranlaşmalarımız, Berkay’larımız…