'Ölmüşler adına konuşan' bir anti-kahraman



04-11-2017 09:10


Kaya Özkaracalar

2000’li yılların en önemli korku filmleri serisi ‘Testere’ filmlerinin yedi yıllık bir aradan sonra çekilen yeni halkası Testere: Jigsaw Efsanesi (Jigsaw) ABD’ye oranla bir hafta rötarla dün ülkemizde de vizyona girdi. ‘Testere’ filmleri de pek çok diğer korku filmleri serisi gibi adeta anti-kahraman konumunda sayılabilecek bir başkarakter etrafında döner. Ancak ‘Testere’ filmlerinin “Yapboz Katili” olarak anılan anti-kahramanı, diğer korku filmleri serilerindeki ‘seri katillerden’ farklı olarak “psikopat” ruhlu değil, son derece zeki, hatta kendi çapında “dahi” sayılabilecek bir tiplemedir ve daha da ayırdedici bir özellik olarak, kendine göre “yüce” bir amaç doğrultusunda ve de belirli bir etik içinde hareket eder. Serinin ilk filmlerinden sonraki devam filmlerinde aşama aşama, parça parça ortaya çıkarılarak seyircilerle paylaşıldığı üzere gerçek adı John Kramer olan Yapboz Katili, aslen kanser hastası olan bir mühendistir ve kendisinin hayata erken veda edeceğini öğrenmesinin ardından hayatın değerini daha iyi kavramış,ve hayatın değerinin farkında olmadan hayatlarını ziyan ederek sürdüren insanları kendince sarsıp hayatta kalmayı “hakedecek” bir bilinç düzeyine ulaşmalarını sağlamak, onları bu yönde dönüştürmek amacıyla, saptadığı böylesi bazı kişileri kaçırıp onları kendisinin tertiplediği bir dizi zalim “oyunun” zoraki parçası yapmaya girişmiştir. Yıllar boyu süren ve bu yeni filmle birlikte sekizinci filme ulaşan serinin muhtelif filmlerinde farklı senaristlerin görev almasının da katkısıyla olsa gerek Yapboz Katil’in felsefesi, düzenlediği oyunlardan anlaşıldığı kadarıyla zaman içinde biraz dönüşüme de uğrayacak, belki daha doğru bir ifadeyle çeşitlenecek ve zoraki ıslah edicilik misyonu içinde, kötücül kişileri kendi kişilikleriyle yüzleştirmek amacı öne çıkacaktı; örneğin serinin en fazla aklımda kalan filmlerinden biri olan Testere 6’da (Saw VI, 2009) Yapboz Katili’nin kurbanları, hak sahiplerinin taleplerini onların ölümleri pahasına reddetmek üzere kumpas kurmuş özel sağlık sigortacılarıydı.

John Kramer aslında üçüncü filmin sonunda ölmüş, ama onun ardında bıraktığı talimatlar doğrultusunda “oyunlarını” sürdüren haleflerinin yeraldığı diğer filmlerde geriye dönüş sahneleri, vb. trüklerle bu filmlerin de merkezinde kalmayı sürdürmüştü. Testere: Jigsaw Efsanesi’nde ise Yapboz Katili tarzında cinayetler yıllar sonra yeniden başlıyor ve polisler Kramer’ı taklit eden yeni bir Yapboz Katilin peydahlanmış olduğu ihtimali üzerinde duruyorlar. Bu filmde Yapboz Katili’nin kaçırdığı kişileri “kendi çıkarlarını başkalarının hayatlarının önüne koymakla” suçlayıp onları bu gizli kalmış suçlarını, bu konuda hayatları boyunca “kendilerine ve başkalarına söyleyegeldikleri yalanlarını itiraf etmeye” zorlamasını seyrediyoruz.

Yapboz Katili, izleyiciyi de etik çelişkiler için de bırakan bir tipleme (ya da izleyicilerin etik çelişkiler içinde kaldıklarını umarım diyeyim!). “Islah edici” kimliğinde dahi kendinden menkul “yüce” amaçlarla hareket eden bir despotson tahlilde. En akılda kalıcı repliğin “ben ölmüş olanlar adına konuşuyorum!” olduğu bu filmde iyice ön plana çıkan “adaleti yerine getirici” pozisyonunda da, uyguladığı yöntemlerin şiddet dozu bir yana, işin ucunda yine gayrı-resmi bir “ölüm cezası” opsiyonu olduğu için gönül rahatlığıyla alkışlanabilecek bir taraf hiç yok. Öte yandan Yapboz Katili kurbanlarına hayatta kalma şansı da bırakıyor gibi (gerçi bu en yeni filmde işin bu yönü dahi biraz karışık) ama az önce vurguladığım üzere Yapboz Katili’nin “sınavını” geçemeyenlerin cezası ise mutlak biçimde ölüm. Popüler sinema tarihindeKirli Adam’dan (Dirty Harry, 1971) beri hukuk-dışında hareket eden “adaletçileri” meşru gösteren filmler, eleştirmenler tarafından faşizan olarak nitelendirilegelmiştir ki bu eleştiriden Taksi Şoförü (Taxi Driver, 1976) gibi pek çok açıdan “başyapıt” addedilen filmler dahi payını almıştır. Bu eleştiri örneğin özellikle Kirli Adam örneğinde yerden göğe haklıdır; Kirli Adam “güvenlik güçlerinin elinin kolunun hukuk devleti, insan hakları gibi saçmalıklarla (!) bağlandığı” retoriğini beyazperdeye taşıyıp polisin insan hakları ihlallerini meşrulaştıran bir film açıkça. PekiTestere: Jigsaw Efsanesi’de olduğu gibihukuk-dışı “adaletçinin” bir yurttaş ve, asıl önemlisi, hedefinin de masum yurttaşları kanun-dışı biçimde mağdur etmiş bir polis olduğu durumda yine aynı eleştiri mekanik biçimde yapılabilir mi?