Liberallerin dramı



21-12-2016 08:38


Ergun Çağlayan

Eski adıyla İMKB-100, sonradan BIST-100 olan hisse borsasındaki en büyük 100 şirketin ağırlıklı fiyat ortalamasını yansıtan endekstir. 2001 krizinden sonraki toparlanma trendine yaklaşık 20 binden başladı, 2008 krizinde de yine aynı noktalara düştü. Bu zamanlar, AKP'nin "ceberrut eski cumhuriyet" kurumlarını, mekanizmalarını, ideolojisini yenmeye başladığı, önünde fazla bir engel kalmayıp serbest icraata geçebildiği döneme denk gelir. Aynı zamanda dünya krizine karşı pompalanan bedava para dönemidir.

Bu 2009 yılında başlayan genişleme dönemi 2013 ortalarında Haziran Ayaklanması ve ‘FED'in bol para/sıfır faiz politikası sonuna geliyor’ açıklamalarıyla sona erdi. Arada endeks tam dörde katlamış oldu. Kısacası 2009-2013 dört yılda dört kat. Bu fiyatların dörde katlandığı dört yıl boyunca bir takım "halka arzlar" Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) gözetiminde yapıldı.

Temel ve esas görevi “küçük yatırımcıyı korumak” olan bir kurum SPK. Patronlara şeffaflık yönünde, yatırımcılara da içeriden haber alma, fiktif/organize fiyat hareketleri yani manipülasyon yöntemleriyle haksız kazanç sağlamanın engellenmesi yönünde bekçilik yapar. Anglosakson devletlerde bu kurumun muadillerinden çok korkulur. Çünkü kurumun üniversiteden mezun olalı iki yıl olmuş bir uzmanı bile hakkınızda suç duyurusunda bulunursa, büyük bir olasılıkla hem iflas edersiniz hem de ciddi sürelerde hapis yatarsınız.

Şimdi herhangi bir uluslararası hisse aracı kuruluşunun, bir uzmanını çevirip sorun bakalım, benzer kuşaktaki ülkelerle karşılaştırıldığında, İstanbul borsasında şirketler ne kadar şeffaf, küçük ortaklar ne kadar korunuyor, organize manipülasyonun devam edip etmediği konusunda ne düşünüyorlar? Bir de 2009-2013 döneminde endeks ortalaması dört katına çıkarken, SPK incelemesiyle borsaya açılan şirketler ortalama ne kadar kazandırmış, onu da sorun.

Aslında sadece şu da yeter: Bahsettiğim işleve sahip olan bu kurumun 2009-2012 yılları arasında görev yapan başkanı, bizzat görevdeyken kendi ortağı olduğu şirketin borsaya açılmasına izin vermişti. Bu izin, bir açılış fiyatından “küçük yatırımcıya” satışı uygun görüyordu. Gelin görün ki hisse, işlem görmeye başladıktan sonra dörtte biri fiyata düştü ve o civarda kaldı.

İddia ediyorum, gerçek bir liberalseniz, aldığınız bu gibi yanıtlardan Türkiye Sermaye Piyasasının sıfırdan yeniden kurulmak zorunda olduğu sonucuna varacaksınız. Allahtan Türkiye'de tek tük kazalar haricinde gerçek burjuva liberallerine rastlamıyoruz. Bu sayede bu yanlışlar düzeninde onbinlerce insan, açlık sınırında da olsa, boş işlerle uğraşmak için ofislere gidip gelme olanağına sahip oluyor…

SPK ve İstanbul Borsası’ndan başlamamın nedeni, hem otuz yıllık bir tarih ve birikimi (!) yansıtması hem de bunların liberalizm tarafından tüm dünyada gelişkin kapitalizmin örnek kurumları olarak gösterilmesi. Sonuçta “sermaye” piyasasıdır, emek sömürüsünden gelen, tavuk gibi yolunmaya gider, emekçiler uzaktan bakar.

Emekçiye çok daha yakın, yani vahim bir kısma gelmek istiyorum: Bireysel Emeklilik Sistemi. Özal döneminden beri devam eden sermaye piyasalarıyla karşılaştırıldığından çok yeni, liberallerin gözdesi bir başka sistem. Bunda da trilyonlar dönecek, onbinlerce yarı aç ofislerde iş bulacak...Daha önceki bir yazımda nereye oturduğunu özetlemeye çalışmıştım.

Eğitim ve sağlık gibi kamunun olması gereken bir iş, devlet aygıtının yaşlılara bakma yükümlülüğü, finans sermayesinin emrine veriliyor. Yılbaşından itibaren "fonlar" için zorunlu maaş kesintileri başlıyor!

Alıştıra alıştıra. Önce bin kişi üzeri çalıştıran bankalar, kalabalık kamu kurumları ve en büyük sanayi kuruluşları 45 yaş altı herkesten yüzde 3 kesmeye başlayacaklar. Bunlar ilk yıl mevduat yapılacak. Tabii ki daha düşük, pazarlıksız faizle, kamu bankalarına. Kamu bankaları bunlarla Yeşil Yol, Kömür santrali kredisi, Yavuz Köprüsü, RTE Havaalanı, Kanal İstanbul gibi üretken özellik taşımayan doğa talanlarını kredilendirecekler.

Sonra daha küçük şirketler başlayacak, fonlar çoğaldıkça mevduat fonu yanına faizsiz fonlar, gelir ortaklığı fonları türünden paranın gitmesini istedikleri noktalara yönlendirilecek. Birikip emekli maaşı karşılığı olacağı varsayılan paralarla beton dökecekler. Buraya kadar liberallerimizden itiraz yok.

Gelin görün ki kanun taslağında en son satıra karambolde bir madde koymuşlar: Emeklilik fonu en az dört fon yöneticisi şirkete dağıtılır diye. Ne kadar iştahlı “liberal” varsa, işte bu son maddeyle birdenbire ağlamaya, bağırmaya başladı. Kendileri kurup yönetmek istedikleri fonlarda gelirin çoğunu yabancıya kaptıracaklar. Aslında bu, karşılıklı fon değişerek, büyük balıklar arasında halledilemeyecek bir sorun değil.

Hiç konuşulmayansa, bu fonların, emekçilerin yaşlılıklarındaki gelirlerini karşılayamama riski ve bunun insan haklarına, Anayasaya aykırı olması. Teorik olarak karşılığı eksilirse, yani fonlar kötü yönetilir veya krizlerde faizlerin fırlamasıyla bu varlıkların değeri erozyona uğrarsa, kendi fon payları ölçüsünde gelir kazanacağı varsayılan emekliler aç kalacak. Emeklilik fon sisteminin doğası böyle çünkü. Sosyal devlet ilkesine, temel insan haklarına aykırı!

Zamanında Özal liberalizmini alkışlayan, ‘yaşasın serbest sermaye akımları ve finansallaşma’ diyenler…‘Her alanda kârlılık ilkesi, bizi öldürmez kalkındırır’ diyenler…Bakar mısınız, Saray sizinle dalga geçiyor. Daha başlamadan borsaya benzettiler! Buyrun şimdi, düzenleme olsun ama ‘benim çiftliğimin düzenlemesi olsun’ diyen bu kasabalı gericilerle uğraşın şimdi. Gözünüz yiyorsa.

Liberaller ve “Reisçiler”, birbirinize gerçekten çok yakışıyorsunuz!

@ErgunCagl