Katliamlar ve sola düşen görev



15-03-2016 12:38


Erkin Özalp

13 Mart Ankara Katliamı, her şeyden önce lanetlenmeli elbette. Kim yapmış olursa olsun.

Örneğin, saldırıyı TAK’ın üstlenebileceğini düşünenlerin bazıları tarafından yapılan “Kürtlere savaş açanlar, bunun sonuçlarına da katlanmak zorunda” türü değerlendirmelerin kabul edilebilir hiçbir yanı bulunmuyor. Her şey bir yana, “Kürtlere” savaş açanlar, “Türkler” ya da katliamlarda ölenler değil, AKP/Saray rejimi...

Tayyip Erdoğan’ı hayal kırıklığına uğratan 7 Haziran 2015 seçimlerinden bu yana, katliamların ardı arkası kesilmiyor: 20 Temmuz 2015 Suruç Katliamı, 10 Ekim 2015 Ankara Katliamı, 12 Ocak 2016 Sultanahmet Katliamı, 17 Şubat 2016 Ankara Katliamı ve son olarak 13 Mart Ankara Katliamı...

Bunların ilk üçünü IŞİD’in yaptığı iddia edildi. Ama IŞİD tarafından üstlenilmediler. Dördüncüsünü TAK üstlendi. KCK Yürütme Konseyi üyesi Sabri Ok, “Bu eylemde hiçbir sivil yaşamını yitirmemiştir” dedi ve 17 Şubat 2016 Ankara saldırısını sahiplendi.

Henüz son saldırıyı üstlenen olmadı. Ama AKP/Saray rejimi, bu saldırıyı da, “terörle mücadele” adı altında her tür toplumsal muhalefet dinamiğini bastırmak için kullanmaya çalışacağını gösterdi.

Hem rejim yandaşlarına hem de kimi solculara göre, 13 Mart Katliamı, Tayyip Erdoğan’ın tasfiyesine yönelik bir “kaos planı”nın parçası.

Ülkenin bir kaos, daha doğrusu iç savaş ortamına sürüklendiği ortada. Ama bu noktaya, dış güçlerin müdahaleleriyle değil, AKP/Saray rejiminin bilinçli tercihleri sonucunda geldik. Kürt siyasal hareketinin “Türkiyelileşme” hedefini bir yana bırakarak silahlı mücadeleyi yeniden merkeze yerleştirmesi ve HDP’nin etkisizleşmesi de bu tercihlerin bir sonucu oldu.

İç savaş ortamı, kaçınılmaz olarak, halklar arasındaki düşmanlıkları körüklemeye çalışanların elini güçlendiriyor. Bu da yeni katliamlara zemin hazırlıyor.

Kimileri, emperyalistlerin Tayyip Erdoğan hakkındaki rahatsızlıklarının artmasına da güvenerek, rejimin sonunun yaklaştığı güvencesini veriyor.

Oysa bugün kritik önem taşıyan soru, AKP/Saray iktidarının bir gün son bulup bulmayacağı değil, bu iktidarın son bulmasında halkın ne ölçüde rol oynayacağı. Mevcut rejimin yarattığı bugünkü koşullarda, halktan bağımsız bir iktidar değişikliğinin, iç savaşın sürdürülmesine ve halk üzerindeki baskıların ağırlaştırılmasına yol açması olasılığı çok daha yüksek olacaktır.

Halkın AKP/Saray rejimine karşı mücadelesini güçlendirebilecek olan tek özne, Türkiye sosyalist hareketi. Elbette, bunu gerçekten hedeflemesi, bir halk hareketinin ortaya çıkması için çaba harcaması koşuluyla...

Evet, yeterince güçlü değiliz. Ama bir halk hareketinin parçası ve onu ileriye taşıyan özne hâline gelemediğimiz sürece, güç kazanmamız da mümkün değil.