Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi başkanlığına seçilmesi üzerine…



15-09-2015 08:34


Haluk Yurtsever

Britanya İşçi Partisi (Labour Party) genel başkanlığına Jeremy Corbyn’in seçilmesi sıradan bir olay değil.

Kapitalizmin anayurdunda, kurulu/yerleşik düzenin iki temel ayağından biri olan İşçi Partisi’nde uzun bir aradan sonra ilk kez, partiyi sosyalist köklerine döndüreceğini söyleyen, Britanya’nın NATO’dan ve AB’den çıkmasını savunan bir kişi, parti içindeki ve dışındaki düzen savunucularının tüm karşıt kampanya ve canhıraş feryatlarına rağmen ilk turda, parti üyelerinin yüzde 60’ının oyunu alarak başkanlığa seçildi.

Jeremy Corbyn’i yıllar önce tanıma fırsatım oldu. 12 Eylül 1980’den sonra, Londra’da CDDRT (Türkiye’de Demokratik Hakları Savunma Komitesi) kurmuştuk. Kuzey Londra Türkiyelilerin ve Britanyalı proleterlerin yoğun olduğu bir bölgeydi; Jeremy Corbyn 1983’te bu bölgeden milletvekili seçilmişti. CDDRT’nin üyesi oldu. Komitenin her işine koşan militan bir milletvekili olarak çalışmalara aktif destek verdi. Son derece alçakgönüllü, sade, ilkeli ve cesur bir kişi olarak anımsıyorum. Sonraki yıllarda dünyanın her yerindeki ırkçı, faşist, baskıcı rejimlere, savaşlara karşı, halktan, emekçilerden yana olan tüm örgütlenmelere, dayanışma komitelerine ve eylemlerine katıldığını biliyorum.

Farklı ve soldan

Jeremy Corbyn’in yaşam öyküsüne şu sıralar internetten kolayca ulaşılabiliyor. En çok dikkat çeken ve başka kaynaklarda pek bulunmayan noktaları özetleyelim.

1949 doğumlu. Matematik öğretmeni annesiyle, elektrik mühendisi babası, İspanya İç Savaşı sırasındaki dayanışma eylemleri sırasında tanışıp evlenmişler.  Lisedeyken, İşçi Partisi’nin gençlik örgütü Genç Sosyalistler’e katılmış. 18 yaşında iki yıl Jamaika’da gönüllü hizmetlere katıldıktan sonra, önce Kamu Çalışanları Sendikası’nda daha sonra da Giyim İşçileri Sendikası’nda profesyonel sendikacılık yapmış.

Corbyn 1983’ten bu yana yapılan bütün seçimlerde Kuzey Londra’dan, İslington’dan milletvekili seçildi. Corbyn’in, onu sonunda İşçi Partisi liderliğine taşıyan siyasal kariyeri İslington emekçileriyle kurduğu organik ilişkiye dayanıyor.

İşçi Partisi içindeki en solcu milletvekillerinden biridir. Irak savaşına, öğrenci harçlarının yükseltilmesine karşı büyük mitinglerin örgütleyicilerindendi.

Jeremy Corbyn, uzun yıllar, Britanya Komünist Partisi’nin gazetesi olarak bilinen, şimdilerde komünist-emekçi bir çizgide yayın yapan günlük Morning Star’ın sürekli yazarları arasında.

Corbyn, NATO’dan ve AB’den çıkmayı öneriyor. “Berlin duvarı yıkıldıktan sonra en doğrusu NATO’yu dağıtmaktı” diyor.

2013 yazındaki Gezi Parkı eylemleri sırasında Financial Times'ta yayınlanan "Türkiye Başbakanına Açık Mektup" adlı metnin imzacıları arasındaydı. Metinde, Tayyip Erdoğan'ın Gezi Parkı eylemlerine karşılık olarak düzenlediği "Milli İradeye Saygı" mitingleri, Almanya'da Hitler döneminde düzenlenen mitinglere benzetiliyordu.

Jeremy Corbyn, 2010 yılında Türkiye'ye geldi; gözlemci olarak KCK davasını izleyen heyet içinde yer aldı. KCK operasyonlarının parlamento gündemine taşınması için soru önergesi verdi.

Nasıl seçildi?

Corbyn’in parti liderliğine adaylığı beklenen, planlanmış bir şey değildi. Seçim yenilgisi ve Miliband’ın istifasından sonra ortaya çıkan üç adayın üçü de Blairci olunca adaylığını koydu. Kendisi dahil hiç kimse, adaylık için gerekli sayıda milletvekili imzasını toplayabileceğinden emin değildi. Aday olmak için gerekli 35 milletvekili imzasını ancak son gün, başvuru saatinin bitmesine 5 dakika kala birkaç milletvekili “bir yarış olsun” diye imzalarını eklediklerinde tamamlayabildi.

Parti içindeki ve dışındaki düzen yandaşları, seçilmemesi için çok uğraştılar. Örgütlü ve yaygın bir karalama kampanyası yürüttüler. Gazeteler, onun için “deli”, “moron”, “İşçi Partisi’ni felakete götürecek” türünden manşetler atıllar. Tony Blair, “Kalbin Corbyn’e oy ver diyorsa, sana bir kalp nakli lazım” buyurdu.

Corbyn’in adaylığı ve kampanyası, uyuşup donuklaşmış İşçi Partisi’ne canlılık, heyecan ve enerji getirdi. Seçimi, hiç kimsenin beklemediği biçimde, aşağıdan yukarıya dalga dalga çoğalan bu enerjiyle, toplum çapında estirdiği havayla kazandı. Soğukkanlı İngiliz basını bile, Corbyn’in yükselişini “çılgınca” sözcüğüyle tanımladı.

Corbyn’in başarısı, seçim programının, işçiler, emekçiler için yerinde ve sahici bulunmasına yakından bağlı.

Programı

Programı şu maddelerden oluşuyor:

Demiryollarını, enerji sektörünü yeniden kamulaştırmak,

Sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesini durdurmak,

Şirket vergilerinde %1’lik bir artış yaparak devlet üniversitelerini yeniden ücretsiz hale getirmek,

Üniversite öğrencilerine yeniden burs,

Sendikal örgütlenme haklarını güvence altına almak,

“Sıfır saat” geçici çalışma sözleşmelerini yasaklamak,

İsrail’e silah ambargosu koymak,

Irak Savaşı’na girdiği için Tony Blair’i savaş suçlusu olarak yargılamak,

Suriye’ye bombalamayı durdurmak,

Sürdürülebilir enerjiye geçiş için bir milyon “çevre işi” yaratmak,

Silah sanayilerinde çalışan insanlara yeni, insanlığa faydalı, teknolojik becerilerine uygun istihdam olasılıkları yaratmak,

Britanya’nın Trident nükleer silahlı denizaltılarının yenilenmesini iptal edip aşamalı olarak nükleer silahlardan vazgeçmek, 

Herkese uygun ücretsiz eğitim sağlamak için Ulusal Eğitim Hizmet Kurumu’nun kurulması,

Oy hakkı yaşını 16’ya indirmek,

Mültecileri günah keçisi yapmamak,

Ev kiralarını kontrol altına almak,

Yüksek gelirlilerin vergi oranlarını yükseltmek.

Sonrası?

Başbakan Cameron, İşçi Partisi başkanlığına seçilmesinden sonra,  "İşçi Partisi artık ulusal güvenliğimiz, ekonomik güvenliğimiz ve ailenizin güvenliği için tehdit oluşturmaktadır"  mesajı yayımladı.

Cameron, sahibinin, Britanya sermayesinin sesidir.

Kriz koşullarında finans kapitalin Jeremy Corbyn liderliğinde bir İşçi Partisi’ne katlanması hiç kolay değil.

Deneyimli Britanya kapitalistleri İşçi Partisi içindeki sol çıkışların önünü kesme, kuşatma, gözden düşürme, kendine benzetme konusunda da deneyimlidir.

Denenmiştir ve görülmüştür. Bu partiyi, bir devrim ve sosyalizm partisine dönüştürmek olanaklı değildir. Kimse böyle hayallere kapılmamalıdır.

Jeremy Corbyn’in parti liderliğini sürdürmesi, iktidara gelmesi, iktidara gelse programını uygulaması da hiç kolay değil. Genel seçimlere daha 5 yıl var. Parlamento grubunda Corbyn’e hayatı dar edecek Blairci, sağcı bir yoğunluk bulunuyor. Medyanın tutumu belli vb.

Jeremy Corbyn’in tüm bunların üstesinden gelebilecek, program hedeflerini içselleştirmiş bir kadrosu olup olmadığını, içeriden ve dışarıdan gelecek hücumlara ne ölçüde direnebileceğini bilemiyoruz.

Ancak, geçmişi, kişiliği, kalibresi, program hedefleri Corbyn “olay”ını dikkatle izlemeyi  gerektiriyor. Corbyn, Çipras değil.

Bundan sonrasını izleyip göreceğiz.

Bugünden söylenecek olan şudur:  Jeremy Corbyn’in İşçi Partisi başkanlığına seçilebilmesi, kapitalizmin anayurdu İngiltere’de işçiler, emekçiler için bıçağın kemiğe dayandığını, anti kapitalist bir dalganın ada sahillerine vurmaya başladığını, Corbyn’in ne yapacağından, ne yapabileceğinden bir ölçüde bağımsız olarak umut ve enerjinin soldan geldiğini gösteriyor.

Bu, özellikle bugün, önemli ve değerli bir göstergedir.