İlan edilmemiş şeriatın ahlakı: Cinsel zorbalık



22-11-2016 07:30


Ebru Pektaş

“Çok canım acımıştı, günlerce zor yürüdüm”

(On üçünde evlendirilen arkadaşımın sözüdür. Hayatım boyunca unutmayacağım)

                                                                               ***

Efendim bir süredir hayatımızda,  pek şirin bir persona var. Kendisi ahşapsı /odunsu diye tabir ettiğimiz malzemeden. Üstelik bu haliyle bir tartışma programı yürütüyor, sunucu yani düpedüz. Düşünün MR’li çocuğunuz Nobel almış, olay o denli ilginç…

İşte bu ahşapsı oluşum ‘efendim siz ne diyorsunuz?’ diye sorunca olan oluyor;

“Başka kültürlerde oluşmuş algılar evrensel hukuk olarak dayatılıyor. Öyle bir şey yoktur, 18 yaş falan, kanunen böyle bir sınırlandırma getirilmiş olabilir ama bu doğru değil. Neden 18 yaşına kadar beklesin ki? Bizim kültürümüzde reşit olmak ile Avrupa’da reşit olmak aynı değildir. Bizim kültürümüzde reşit olmak kız çocuğu için muayyen halleridir. Erkek çocuğu için de ihtilam durumudur.”

İşte aslında kusursuz bir ikiyüzlülük budur. Yıllardır ‘kültürel dokunulmazlık’ talebinden bahseden liberallere tanıdık gelmiştir. Bizim içinse ilan edilmemiş şeriatın ahlakı tam da bu…

Şeriatın ahlakı budur…

Şeriatın ahlakı; vajina kelimesinden utananların, kız çocuklarının regl olmasını, bunun evlilik için yeterli olduğunu TV programlarında anlatmasıdır. (1)

Şeriatın ahlakı; 11 yaşında sezaryenle doğum yapan kız çocuğudur; imam nikahlı kocasından kaçan çocuğun kendini trenin altına atmasıdır; karın ağrısıyla doktora giden hamile çocuğun kan kaybıyla ölmesidir…

Şeriatın ahlakı, arkadaşıyla yan yana oturdu diye kız çocuğunun tehdit edilmesi, ölüme itilmesidir…

Şeriatın ahlakı, bir heykelden tahrik olanların hayvana tecavüz için tolerans talep etmesidir…

Şeriatın ahlakı, ‘kadın hakkı diye bir şey yok’ deyip karısını delik deşik edenin ahlakıdır…

                                                     ***

‘Tecavüz yasası’ gündemimiz.  Konuşuyoruz, tartışıyoruz, yazıp çiziyoruz,  tepkimizi sokaklarda, meydanlarda ifade ediyoruz. 

Evet, önümüzdeki ‘ ilan edilmemiş şeriatın’ yeni bir yasasıdır. Burada rejim değişikliğine özel olarak rengini veren bir ‘cinsel zorbalık’ uygulamasıyla karşı karşıyayız.

Bu yasa, ‘tecavüz yasası’ adlı adınca bir rejim konusudur. Niye, nasıl?

En başta ‘küçüğün rızası’ diye o salyalı, leş ağızlarına doladıkları şeyin anlamı ‘çocukluk’ kavramının, bu kavramın evrensel kazanımlarının topyekun imhasıdır, reddidir.  ‘Çocukluğu’ reddetmek; çocukları evlenme ehliyetinde ‘küçük yetişkinler’ olarak görmektir.

Çocukluk, insanlığın evrensel kazanımları için özel bir evredir, uğraktır.

“Çocukluk, “Yeni Çağ”da Rönesans’tan itibaren “keşfedilmiş” bir kültürel evredir(…) Ve çocukluğun esasen kapitalistleşme, kentleşme, endüstrileşmeyle uyarlı bir kültürel evre olarak kristalleşip ayırt edilmesi, hem eğitimin kurumsallaşması, yani okullaşmayla hem de ulus-devlet olgusu ve uluslaşmayla içi içe geçmiştir.

Bu doğrultuda çocukluk, eğitimli, meslek sahibi “yurttaş”lar yetiştirme gereğinin bir sonucudur.”(2)

Yurttaşlığı yok etmenin bir aşaması çocukluğu yok etmektir…

Cumhuriyet hem yurttaşlığı hem de onun bir alt evresi olarak çocukluğu ‘muassır medeniyetin’ temel vasfı olarak görmüştür. ‘Çocuk gelin’, okuyamamış çocuk, Cumhuriyet paradigmasının ‘utançla karşılanan’ kenar mahallesidir;  vitrinin arkasıdır, gazetenin üçüncü sayfasıdır, rejimin sansasyonudur. Bugünse çocuğa tecavüzün manşetten savunucuları, ‘rıza’dan bahsedenleri, bunu yasa olarak gündeme getirenleri görüyoruz.

Cumhuriyet paradigması için sözgelimi kız çocuklarını okutmak ‘telafi edici bir mekanizma olarak’ meşru, saygın bir iştir. Cumhuriyet evrensel kazanımları veri almıştır…

Ve bugün…

Darbesine, OHAL’ine, bombasına, polis terörüne inat epey iddialı biçimde yeniden sokakları dolduruyoruz biz kadınlar; ‘ahlakınız batsın’ diyoruz, çocuklarımızı size yem etmeyeceğiz diyoruz…

                                                ***

Dipnot: Evrensel kazanım ya da babanız da bir pedofil mi?

Evrensel kazanım diyoruz, boş beleş bir laf değildir, insanlığın kolektif tarihsel ilerlemesindeki merhaleleri anlatır. Sözgelimi ‘idam cezasının’ bir ceza olmadığı, devletin cinayet işlemesi olduğu oldukça yeni bir kabuldür. Ama yüz yıl önce böyle bir algıdan bahsedilemez.

Tam da bu nedenle örneğin 150 yıl önce yaşamış bir sosyaliste ‘o da çok erildi, bir kız babasıydı’ demek ahistorik bir saçmalıktır.

Kadınların mücadeleleri, haklarını talep etmeleri, evrensel kazanımları yok sayılıp, bir ‘yüksek idea’ olarak tüm bu eşitlikçi, özgürlükçü fikirlerin tarihin sıfır noktasından bugüne var olduğunu ama kimilerinin buna intibak edip diğerlerinin gerisinde kaldığı fikri pür idealist bir tarih anlayışıdır.

Bugün tecavüz yasası gündeme gelince Saray basını demagojide kırk takla atmakta görüyoruz, en çoğu da bu evrensel kazanımla ilgili olarak…

Bir tanesi ‘benim babam da pedofil miydi, o da on beş yaşında olan annemle severek evlendi” diyerek evrensel kazanım denilen şeyi iğdiş etmektedir. Evet, babanız seksen yıl önce bambaşka tarihsel koşullarda on beş yaşında bir kız çocuğuyla evlenmiş olabilir ama biz bugün, seksen yıl sonra, 18 yaşının altındaki insanların çocuk olduğunu biliyoruz.

1-http://t24.com.tr/yazarlar/dilara-gurcu/kucugun-rizasi-olmaz-buyugun-istismari-olur,15941

2-http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/633128/Vahdettin_ince_yi_incelemek_zordur_.html