İlaç hizmetinde yaşanacak kaosun sorumlusu kim?



31-03-2016 08:28


Nurettin Abacıoğlu

Acıların, gözyaşlarının, ölümlerin kol gezdiği bir ülkede…

Her gün insanlık dramlarının binbir çeşidine denk düşen örneklerin dolandığı bir coğrafyada…

Bildiri imzaladı diye, tecride konulan akademisyenleri için doğru dürüst ses etmeyen üniversitelerin gri yalnızlıklarında…

Kadına tecavüzde, kadın canına kast etmekte sınırların ortadan kalktığı; çocuk tecavüzünün sıradanlaştığı günlerde…

Ve falan ve filan…

Şimdi ve işte, tam da böyle bir tarih kavşağında yaşanan, bunca acıların yanında…

Eczacılarla devlet arasında akdedilmesi beklenen veya artık beklenmeyen İlaç protokolü hakkında ne yazılabilir ki…

***

İlaç dedim de, uzun bir zaman aralığıdır, hakkında bir şeycikler yazmıyorum. İşler iyi gittiğinden değil kuşkusuz; insanlık hallerimize ilişkin iyi gitmeyen onca önemli olay yaşanırken, sanki başka şeyler yazmanın, olan biteni hafife almak utancını yaşamamdandır.

Ne ki hayat devam ediyor. Acıyı da, hatta küçük hayatlarımızın içinde başka kahkahaları da, ölümlerle, kederlerle beraber yaşıyoruz. O nedenle de şimdi kenarından ilaç işi hakkında yazabilirim ve bu denli yürek hafifletmek yeterlidir diyorum…

***

İlaç işi önemlidir; zira ilacın kendisi su gibi, hava gibi, tuz gibi onsuz olunamaz ve yerine başka bir ürün konulamaz emtiadır.

İlacın gündelik yaşamdaki önemini, başı ağrıyandan, yaşamaya dermanı kalmayana kadar cem-i cümle ahali çok iyi ve yakından bilir.

İlaç yoksa ona erişmenin olanaksızlığı ne büyük bir çaresizliktir. Ya da daha elim ve hazin olanı, ilaç burun dibinde olup da, insanın kendine yettirip ulaşamıyor olması daha derin bir işkencedir.

Elimizle koymuş gibi, ilaca yegâne ulaştığımız kurum eczanedir. Sahibi ve sorumlusuna eczacı derler ki yaşamlarımızın vazgeçilmez sağlıkçılarından birisi olarak başta gelenlerdendir. Eczacı ki, bilâ kaydı ücret bir talebi olmaksızın her türlü konuda sağlık danışmanımız ve eczane ki zora düştüğümüzde ilk başvuru adresimizdir.

Eczacıların devletle anlaşarak ve tek elden, tek tip bir ilaç dağıtım hizmeti sürdürmeleri ilacın alımına ilişkin bir protokol imzalamaları ile başlamıştır. Tarihi geriye sararsak işin ucu 1985 yılına uzanır. Bu satırların yazarı, o tarihte Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyetinin Genel Sekreteridir. Ve bu protokolün hayata geçmesi için de bütün meslektaşları ile beraber büyük gayret sarf etmiştir.

Protokolün nedeni şudur: Devlet ilaç işinde üreticisi ve eczacı önünde tek alıcı yani monopsondur. İlaç firmaları, üretici olarak devlet ve eczacı önünde, sermaye birikiminden gelen güçleriyle, kendi kârlılık koşullarını yaratmakta ve dayatmakta becerileri olan oligopoldür. Eczacıya ait eczane ise, tıpkı bugünkü gibi, o zamanlar da ufak işletme sermayelerine sahip birinci basamak sağlık kurumudur. İlk basamak olması, gece-gündüz, nöbette-hizmette, cebinde para-var yok, yani veresiye olarak da çalışan yegâne sağlık kurumu olmasından gelmektedir.

Yaşanan iktisadi sistemin adı “kapitalist ekonomi” olduğuna göre, ne sağlık hizmeti ve ne de ilaç, insani ve toplumsal ihtiyaç listesinde hiç olamamıştır. Yani ihtiyaç sahiplerine bedava ulaşamamış ve bütün diğer mal ve hizmetler de olduğu gibi hep kârlılık esasına dayalı alınıp, satılmıştır. O nedenle kapitalizmin sağlıkçısı da, ilaç üreticisi de ya da eczacı ve eczanesi de hizmetin dağıtımında her zaman bir pazarlık masasında hep otura gelmiştir. Devlet, ilacın üretim ve dağıtımında rol sahibi olmaya hiç niyetlenmemiş ve hep kendi koyduğu kurallara göre bir piyasa düzenleyicisi ola gelmiştir. İlaççı, ilacın vazgeçilemez özelliğinden faydalanarak, daha fazla nasıl kâr edeceğine bakmış ve sağlık siyasasının belirleniminde perde ardındaki başrol oyuncularından biri olagelmiştir. Eczaneden geçen ilaç dağıtımından umulan başka saikli medetler ise, her zaman netice vermiştir. Devlet geri ödemeye konu olan ilaç giderini düşürmek için eczacının işletme sermayesinin bir kısmına el koymuş, adına da iskonto demiştir. Bununla durmamış, reçete başına halkın cebinden keseceği salma vergilerini önce bir güzel kuruşlandırmış ve sonra tahsilât işini olduğu gibi eczacıya ve eczaneye yıkarak hem kendi yüzünü halktan saklamış ve hem de eczacıyı çok kazanan bir sermeye patronu görüntüsüne sokarak halkla kavga etmede baş başa bırakmıştır.

Memlekette, yurt sathına yayılmış 25.500 eczane bulunmaktadır. Bunun 13 bini ise fiilen bitmiş ya da iflas aşamasında olan yoksul eczanedir. Bunu duyanı “eee…” ne yapalım canım, o zaman kapatsınlar diyebilir. Ki bunun da hayatta mümkünatı bulunmamakta ve kapitalizm işte bu eczaneleri esarete almış bulunmakta ve eczacılarını da köle statüsünde ölmeye yatırmış bulunmaktadır.

Hadise şöyledir:

Eczane ayakta durmak için mala, yani rafına ilaç girişine ihtiyaç duymaktadır. Emtia, stok malı olarak eczaneye indiğinde, firma ya da depodan intikal nakdi yekûnu da çok tutmakta ve eczacı vadeli alış yapmaya mecbur kılınmaktadır. Eczanenin işletme gideri sadece ilaç mubayaası olsa iyidir. Ne ki değildir. Saymak burası için lüzumsuzdur. Ödeme vade tarihi geldiğinde, ödenmesi gereken toplam meblağlar ise, eczacı için tam bir kâbustur. O zaman eczacı ne yapar; ya oturduğu evi satıp, parayı ödemelerine yavaş yavaş katar veya bankadan yüksek faizli kredi çeker ve her geçen gün daha da batar. Kısacası eczanelerin bu hal-i pür meali hiç görünmez ve her gün eczaneye kadar gelen ahali tarafından da dolayısıyla bilinmez sosyal bir facia yaşanır gider.

Bunun nedenlerini saymaya kalksak burada sayfa yetmez. Önemlilerinin başında, kapitalist devletin büyük sermayeye yataklığı esastır. Yani büyük sermayeye ait olacak ve ilaca ilişkin tasarrufların eczacıdan sermaye sahiplerine geçeceği zincir eczane kurulması hayaleti memleket dâhilinde sürekli dolaştırılmaktadır. Hatta buna eczacılık fakültelerinin sayısal artışını da örnek vermek kabildir. Düne değin sadece yedi iken ve buralardan çıkan eczacı sayısı ile işler idare edilebilir iken, önce sayı on ikiye çıkarılmış ve şimdilerdeyse de ipi ucu salıverilmiş olup kırk beşe yükseltilmiştir. Nedeni ise kapitalizmin “sermayenin organik bileşimi “kuramı içine düşer. Eczacı sayısının arttırılmasıyla iş gücü-emek değerinin düşürülmesi ve ucuz işgücü teminiyle mesleki faaliyetlerin böylece başka sermaye birikim süreçlerine adrese teslim devri neredeyse tamamlanmıştır.

Eczacı ve eczanelerle devlet arasındaki ilaç alım protokolü, sağlık hizmetlerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tek çatısı altında birleştirilmesinden sonra da devam ede gelmiştir. Protokolün imzalanmasında devletin her zaman zorlaması olmuştur. Eczacılar, TEB kanalıyla kurumla tek tip anlaşma yaparken, hem aradaki çürük meslektaş örneklerinin haksız rekabet yapacak özel anlaşma koşullarından korunmuş ve bir taraftan da devletin iskonto adı altında kendi üstlerinde “salma” toplamasına razı olmuştur. Sadece bu kadar da değildir;  ayrıca ve her daim, devletin halk nezdindeki, reçete bedelleri üzerinden topladığı vergilerin de bedava tahsildarı kılınmıştır.

SGK ile TEB arasında son protokol 2012 de akdedilmiştir. Bunun süresi 2015 Haziranında dolmuştur. Tam da olgu seçime denk geldiğinden ve AKP bir seçim kazasına uğradığından, hükümet etmeye devam eden heyetler, işi önce Kasım seçimine ve bu seçim sonrasında da bütçenin çıkarılmasına değin uzatmıştır. İş bugüne yani 31 Mart’a gelmiştir. Bu gün protokol süresi bitmektedir. Ve bu yazının okunduğu şu saatlerde devlet ve eczacılar görüşmeye devam etmektedir.

29 Mart’ta TEB Başkanlar Kurulu toplanmış ve Merkez Heyeti ile 54 Eczacı Odası Başkanı yayınladıkları bildiri ile tutum bildirmişler ve bu defa dirençli ve kararlı davranmışlardır.

Bu toplantıdan birkaç gün önce Türkiye’nin en büyük eczacı odası “İstanbul” konuşmuştur. Aşağıda bu odanın yayınladığı bildiri yer almaktadır.

Türkiye’nin insan hayatı ile ilgili meselelerine, şimdi ve bir defa daha ilaç işi de eklenmiş ve kurşunla değilse, bu kez de ilaçsız kalmaktan ölme, halka mukadder kılınmıştır.

Artık bildiriyi okuyun ve ilaçta kaos çıkaranın kim olduğuna siz karar verin…   

***

… “Bilindiği üzere Ocak 2016'da ekonomik taleplerimizin görüşülebilmesi için, bütçe onaylanma sürecinin tamamlanması gerektiğinden SGK ile TEB arasında 3 aylık geçici bir protokol imzalanmıştır.

Bu protokol 31 Mart'ta yani 4 gün sonra sona erecektir.

SGK yetkilileri ve Çalışma Bakanı'yla, gerek meslek örgütümüz, gerekse bireysel olarak eczacıların katılımıyla yürütülen bir dizi görüşmelerde sorunlarımız detaylarıyla aktarılmıştır.

SGK bürokratları, eczacı milletvekilleri ve en son yaklaşık 200 meslektaşımız önünde Çalışma Bakanı Sayın Süleyman Soylu taleplerimizde haklı olduğumuzu bizlere beyan etmiştir.

Aynı toplantıda, Sayın Çalışma Bakanı, taleplerimizin Ekonomi Koordinasyon Kurulu tarafından bütçe açısından değerlendirilerek onaylanması gerektiğini ifade etmiştir.

Türkiye'de eczanelerin yüzde 54'ü yoksulluk sınırının altında bir gelirle ve neredeyse tamamı kredi-borç sarmalı ile ayakta kalmaya çalışmaktadır. Bu verilerin gerçekliği, yapılan sunumlarla Çalışma Bakanlığı'nın ve Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nun onayı ve bilgisindedir.

Eczacılar olarak ekonomik iyileştirme talebimiz tarafımıza bağışlanacak bir lütuf değildir.

Bu talebi, 2005 yılından bu yana Sağlıkta Dönüşüm Politikalarını hiçbir tedbir almadan, eczacıları ekonomik çıkmaza sürükleyerek uygulayan siyasilerin eczacılara borcu olarak görmekteyiz.

Kaldı ki;

  • 3-5 işadamının bir kalemde silinen vergi borcu 3 milyar TL iken,
  • Makam otolarına "çerez parası" diye adlandırılan 3 milyar TL harcanabilirken,
  • 3. Havalimanı ihalesinde yapılan yanlış kot hesabı için 4.5 milyar avro zarar karşılanabilirken,
  • SGK'nın tahsil etmediği prim alacağı 5 milyar TL iken,

80 milyon sigortalıya sunulacak ilaç hizmetinin sağlıklı yürümesi ve 24.500 eczanenin 71.000 çalışanıyla ayakta kalabilmesi adına istenen iyileştirme talebi için, Ekonomi Koordinasyon Kurulu'ndaki Bakanlarımızın bütçeyi bahane etme lüksleri yoktur.  

Değerli basın mensupları;

31 Mart'ta eczaneler ile SGK arasındaki protokol sona erecektir. Sağlıkta Dönüşüm Projesinin hayata geçmesinden itibaren,

  • İlaç fiyatları 572 kez düşmüş,
  • Eczane raflarından bedelsiz kamulaştırma yapılmış,
  • Eczanelerin geliri her gün azalırken, artan masraflar karşısında eczacı kaderine terk edilmiştir.

Artık yeter!

Eczacılar olarak bizler, sağlık zincirinin en önemli halkasıyız.

Halkımıza, ülkemizin en uzak köyünde, mahallesinde, can güvenliğimiz olmaksızın 24 saat ilaç hizmeti sunan bir meslek grubuyuz.

Bizler, 13.000 eczane batma noktasındayken, taleplerimizin karşılanmadığı bir sözleşmeyi imzalamayacağız.

Uyarıyoruz!

Konfora, kıyağa hesapsız bütçe açılırken, sağlıktan ve emeğimiz üzerinden tasarrufa ikna olmayacağız.

İlacın yasal sahibi ve uzmanı eczacılardır. Yetkililerin sorumsuzluğuna tek bir meslektaşımızı bile feda etmeyeceğiz.

31 Mart'tan sonra ilaç hizmetinde yaşanacak kaosun da sorumlusu bizler olmayacağız.

İstanbul Eczacı Odası