İdeolojik mücadele tek boyutlu mudur?



26-05-2015 08:34


Erkin Özalp

Daha açığı, ideolojik mücadeleden anlamamız gereken tek şey, kötü, yanlış, geri(ci), uzlaşmacı vb. ideolojilerin ipliğinin pazara çıkarılması çabası mıdır?

Örneğin, liberalizm söz konusu olduğunda, bunun her türüne karşı çıkmak, her tür liberal sapmayı mahkum etmek ve her tür liberal sızma tehlikesine karşı önlem almaya çalışmak, ideolojik mücadelenin gerek ve yeter şartları mıdır?

Kuşkusuz, “iktidarı gerçekten hedefleyen bir sosyalist sol açısından” diye eklemek gerekir. Çünkü, öznel ya da nesnel nedenlerle, her şeyden önce kendi varlığını korumaya çalışan bir sosyalist özne, ideolojik mücadelenin kapsamını fazlasıyla daraltmayı tercih edebilir.

Ama eğer gerçekten de iktidar hedefiyle hareket ediliyorsa, tek boyutlu bir ideolojik mücadele, yalnızca, başarısızlığı güvence altına alabilir.

Yine liberalizm örneği üzerinden devam edeyim. 

Sosyalizm dışı diğer ideolojilerin pek çoğu gibi liberalizm de, sadece yanlışlardan oluşmaz. Ne de olsa, sadece yanlışlardan oluşan bir ideolojinin toplumsal ölçekte ciddiye alınabilecek bir güç kazanması hayli zordur.

Düzen içi diğer ideolojiler gibi liberalizm de, mevcut düzenin yarattığı ya da yeniden ürettiği ve bugün için geçerli olan pek çok doğruya yaslanır. Örneğin, insanlar arasındaki maddi çıkarlara dayalı rekabeti, bir doğa yasasının kaçınılmaz sonucuymuş gibi sunar. 

Bu, elbette, tarih dışı bir yaklaşımdır. Ama Marksizm de, kıtlığın ortadan kaldırılmasına, yani dünya üzerindeki tüm insanların tüm temel gereksinimlerinin karşılanabilir hâle gelmesine kadar, maddi çıkarlara dayalı rekabetin aşılamayacağını kabul eder. Bu nedenle, kapitalizm ile sınıfsız toplum arasındaki sosyalizm döneminin ilkesi, “herkese ihtiyacına göre” değil, “herkese emeğine göre”dir. Beş parmağın beşi gerçekten de bir olmadığından, yani insanlar arasında pek çok doğal eşitsizlik bulunduğundan, “herkese emeğine göre” (ya da “eşit işe eşit ücret) ilkesi, aslında adaletsizlik içerir. Ama sosyalizm, sadece ideallere dayalı olan bir toplum düzeni değil, sınıflı toplumların biçimlendirdiği insanlarla sınıfsız bir topluma ulaşma mücadelesinin yürütüldüğü bir geçiş sürecidir ve kaçınılmaz olarak geçmişin izlerini de taşır.

Dolayısıyla, herhangi bir sosyalist ülkenin herhangi bir döneminde “sosyalist rekabet”in teşvik edilmesi, kendi başına, liberalizme teslim olunduğunun bir kanıtı sayılamaz. 

Henüz iktidar mücadelesi yürütmekte olan bir solun, ideolojik mücadele konusunda daha titiz ve dikkatli davranması gerektiği (haklı olarak) söylenebilir. Ama şu gerçek değişmez: Bizim yürüttüğümüz mücadele, sosyalizmin ilkelerini ve ideallerini herkese kabul ettirme mücadelesi değil, bugünün insanlarını, kendi geleceklerini kendi ellerine almalarını sağlayacak olan bir noktaya taşıma mücadelesi.

Mücadelemiz, “bugünün insanları”nın tümünü değil, asıl olarak işçi sınıfını iktidara taşımayı hedefliyor elbette. Ne var ki, iktidar mücadelesi ile, bugünün insanları arasında çoğunluğu oluşturan işçilerin “sınıf bilinci”ni güçlendirme mücadelesini birbirinden ayıramayız. Komünist Parti Manifestosu’nda da vurgulandığı üzere, burjuvaziye karşı mücadele edilmediği sürece, bir işçi sınıfından çok, birbirleriyle rekabet hâlindeki işçiler vardır. Ve yaşayabilmek için birbirleriyle rekabet etmekten başka şansları bulunmayan insanları farklı bir düzen için mücadeleye kazanmanın yolu, kafalarındaki her tür “yanlış fikir”le savaşmaktan geçemez. 

Bir başka deyişle, liberalizmin (ya da düzen içi başka ideolojilerin) mutlak bir yenilgiye uğratılması, ancak uzun vadeli hedef olabilir. Bugünün doğru hedefi, liberalizmin, iktidar mücadelesinin önündeki bir engel olmaktan çıkarılmasıdır. Bir başka deyişle, liberalizmi zayıflatmaya çalışmanın dışında, henüz yok edilemeyecek olan liberal eğilimler üzerinde ağırlık oluşturmanın yollarını bulmaya çalışmak (örneğin, liberalizmin elinde her zaman demagojik bir yan barındıran özgürlükçülüğün gerçek temsilciliğini üstlenebilmek) gerekir.

İdeolojik mücadele, aynı zamanda bir “hegemonya oluşturma” mücadelesidir. 

Kuşkusuz, bu da, tek başına ideoloji alanında yürütülen mücadeleyle başarılamaz. Doğru ve ilerletici siyasal hedeflerin belirlenmesi, hegemonya oluşturmanın da ön şartıdır...