'Hayır' için ön notlar…



10-01-2017 01:33


Haluk Yurtsever

Yeni bir yıla bir tutam sevinçle, umutla girmek isteyen milyonarca insanın hevesini kursağında bırakan Reina ve onu izleyen 5 Ocak İzmir Adliye katliamları, 20 Temmuz 2015’ten bu yana yüz yüze olduğumuz sürekli şiddet ve darbelerle rejim kurma zincirinin son halkalarıdır. 

Sözcüğün gerçek anlamıyla terör, seçilmiş hedeflere şiddet uygulayarak büyük çoğunluğu pasifleştirme, sindirme yöntemidir. Nereden geleceği, kime yöneleceği bilinmeyen şiddette bu kadar yoğun başvurulmasının nedeni, korku ve kuşkuyu egemen kılarak, bugünkü gidişe itirazı olan insan iradesini kırmaktır. Siyaset, bir bakıma iradeler arası bir savaştır. 

Sınıflı toplumların ortaya çıkışından bu yana, azınlık çıkarlarını temsil edenler, mutlak güç, mutlak otorite peşinde koşuyor, bunun için de şiddete başvuruyorlar. Öte yandan, düzenlerin istikrar kazanması, yalnızca bu yöntemle sağlanamayacağı için, şiddetin hemen yanı başında rıza ve onay araçları, “bilinç endüstrisi” devreye giriyor.  

Bugünün özgünlüğü, dünya çapında şiddet ve terör yöntemlerinin rıza ve onay düzeneklerinin önüne geçmiş olmasıdır.  Sistemik kaos koşullarında, küçük bir azınlığın dünya kaynaklarına el koyması, sermaye birikimini eski yöntemlerle, yani örgütlü işçi sınıfı hareketinin, farklı sınıf, katman ve akımların belli ölçülerde temsil edildiği bir siyaset sahnesinde sürdürmesi olanaksız hale gelmiştir. ABD’sinden AB’sine, Doğu Avrupa’sından Latin Amerikası’na tüm dünyada yaşanmakta olanlara bu mercekten bakmalıyız. 

***

Türkiye’deki bugünkü durumu doğru çözümleyebilmek için bu genel eğilime üç etmeni daha eklemek gerekiyor. Birincisi, AKP iktidarı eski rejimin çürüme ve topluma yabancılaşma sürecinin, onun tepe noktası olan 12 Eylül’ün üzerine geldiği için iktidara bu kadar kolay yerleşti; 1923’te kurulan cumhuriyeti bu kadar kolay tasfiye edebildi. Bu nokta, yalnızca AKP’nin “başarı”sını değil, aynı zamanda yeni rejim kurma stratejisine karşı muhalefet krizini anlamak açısından önemlidir. İkincisi, AKP, toplumu dinselleştirme, dinci ve kinci bir kuşak yaratma kaldıracını, “yeni Türkiye”nin kurucu ideolojik mayası olarak değerlendirdi. Üçüncüsü, içinde olduğumuz uğrakta, “Türkiye’nin bölünmesi” sendromunu, “terör”  algısını kullanarak, eski rejim güçleriyle ve ulusalcılarla kendi hegemonyasında bir tarihsel uzlaşma, yeni bir ittifak bloku oluşturdu.

***

Erdoğan’ın Reina katliamından sonra kimsenin yaşam tarzına karışmadıkları/karışmayacakları yollu söylemi, esas olarak devletin ve toplumun dinselleştirilmesine karşı biriken tepkileri yumuşatarak yeni ittifak blokunu sağlama alma taktiğinden kaynaklanıyor.

Kendisini “AKP karşıtı” olarak gören büyük toplam için “yaşam tarzı”nı sürdürmenin,  birleştirici bir kaygı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Haziran 2013 ve Haziran 2015 çıkışları, biri alanlarda, biri sandıkta toplumsal muhalefetin bu kaygıyı da arkasına alarak yükseldiği, kanımca toplumsal muhalefet güçleri tarafından değerlendirilemeyen iki dönemeç noktasıydı. Bu iki olanağın yeterince değerlendirelememesinde sol siyaset güçlerinin zaafları kadar, birleştirici öğenin iç dokusundaki zihniyet ve amaç farklılıklarının da rol oynadığını görmek gerekiyor. Çeşitli sermaye kesimlerinin de içinde olduğu bir kesim için “yaşam tarzı”nı korumak, kendi dokunulmaz ve ayrıcalıklı yaşam rutinlerine doğrudan müdahele edilmemesini güvenceye almaktan ibarettir. Bu eğilimdekilerin, bu koşulla devletin ve toplumun dinselleştirilmesine bir itirazları yoktur. AKP’ye yaşam tarzına müdahale nedeniyle muhalefet eden daha geniş kesimler ise bugün umarsız, umutsuz ve moralsiz durumdalar. Kendilerine ve çocuklarına “başka bir ülke”de yaşam koşulları arayanların sayısının artmasında bu yenilgici ruh halinin çok büyük payı var. 

***

AKP’nin devleti ve toplumu İslamlaştırma stratejisinden vazgeçeceği, yumuşatacağı olasılığına bel bağlamak büyük bir yanılgıdır. Diyanetin fetvası, açık laiklik düşmanı meclis başkanının söylemleri, TSK ve kolluk güçlerinin dinci /fetihçi bir zihniyetle koşullandırılması, tüm devlet ve kamu görevlerindeki, üniversitelerdeki ilerici, laiklik yanlısı öğelerin tasfiye edilmesi, en son TRT 3’ün  klasik batı müziği programını yayından kaldırması vb. onlarca örnekten yalnızca birkaçıdır.

Bu toplumun çok büyük çoğunluğu için Türkiye’den başka gidilecek yer yok. 

Bu ülkede, AKP’ye de, AKP’siz ya da Erdoğan’sız bir gerici sermaye iktidarına da karşı olan nitelikli bir nicelik var.

Var olan rejim, göründüğü kadar güçlü değil. Dış ve iç dinamikler, çelişkiler, ekonomik durum, yönetenler arasındaki iç çelişkiler, bir yandan şiddet ve terörü tırmandırırken bir yandan da toplumsal muhalefetin yeniden güç ve inisiyatif kazanacağı, yükseleceği yeni olanaklar yaratıyor, yaratacaktır.

Türkiye toplumunun önünde,  2013 ve 2015 Haziran’larından sonra, tek adam devletine gidişi durduracak, topluma yeni bir yön ve heyecan yaratacak bir fırsat var: Anayasa taslağını geri çevirmek! Amasız, fakatsız, ikircimsiz, açık, toptan bir “hayır” için seferber olmak!

“Hayır”ın ön notlarını, gerekçelerini ve kazanılabilir bir hedef olduğunu sonraki yazılarda açmaya, işlemeye devam edeceğiz.