Gitmek mi zor kalmak mı zor



06-09-2016 07:22


Metin Çulhaoğlu

Artık bir karar verilsin:

İktidar, bir yandan kendi zeminini sağlamlaştırmaya çalışırken ülkeyi çok daha karanlık yerlere mi götürüyor yoksa uzatmaları mı oynuyor? Bu “en zayıf” denilen döneminde yaptıkları, bir niyetin yaşama geçirilmesi olarak mı okunmalı yoksa “son çırpınışlar” mı sayılmalı? 

Evet, AKP iktidarı gerçekten yara almıştır… Siyasal katalizörlüğünü yaptığı tarihsel blok çözülmüştür… Geçmişteki kimi durumlarla ilgili aczini itiraf etmektedir... Dış politikada açtığı mesafeleri kapatmak için kırk takla atmaktadır… Kadro tasfiyesine uğrayan kurumların yeniden nasıl “yapılandırılacağı” henüz bir muammadır…

Bunlar doğrudur; ama hepsinin karşılığı olan dağınıklık ve savrukluk “son çırpınışlar” sayılıp tez elden gidici oldukları sonucuna varılırsa doğru olmaz.

Sanki düzen adına büyük kaygılar besleyenler var da… Türkiye Cumhuriyeti’nin bir tür “aşiret devletine” dönüştürülmesi sanki birilerinin çok umurunda da... 

Devam edersek, kimi alanlarda el yordamıyla gittikleri de doğrudur. Ne var ki, geri basma, yanlış olduğunu gördüklerinden rücu etme gibi bir niyetleri olmadığı açıktır.  Hukuktan pratiğe yönelme gibi bir dertleri olmadığından pratiği “hukuksallaştırma” yolundadırlar.   

Böyle bir ortamda sol, kendi kafasında oluşturduğu herhangi bir rasyonaliteyi, rasyonalitenin yok edildiği, erkin tekleştiği bir düzenin şu ya da bu aktörüne “güç odakları şimdi bunu isterler” diye atfetme huyundan vaz geçmelidir.

İktidarın Türkiye’yi çok daha kötü noktalara sürüklediğini söylemek, buraya odaklanmak dururken “bu kadarına da dur derler” “bunlar gidici”, “bildiğiniz gibi değil, çok zayıflar” gibi şeyleri ha bire tekrarlamanın anlamı yoktur.

“Böyle söylersek insanlarımıza moral vermiş oluruz” deniyorsa, herhangi bir karşılığı olmadığı bilinmelidir…

Solun, kendisini aktif ve etkili özne olarak henüz kuramadığı bir süreçte iktidarın gidiciliği üzerine kafa yormasının, İkinci Dünya Savaşı sırasında örneğin İsviçrelilerin Nazi Almanya’sının ne zaman nasıl yenileceği konusunda fikir üretmelerinden fazla farkı olmayacaktır.

***

Ya bir bildikleri, öngördükleri varsa?

Örneğin:

ABD üzerini çizdi… AB çok kötü bakıyor…

Nereye kadar etkili olabilecekleri, Türkiye tarafından masaya sürülen ne tür kozlar karşısında geri adım atabilecekleri ortaya çıkmıştır.

Geçiniz…

“FETÖ” operasyonlarının sarpa sarması, AKP’de yarılmalar, ayrılmalar?

Gerçekleşse bile, CHP ile MHP’nin “böyle kritik bir dönemde hükümet boşluğu olmamalı” diye önce koalisyon teklif edecekleri, olmazsa “siz azınlık hükümeti kurun biz destekleyelim” diyecekleri bizce kesin gibidir…

Suriye politikaları ve operasyonlarında tam bir fiyasko yaşanırken Kürt siyasetinin ve hareketinin içerden ve dışardan sıkıştırması?

Teorik olarak mümkündür.

Ancak iktidar, içerde esneklik denen şeyi lügatinden ne kadar silmişse dışarda o kadar esnek ve ihtiyatlıdır. Nerede duracağını, durması gerektiğini bilecektir.

Bu sefer “geçiniz” demiyoruz; ama mutlaklaştırılmamalı, “işte tam da bu” denmemelidir.

“Gidicilik” konusunda elbette başka pek çok durum, olasılık ve olay gündeme getirilebilir. Ancak burada siyasal bir değerlendirme yapmaya çalışıyoruz; gerisini bilemeyiz…

Kimse bilemez…

***

Bütün bunlarla “gidici” değil “kalıcı” olduklarını mı söylemiş oluyoruz?

Hayır; sadece solun kendi siyasal mücadelesini “gidicilik” varsayımı üzerine oturtamayacağını, oturtmaması gerektiğini söylüyoruz. Sonra, “nasıl gidecekleri” konusunu hiç açmadan “günleri sayılı”, “uzatmaları oynuyorlar” ısrarının tehlikeli çağrışımlar yaptırabileceğine işaret etmek istiyoruz.

Nihayet, bir ihtimal daha vardır: Solun, sonuçta Gezi’ye varması mutlak zorunluluk olmasa bile insanlara o günleri çağrıştıran bir varlık ve cevvaliyet sergilemesi…

O zaman bir de bizim taraftan sıkıştırılmış olacaklardır…

Asıl buraya yüklensek daha iyi olmaz mı?