Gene mi MDD?



17-06-2017 01:09


Metin Çulhaoğlu

Geçtiğimiz hafta sonu yaşanan Türkiye Komünist Partisi (TKP) odaklı olumsuzluklar pek çok kesimin tepkisini çekti.   Bu tepkilerden özünde iyi niyetli olanlara hak verilmesi, ortada gerçekten hiç istenmeyen bir durum olduğunun kabul edilmesi gerekir.

Gereğinin yapılması, ilgili tüm tarafların görevidir.

Ancak, haklı tepkileri ambalaj malzemesi olarak kullanıp “bu ortamda ne yutturursak kârdır” düşüncesiyle hareket edenleri yanıtsız bırakamayız.

***

Aydınlık yazarı Yavuz Alogan’ın 13 Haziran günü bu gazetede “TKP ortamının sefaleti” başlıklı bir yazısı çıktı. Yazının bir bölümünde şöyle deniyor:

“Türkiye’de sosyalistlerin ayrışma hatlarına baktığımız zaman geçmişte kaldığı sanılan Milli Demokratik Devrim-Sosyalist Devrim anlayış ve stratejilerinin alttan alta etkisini sürdürdüğünü görüyoruz. Emperyalizme karşı tam bağımsızlığı sosyalizmin önşartı olarak gören devrimciler ile bağımsızlığa önem vermeden sınıfa karşı sınıf çizgisini izleyen gruplar var.” (vurgular bize ait)

Alogan hemen ardından, yaşanan olumsuzluğu bu çizgilerden ikincisinin eseri sayıyor ve “Türkiye Komünist Partisi ortamının bütün parti ve gruplarıyla birlikte içine düştüğü sefil durumu” da böyle açıklıyor.

Kendisiyle tanışıklığımız, muhabbetimiz vardır, kusura bakmasın; ama söyledikleri tezvirat, el çabukluğu ve eskimişlikle maluldür.

***

Tezvirat

Bağımsızlığa önem verilmiyormuş…

Türkiye Komünist Partisi “ortamının” son on beş yıl içinde ABD’si ve AB’siyle emperyalizme karşı, bağımsızlıktan yana eylemlerini burada sıralamaya kalksak yerimiz yetmez. “Bağımsızlığa önem vermeyen” TKP “ortamının” bu eylemleri arasında iki İskenderun eyleminin yanı sıra Ankara’da arada Alogan’la sohbet ettiğimiz bir başkası da yer almaktadır.

Ha bugün kendisi “Anti-emperyalizm ve bağımsızlık eylemi öyle olmaz; Erdoğan’la, Akar’la ve Katar’la olur” (kafiye de tutuyor gibi) noktasına gelmişse şaşırır ve üzülürüz.

Bir insanın aklını ve birikimini, illet gibi yakasını bırakmayan, ardı arkası kesilmeyen “komplo teorileri” tutkusuna feda etmesi gerçekten üzücüdür.

El çabukluğu

TKP “sınıfa karşı sınıf çizgisi” izliyormuş…

“Sınıfa karşı sınıf” çizgisinin tarihte özgül bir yeri vardır, her çizgi için gelişigüzel kullanılmaz. Bugün mücadele çizgisini temel çelişkiden, iki ana sınıfın karşıtlığından hareketle belirleyip başka gündemlere buradan yaklaşanlar vardır. Bu konumda olanların Üçüncü Enternasyonal (Komintern) tarihinde 1920’lerin ikinci yarısından 30’ların başına uzanan döneme damgasını vuran “sınıfa karşı sınıf” çizgisiyle özdeşleştirilmesi, “ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet” kategorisine girer.   

Dediğimiz gibi “sınıfa karşı sınıf” çizgisi özel bir döneme aittir ve bu tanımı kullanacakların dönemin özelliklerini de bilip öyle kullanmaları gerekir.

Anlatmaya çalışalım:

Komintern’in “sınıfa karşı sınıf” çizgisi, sosyal demokrasinin,  başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın büyük bölümünde burjuvazinin başlıca siyasal temsilcisi haline geldiği görüşüne dayanır. Çizgi, sosyal faşizm tanımıyla şekillenir ve komünist partilerin (proletarya) artık “sosyal faşist” olan sosyal demokrat/sosyalist partilere (burjuvazi) karşı mücadelesi, “sınıfa karşı sınıf” çizgisinin özünü oluşturur.    

Çizgi, Fransa’da da yansımasını bulmuştur. Komintern, komünistlerden, kazanma şansı yüksek diğer sol adayları destekleme politikasını bırakmalarını istemiş,  “Siz bundan böyle solcu ve Cumhuriyetçi ailenin çocukları değilsiniz” demiştir. Hatta şair Aragon da havaya girmiş, “Kızıl Cephe” şiirinde “Ateş edin Léon Blum’a/Ateş edin sosyal demokrasinin eğitilmiş ayılarına” gibi dizelere yer vermiştir.

Şimdi, TKP “ortamı” böyle şeyler mi yapmış ve yapmaktadır?

Öyleyse, bunca “cephe” girişimi, dün “sol cephe” bugün başka çabalar neyin nesidir?

TKP “ortamı” sol ve cumhuriyetçi bloktan kopma uğraşı içinde midir?

Gerçi “ortamdan” pek şair çıkmıyor, ama çıksaydı “Ateş edin CHP milletvekillerine/Ateş edin sosyal demokrasinin ayılarına” benzeri dizeler mi okuyor olurduk?

Alogan bunca birikimine ve deneyimine rağmen “generale karşı general” çizgisi dışında ne varsa hepsini “sınıfa karşı sınıf” çizgisi sayma noktasına gelmişse kendi bileceği iştir…

Ama bir kez daha üzülürüz.

Eskimişlik

Etkisini alttan alta süren MDD-SD anlayış ve stratejileri…

Sosyalizmin “önşartı” olarak tam bağımsızlık…

“Önşart” açıkça bir kronolojiye işaret eder. Yani zaman boyutunda “önce bu olacak ki sonra şu olabilsin” der. Alogan bir kez daha kusura bakmasın, ama 1960’lardaki MDD tezinin en ilkel, en şematik ve eskimiş versiyonudur.

Geçmişte “ortodoks” kesimlerce de savunulduğunu biliyoruz; ama böyle şematik bir kronoloji merakı Lenin’e (bu arada Troçki’ye de), eşitsiz gelişim yasasına ve belki hepsinden önemlisi diyalektiğe hakarettir. Oysa diyalektik düşünce, Marksizm’in “materyalizme” kurban edilemeyecek kadar değerli bir bileşeni, olmazsa olmaz’ıdır.

Materyalizm, ampirisizm ve pozitivizmden diyalektikle kurtulur.

Alogan neden, nasıl oluyor da buralara kadar gidebiliyor?

Tahminimizce Alogan bundan otuz yıl öncesine, o dönemde içinde yer aldığı çevrenin teorik kibrine özlem duymaktadır. Bu teorik kibrin o zamanlar önde gelen temsilcilerinden olan Halil Berktay azgelişmiş bir ülkede Sosyalist Devrim tezini “herhangi bir evrensel teorik dayanaktan külliyen yoksun” buluyor, buna karşılık Milli Demokratik Devrim tezini övdükçe övüyordu. Vardığı kesin sonuç ise şuydu: “(…) o tartışmadaki Sosyalist Devrim tezi saflarından, Türkiye’ye en küçük bir teorik miras kalmamıştır.” (Halil Berktay, Türkiye’nin Özgüllükleri Üzerine Bazı Düşünceler, Saçak, sayı 41, Haziran 1987, s.6).

Alogan’ın eski partidaşı Berktay’ı özlediğini söylemiyoruz elbette; sadece onun kendi dönemindeki teorik kibrini günümüze taşıma niyetinde olduğunu tahmin edebiliyoruz. Birkaç ay önce Perinçek’in Türkiye soluna katkıları ve “öğrettikleriyle” ilgili bir yazı da yazmış olması bu tahminimizi biraz daha güçlendirmektedir.

Neyse, fazla uzatmayalım.

Alogan yakın geçmişte soL gazetesinde ve İleri Haber portalında yazarken bugünkü “sefil ortamın” yaratıcılarının etkisi altında kalmamayı nasıl başarabildiyse bugün Aydınlık’ta yazarken de aynı başarıyı göstermesini temenni ediyoruz.