Darbeci cumhurbaşkanına karşı mücadele



10-11-2015 08:00


Erkin Özalp

Ülkelerden birinde, yüzde 50’nin üzerinde oy alarak halk tarafından ilk turda seçilmiş bir cumhurbaşkanı varmış. Geçmişte çok uzun yıllar başbakanlık yapmış olan bu cumhurbaşkanı, kendi partisi milletvekilliği seçimlerinde yine birinciliğe ulaşmakla birlikte meclis çoğunluğunu kaybedince küplere binmiş. Meclisteki diğer üç partinin koalisyon kurarak iktidara gelmesini engellemek için elinden geleni yapmaya, anayasanın ona verdiği her tür yetkiyi sonuna kadar kullanmaya ve anayasadaki boşluklardan yararlanmaya karar vermiş. Kendi partisinin başkanını, hükümeti kurmakla görevlendirmiş...

Söz konusu cumhurbaşkanı, 1985-1995 yıllarında başbakanlık yaptıktan sonra, 2006 yılında yüzde 50,54’lük, 2011 yılında da yüzde 52,95’lik oy oranlarıyla birinci turda seçilen Anibal Cavaco Silva. Partisi, gerçekte sağcı olan ve Avrupa Birliği’nin dayattığı kemer sıkma politikalarını savunan Sosyal Demokrat Parti (PSD).

Bir çoğunluk hükümeti kurma şansına sahip olan diğer üç parti, gerçekte sosyal demokrat olan Sosyalist Parti (PS), sosyalist çizgideki Sol Blok (BE) ve Portekiz Komünist Partisi (PCP) önderliğindeki Demokratik Birlik Koalisyonu.

230 üyeli meclis için 4 Ekim 2015’teki seçimlerde, sağcılar %38,6’lık oy oranıyla 107 koltuk, sosyal demokratlar yüzde 32,3’lük oy oranıyla 86 koltuk, sosyalistler 10,2’lik oy oranıyla 19 koltuk ve “Yeşiller” Ekolojist Partisi (PEV) ile ittifak hâlindeki komünistler yüzde 8,3’lük oy oranıyla 17 koltuk kazandı (son üç partinin toplamı: 122).

Cavaco Silva, AB’nin iktisadi dayatmalarına karşı çıkan, Portekiz’in Avrupa Para Birliği’nden çıkmasını ve NATO’nun dağıtılmasını savunan partilerin iktidara gelememesi için anayasadan gelen her tür yetkisini kullanacağını açıkladı. Onun istediği, sosyal demokratların sağcıları desteklemesiydi.

Buna karşın, sağcıların meclis çoğunluğunu kaybetmelerine yol açan kemer sıkma politikalarına ortak olarak yıpranmak istemeyen sosyal demokratlar, geçtiğimiz günlerde, sağcı hükümetin düşürülmesini ve sağcı partiyi içermeyecek bir hükümetin kurulmasını sağlamak konusunda sosyalistlerle ve komünistlerle anlaşmaya vardı. Piyasaların tepkisi, pek doğal olarak, olumsuz yöndeydi: Faizler yükseldi, hisse senetleri değer kaybetti.

Cumhurbaşkanının, meclisi, seçimlerden sonraki ilk altı ay içinde ve Ocak ayında dolacak olan kendi görev süresinin son altı ayı içinde feshetme yetkisi bulunmadığından, bugün ya da yarın yapılması beklenen program oylaması sonucunda hükümet düştüğünde, yeni hükümeti kurma görevini sosyal demokrat partinin liderine vermesi bekleniyor. Ne var ki, bu konuda anayasal bir zorunluluk bulunmuyor ve Cavaco Silva’nın hükümet kurma görevini bir kez daha sağcı partinin başkanı Pedro Passos Coelho’ya verebileceği ya da bir “teknokratlar hükümeti” kurdurabileceği söyleniyor. Kuşkusuz, bu hükümetlerin programları da meclisten güven oyu almak zorunda. Ama cumhurbaşkanının, ülkedeki siyasal gerilimlerin artması pahasına, kısa süreli hükümetleri tercih edebileceğini düşününler var.

Sol partilerin vardığı anlaşmaya göre sosyal demokratların kuracağı hükümetin şu tür taahhütlerde bulunacağı söyleniyor: Ücretlerdeki ve emekli maaşlarındaki kesintilerin kaldırılması, bazı özelleştirmelerin durdurulması, dolaylı vergilerin azaltılması, yoksullar için elektrik fiyatlarının düşürülmesi, yüksek gelir gruplarından daha fazla vergi alınması, hastanelerin acil servislerinin yeniden parasız olması, bankaların kaldırılan dört tatil gününün geri getirilmesi...

Bir başka deyişle, tıpkı Yunanistan’daki Syriza örneğinde olduğu gibi, “düzen içi”, ama hem sermaye çevrelerinin hem de AB’nin karşı çıktığı bazı hedefler söz konusu.

8 Kasım Pazar günü yapılan Portekiz Komünist Partisi Merkez Komitesi toplantısı sonrasında bir açıklama yapan parti genel sekreteri Jerónimo de Sousa, partisinin, “ideolojik ve siyasal bağımsızlığından vazgeçmeden”, işçilerin, halkın ve ülkenin çıkarları doğrultusunda inisiyatif almakta olduğunu söyledi. Ona göre, varılan anlaşma, sağ politikalar yerine yurtsever ve sol politikaların uygulanmasına yönelik.

Yine Jerónimo de Sousa’ya göre, Portekiz’in geleceği, işçilerin, yurtseverlerin ve halkın mücadelesine bağlı kalmaya devam edecek...

Gerçekten de, Portekiz Komünist Partisi’nin önünde iki yol var.

Birincisi, sosyal demokratlarla kuracakları işbirliğinin işçi sınıfına ve halka mümkün olduğunca fazla kazanım sağlaması için işçilerin/halkın örgütlü mücadelesine yaslanmaya, bunu yaparken işçilerin/halkın örgütlü mücadelesini güçlendirmeye, ve bunlar sayesinde, sosyal demokratlar gerçek yüzlerini gösterip emperyalistlere ve sermaye çevrelerine tümüyle teslim olduğunda, işçilerin/halkın önüne, kendi güçleriyle ulaşabilecekleri daha ileri hedefler koyabilir duruma gelmeye çalışabilirler...

İkincisi, geçmişte çok daha fazla örneği bulunduğu üzere, işçilerin/halkın sosyalizm hedefi doğrultusundaki örgütlü mücadelesini güçlendirme hedefi ile güncel kazanımlar uğruna mücadele arasındaki bağı doğru bir şekilde kur(a)maz, düzen içi mücadeleyi fazlaca önemserlerse, sosyal demokratların kaçınılmaz çöküşüyle birlikte çöküş yaşarlar...

Kimilerimiz “ne yazık ki” diyecektir, kimilerimiz de “neyse ki”: Bizim (henüz) böylesi dertlerimizin bulunmadığı kesin!