'Dalgayı' kim kapacak?



23-06-2018 00:03


Metin Çulhaoğlu

Yarın seçim var, bu da seçim öncesi son yazı oluyor.  

Bir gün kala, oran tahminleri vermeden son yazıdaki görüşümüzü tekrarlayacağız: “Bıçak sırtı” tespiti doğrudur, akla gelen dört olasılığın dördünün de gerçekleşmesi mümkündür ve “kazanan” tarafın toplamda yüzde 52’yi aşan bir ağırlığa ulaşması pek mümkün görünmemektedir… 

Ancak, sonuç ne olursa olsun ortada önemli bir gerçek daha vardır: Bugün AKP karşıtlığı, gerek Türkiye’nin gerekse sosyalist hareketin geleceğini belirleyecek bir kıvama gelmiştir. Eğer “dalga” diyeceksek, AKP kıyılarını aşındırıcı, oradan toprak koparıcı yanından çok ucu açık, uzun soluklu görünen ve durulacağa pek benzemeyen özellikleriyle ön plana çıkmaktadır.

Biraz daha açarsak, bu dalga, düzen siyasetinin kurtları tarafından oraya buraya çekilebilecek kadar naif, çok renkli ve amorf olsa bile, sosyalizm adına yeni bir “alt-dalgaya” kapılarını açacak potansiyeli de taşımaktadır.  

Buradan devam edelim. 

Genel anlamda AKP karşıtlığını, “canım neticede AKP de bir sermaye sınıfı iktidarı, o gider yerine başka bir sermaye iktidarı gelir” diye küçümsemek ciddi bir siyasal aymazlıktır.  Sermaye sınıfının egemenliğine, siyaset alanında hiçbir “kaçağa” izin vermeyen, her olasılığı ve gelişmeyi peşinen hesaplayıp ipleri sürekli elinde tutan bir mutlaklık yakıştırılması, Marksizm’in ancak kötü çizilmiş bir karikatürü sayılabilir.   

Bugün emperyalist odaklar olsun Türkiye sermaye sınıfı olsun ne yola AKP ve Erdoğan’la devam etme kararlılığı içindedir ne de bunların “üzerini çizip” (zaten beş altı yıldır hep çizip duruyorlar) yerlerine alternatif hazırlamış durumdadır.   Ortaya çıkan duruma bakacaklar, durumu kendilerine, kendilerini duruma adapte etmeye ve süreçlere nüfuz etmeye çalışacaklardır. 

***

Bu durumda, başta sözünü ettiğimiz AKP karşıtı dalganın “taliplilerini” şöyle sıralayabiliriz: 1) Emperyalist odaklar ve sermaye sınıfı; 2) Bir yanda bunlarla olan bağlantıları, diğer yanda dalga içindeki düzen karşıtı eğilimler arasında yol bulmaya çalışan “millet ittifakı” ve bu ittifakın ana partisi CHP; 3) “Ulusal sorunu” askıya almış olmasa bile “Türkiyelileşme” fikrini yeniden öne çıkarmış görünen, kendi soluna açık duran HDP ve 4) Sosyalistler… 

Bu sıralamaya ve sıralamanın ortaya koyduğu tabloya bakıldığında (2) ve (3) numaralı öznelerin, adı “gerçek burjuva demokrasisi”, “liberal demokrasi”, “çağdaş demokrasi” gibi nitelemelerle konulacak bir hedefle hem malum odaklara gerekli mesajları verip hem de dalgaya nüfuz etmeye çalışacakları bellidir. Ama ayrı ayrı ama birlikte (demokrasi cephesi)…

Şimdi bir parantez: 

Eğer Türkiye’nin önümüzdeki döneminin, gerekli değişiklikler yapılarak (mutatis mutandis) geçmişteki hangi döneme görece daha fazla benzeyeceği üzerinde düşünülürse, 1960 ihtilali sonrasında, kurucu meclis ve yeni anayasayla birlikte 1965 seçimlerine uzanan dönemden söz edebiliriz.   

Bizce bu dönemin günümüz açısından anlamlı olabilecek bir özelliği, sosyalizmin, ülke gündeminden kopmadan, “ben bambaşkayım” diye kabuğuna çekilmeden aynı anda hem “zinde güçlere” ve dönemin Jakobenlerine hem de bir dönem DP’ye umut bağlamış halktan kesimlere, hem ülke aydınlarına hem de “taşra” denilen yerlerdekiler dâhil emekçilere, hem batıya hem de Kürt coğrafyasına hitap edebilmiş olmasıdır.  O dönemin tabiriyle “maya” böyle tutmuştur… 

Maya, sosyalizmin, o dönemdeki yeni arayışların oluşturduğu “dalganın” uzağına düşmeden, o dalganın taşıdığı dinamiklere duyarlı kalarak kendi farklı ve ayrı yerini belirginleştirmesiyle tutmuştur.

“Mutatis mutandis” dedik; neden olmasın? 

***

İki noktaya daha değinip bitirelim. 

Birincisi: Okuduğunuz yazı, Türkiye’de genel olarak neler olabileceğine değil önümüzdeki dönemde sosyalizmin imkânlarına belirli bir açıdan yaklaşma amacıyla yazılmıştır.

Dolayısıyla ikincisi: Azımsanmayacak bir olasılıkla, 25 Haziran tarihiyle 8 Temmuz tarihleri arasında Türkiye’de son derece kritik 14 gün yaşanacaktır. Yazıda sıralanan öznelerden biri olarak sosyalistlerin görevi de 24 Haziran’da üzerlerine düşeni yaptıktan sonra bu kritik 14 güne odaklanmak olmalıdır.