Çankaya’da yine bir işçi düşmanı...

“Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ABD Açık Tenis Turnuvası'nda genç çift bayanlarda, partneri Jil Belen Teichmann ile birlikte şampiyon olan Milli Tenisçimiz İpek Soylu’ya bir telgraf göndermiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımız telgrafında, ülkemize ilk Grand Slam şampiyonluğunu kazandıran İpek Soylu’yu, bu tarihi başarısından dolayı tebrik etmiştir.”

Torunlar İnşaat’ın Mecidiyeköy’deki şantiyesinde 10 işçinin öldüğü 6 Eylül gününü izleyen 7 Eylül günü cumhurbaşkanlığının resmi İnternet sitesine eklenen iki açıklamadan biri buydu. Diğeri, “Aydın’ın Kurtuluş Yıldönümü” hakkındaydı.

Tayyip Erdoğan, 10 işçinin ölümü hakkında konuşmak bir yana, yazılı bir açıklama bile yapmadı.

Belki de, balkon konuşmasındaki “77 milyonu kucaklama” iddiasının bu kadar çabuk yalanlanmasını istemeyen danışmanları, işçi düşmanlığını bir kez daha sergilemesine engel olmayı başarmıştır! Ne de olsa, konuşsaydı, 2008 yılında Tuzla tersanelerindeki iş cinayetleri hakkında söylediklerinin benzerlerini dile getirebilirdi:

“Hamdolsun şu anda 2002 itibariyle 5 bin kişinin çalıştığı özel sektöre ait gemi inşa sanayi kuruluşlarında bugün 35 bin kişi çalışıyor. Bu hızlı büyüme iş kazalarında artışı da tabii ki beraberinde getirdi. (...) Bu sektör büyüyor mu kardeşim, büyüyor. Buna ihtiyaç var mı kardeşim, var. Türkiye’de bu kadar işsiz insan var mı? Var. 5 binden 35 bine çıkıyor. Diğer taraftan ‘işsizlik, işsizlik’ diyeceksin. Öte yandan iş temin edildiğinde de ‘Niçin bu yanlışlar var?’ diyeceksin” (kaynak).

Herhalde, hem Tayyip Erdoğan hem de danışmanları, Soma’da olup bitenlerden sonra, ölenlerin yakınlarıyla görüşmesinin ve özellikle onları ziyaret etmesinin de fazlasıyla riskli olacağını düşünüyor.

Kısacası, “Yeni Türkiye” dedikleri ülkede, işçi yakınlarının acılarını göstermelik bir şekilde bile paylaş(a)mayan bir cumhurbaşkanı var!

Tayyip Erdoğan, Soma’da yaşananlardan başka dersler de çıkarmış olmalı.

Ali Atıf Bir’in şu yazdıkları, onun düşüncelerini de büyük ölçüde yansıtıyor olsa gerek:

“(...) ilk günden yaptıkları müthiş iletişim hataları, medyaya karşı davranışları ile Soma Holding kamuoyundaki ‘azgın azınlığa’ yenildi. Dramatik ölümler olunca, olayı ‘yandaşlık, AK Parti düşmanlığı, AK Parti beceriksizliği’ ile çerçevelemek isteyen aktivist gruplar, siyasetçiler de sahip çıkmayınca zafer kazandı. Daha önce doğru dürüst bir iletişim programı, tanınma olmadığı için medya da sahip çıkmadı ve Soma Holding’in ruhuna el Fatiha!” (Kaynak)

Soma’da ölen işçilerden çok Soma Holding için üzülen Ali Atıf Bir, Tayyip Erdoğan’ın imam hatip lisesi arkadaşı Aziz Torun’u uyarıyor:

“Torunlar Grubu adına Aziz Torun’un zaman geçirmeden basının önüne çıkıp soruları yanıtlaması (...) (olayı işçiye mal etmek, gazeteciye sinirlenmek gibi hataları saymıyorum) oldukça doğru davranışlar. Ancak ‘AK Parti ve sermaye düşmanı’ azgın azınlığın hâlâ gündemi oluşturup Torunlar Grubu’nu ‘canavara’ dönüştürme ve merkezdeki sadece gerçekle ilgilenen ‘sessiz çoğunluk’u harekete geçirme, etkileme potansiyeli var.”

En büyük sorun da şuymuş: “(...) olayı ‘iş kazası’ minderine çekebilmek için gereken profesyonel görünürlüğü ortada yok!” Aziz Torun, kamuoyunun karşısına kendi başına çıkmak yerine, “profesyonel” elemanlar çıkarmalıymış sahneye. “Altı üstü bir kaza işte” demeleri için!

“(...) bu ölümlere neden olan o kadar çok dinamik, şirket, yönetici var ki” diyerek suçun kimlerin üzerine atılması gerektiğini de hatırlatan Ali Atıf Bir’in haklı olduğu tek konu, iş cinayetlerine karşı yürütülen mücadelelerin anlamsız, önemsiz ya da etkisiz olmadığı.

Ahmet Davutoğlu’nun ve hükümetin göstermelik açıklamaları da, “AKP ve sermaye düşmanı azgın azınlık”ın “sessiz çoğunluk”u harekete geçirme potansiyelinden duyulan korkunun ürünü.

Türkiye’de “sermaye düşmanlığı”nın güç kazanma potansiyeli gerçekten de var mı?

Tayyip Erdoğan sayesinde, var!

Türkiye’nin ikinci “sivil” cumhurbaşkanı, ülkeye “çağ atlattığını” iddia etmiş olan Turgut Özal’dı. Özal’ın siyasal gücünü yitirmesine yol açan en önemli etken, kitlesel işçi eylemleri olmuştu. O eylemlerin en önemli sloganlarından biri de şuydu: “Çankaya’nın şişmanı işçi düşmanı”.

Tayyip Erdoğan da, işçi düşmanlığında sınır tanımayarak, sermaye düşmanlığının önünü açıyor.

Üstelik bu kez, muhalefetteki düzen partileri, toplumsal tepkileri düzen içi kanallara akıtmak konusunda, Özal döneminin DYP ve SHP’sine göre çok daha etkisiz.

Dün Halkalı’da yaklaşık bin inşaat işçisinin gerçekleştirdiği eylemler, bu sektördeki işçilerin mücadele geleneğinden söz etmek pek mümkün olmadığından, ayrı bir önem taşıyor. Büyük olasılıkla, işçi sınıfının çok farklı kesimlerinin “beklenmedik” tepkiler vereceği bir döneme girdik.

Tabii bu tepkilerin etkili sonuçlar doğurabilmesi için, “AKP ve sermaye düşmanı azgın azınlık”ın siyaset sahnesine gerçek bir alternatif güç olarak çıkabilmesi gerekiyor...