Boykot: İki kenarı da kesen kılıç



17-03-2018 00:02


Metin Çulhaoğlu

Gelecek yıl yapılacak seçimlere ilişkin boykot alternatifi üzerinde duranlar olduğu gibi bu öneriye “hiç olur mu canım” diye karşı çıkanlar da var.  Kılıçdaroğlu ise eli yükseltip “kazanacağımız seçimi neden boykot edelim ki” deyiverdi…

Konuyu hafife aldığımız sanılmasın. Hafife almak şöyle dursun, seçimler gündeme geldiğinde soldaki en kurt siyasetçiden en düz AKP karşıtına kadar herkesin bir sıkışma içinde olduğu görülüyor. Şu an için belirli kararların rahatlıkla, önünü arkasını fazla düşünmeden verilebileceği bir ortamda bulunmadığımız da açık.

Özel olarak boykotla ilgili tartışmaları kastediyoruz.

İşin aslına bakılırsa bugün dünyanın önemlice bir bölümünde sol, temsili demokrasi, seçimler ve parlamento gibi alanlarda etkisizdir. Biraz etkili olanların da artık solda değil “merkezde” sayılması gerekir. Dahası, “demokrasinin beşiği” denilen ülkelerde bu kurumların halk gözündeki itibarı ve inandırıcılığı bizdekinden daha azdır.

Nedenleri ayrı bir tartışma konusudur, ama durum böyledir.

Böyle olduğundan 2002 yılından bu yana Türkiye’de yapılan beş genel seçimde ortalama katılım oranı %84’tür.

Böyle olduğundan “seçimlerle ne değişecek ki” diyenler, milletvekillerinin sadece kendi çıkarlarını düşünen, seçildikten sonra yan gelip yatan kişiler olduklarını her vesileyle dillendirenler, genellikle seçim sabahı sandık başına ilk gidenlerdir. Seçimin hemen ardından “seçmen hangi mesajı verdi?” programlarını dakikasını kaçırmadan izleyenler de…

Uzatmadan söylersek,  Türkiye’nin bugünkü ortamında, herhangi bir boykot çağrısının ciddi karşılık bulma ihtimali zayıftır.   Sıkışma ya da açmaz dediğimiz durum da buradadır.  Rejimin yaptığı her düzenleme, attığı her adım aslında boykot seçeneğine işaret ederken bu yönde bir çağrının karşılık bulma ihtimali şimdilik pek yüksek görünmemektedir.

Bir kez daha tekrarlayalım: Bugünden, 2018 yılı Mart ayındaki ortamdan söz ediyoruz.

Yani bir “zamanlama” sorunundan…

***

Bir de “seçim takvimi” var.

Erken seçimin gündeme gelmesiyle bu takvim değişmezse 2019 yılının Mart ayında yerel seçimler, Kasım ayında da milletvekilliği ve başkanlık seçimleri yapılacaktır.

Bu takvimde kritik olan nokta, Kasım seçimlerinden sekiz ay önce, Mart ayında yapılacak yerel seçimlerin Kasım’ı köklü biçimde etkileyecek sonuçlar vermesi ihtimalidir. Düşünelim: Büyükşehirlerden İstanbul, Ankara, Antalya ve Adana’yı kaybeden bir AKP Kasım seçimlerine normal koşullarda, gönül rahatlığıyla gidebilir mi?

Yerel seçimlerde ciddi kayıplara uğraması durumunda rejimin aklına herhalde 2015 yılı Haziran’ı ile Kasım’ı arasındaki beş ay, bu süre içinde yaptıkları gelecektir; bu kez önünde sekiz aylık bir süre olacaktır… 

Yerel seçimlerden umduğunu bulamadan çıkmış rejim bu sekiz ayı boş geçirmeyeceğine göre Türkiye bugünküne göre daha farklı bir ortama girmiş olacaktır. Rejimin işleri büsbütün yokuşa sürmesi, hukuk adına ne kalmışsa hepsini kanırtıp düpedüz terör ortamında seçime gitmeye niyetlenmesi halinde işin rengi de değişecektir. Boykot gibi “daha ileri” çıkışların böyle bir ortamda karşılık bulması ihtimali güçlenecektir.

Burada, Türkiye’nin sınırları dışında olabileceklerden, Afrin-Suriye bağlantılı gelişmelerden, ABD ve AB ile olan ilişkilerden ve ekonomideki dalgalanmalardan bağımsız, daha basit bir değerlendirme yapmaya çalıştık. 

Bu ihtiyat payını da koyarak şunu demiş olduk: Eğer seçim takvimine bağlı kalınırsa, boykot gibi iki kenarı da kesebilecek bir kılıcı zamanlama gözetmeden gelişigüzel sallamaktan kaçınmak, en azından karşı tarafı kesecek kenarının körelmemesine dikkat etmek en doğrusu olacaktır. 

Bu yolun seçilmesi halinde, boykotun “biz oynamıyoruz”dan ibaret kalmaması için seçim öncesinde ve sonrasında yapılabilecekler ayrı bir tartışma konusudur. 

***

Başka?

Bir gecede geçiriliveren seçim yasası için AYM’ye gidilecekmiş… Seçimlerin OHAL altında yapılması kesinlikle kabul edilmeyecekmiş… Büyük bir seferberlik başlatılıp sandıklara sahip çıkılacakmış…

Tamam, hepsi yapılsın, ama dağarcıktakiler bunlardan ibaret kalacaksa geçmiş olsun… 

“Geçmiş olsun”, yani atı alan bir kez daha Üsküdar’ı geçmiş olacaktır.