Bir kez daha… Türkiye İran olur mu?



16-01-2018 00:05


Ebru Pektaş

İran’daki protestolar şimdilik savuşturulmuş görünüyor. İtiraf etmek gerekir ki bu protestoların alevi hepimizin yüreğini yalamıştır. Sonradan eski bir görüntü olduğu ortaya çıksa da başörtüsünü çıkaran protestocu kadın görüntüsü özel bir heyecan yaratmıştır örneğin.

Yine de kökleri daha derinlerde olan bir İran ilgimiz olduğu malumunuz.

Lakin İran hiçbir zaman yalnızca bir komşu ülke olmamıştır bizim için. İran, yıllar yılı zinde ve uyanık olduğu varsayılan güçlerin, “tehlikenin farkındamıyızcıların” Türkiyesi için bir tür “kurucu öteki” olmuştur.

Yıllarca sınırın hemen öte tarafından gelen dehşet görüntüleri hafızamıza kazınmıştır.

Vince bağlanmış urgandan salınan bedenler, beline kadar gömülmüş kadınlara uygulanan recm cezası, hicab zorunluluğu, sınırın öte tarafını; “modern, laik, batılı” Türkiye’nin hudut boylarındaki tehlikeyi işaret etmiştir.

Elbette bu köprünün altından çok sular aktı…

Eski tartışmalar bir tarafa, bugün gelinen noktada AKP rejimin özellikle son dönem icraatları ile 1979 İran rejiminin kuruluş politikaları arasında oldukça ilginç benzerlikler ortaya çıkmıştır.

Yoksa Türkiye gerçekten de asıl şimdi mi İran olmaktadır? (1)

İran Rejimi ve AKP rejimi: Benzerlikler…

İran’da 1979 rejim değişikliğinin ilk işlerinden biri kadını kısmen de olsa koruyan Aileyi Koruma Yasasını değiştirmesidir.

Bugün AKP rejiminin kırmızı çizgilerinden biri, medeni kanundaki değişiklikler ve müftü nikahı meselesidir.

İran’da 1979 rejimi iktidarının ilk yıllarında, evlenmeyi teşvik etmek için evlenebilme yaşını düşürmek, evleneceklere sosyal yardımlar gibi uygulamaları devreye sokmuştur. Rejimin yaptığı ilk işlerden biri de Kadın Bakanlığının kapatılmasıdır.

Bugün AKP rejimi evleneceklere çeyiz yardımından çocukların evlendirilmesini mümkün kılan düzenlemelere oradan arabuluculuk uygulamasına, aile kurumuna takmış vaziyettedir. AKP yine benzer biçimde 2011 de adında Kadın olan bakanlığı lağvetmiş Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurmuştur.

79 İran rejimi önceleri kürtaj ve aile planlamasının yasallığına dokunmamıştır. Ama öyle düzenlemeler yapmıştır ki yasal ama fiilen uygulanmaz kılınmıştır. Sonraki yıllarda ise bu uygulanmazlık tümüyle yasa dışılıkla nihayetine erdirilmiştir.

AKP rejimi kürtajdan aile planlamasına, doğumun şekline uzanan bir dizi konudaki vaazları şimdilik yasal alana çok uzanmamıştır. Diğer yandan yapılan araştırmalar pek çok devlet hastanesinin kürtajı yapmadığını ortaya koymuştur. Yasaldır ama fiilen hiç olmadığı kadar erişime uzaktır.

79 İran rejimi şeriatçı bir ilke olarak cinslerin tecridinde, kamusal mekanlardan başlayarak adım adım yol almıştır.  Rejim, tedrici biçimde okullardan, havuzlara, eğlence mekanlarından toplu taşımaya katı bir ayırma/tecrit politikası gütmüştür.

Bugün de AKP rejimi cinslerin tecridinde, pembe otobüsten, okullarda ayrı dersliklere, üniversitelerin ortak havuzlarında kadın-erkek öğrencileri ayırmaya bir dizi alanda çeşitli denemeler ile gündeme gelmektedir.

79 İran rejiminde şeriatı temel alan Kısas hukuku ilk kez cinsel suçlar ve şiddetle mücadele bağlamında ortaya konmuş ve yasalaşmıştır.

AKP rejimi benzer biçimde “kimyasal hadım” gibi yasa önerilerini önümüze çıkarmıştır.

Yıllarca kadınların örtünmelerinin zorunlu olamayacağını savunan Humeyni, 1979 rejimiyle birlikte önce kamuda “örtünme özgürlüğünden”  bahsetmiştir. (2)

Bu “örtünme özgürlüğü”, kademeli biçimde kamuda örtünme zorunluluğuna, özel sektörde örtünmeyenlerin işten çıkarılmasına, derken esnaflara yapılan baskı neticesinde örtünmeyen kadınlara satış yapılmamasına ve nihayet böylece oluşan zımni örtünme baskısı, hicaba/örtünme zorunluluğunun yasalaşmasına uzanmıştır.

AKP rejimi de yıllarca “örtünme özgürlüğünden” “benim türbanlı bacımın uğradığı zulümden” dem vurmuş ve nihayet türbanlı polis şefinden türbanlı öğretmene kamuda “örtünme özgürlüğünü” yasalaştırmıştır. 

Türbanlı polis şefinin açtığı yoldan ilerleyenler olacaktır, nasıl ki pek çok kurumda bugün cuma namazına katılmak, bir tür işi güvenceye alma pratiğine dönüştüyse türbanlı amirin altında çalışan da bir gün türbanını takıp gelecektir.

İran’da rejim, “şeriatın garantisi” olarak gördüğü kadınları endoktrinasyon öznesi haline getirmiştir.

Bugün AKP’nin çeşitli biçimlerle, kurumlarla uygulamaya soktuğu “değerler eğitiminin” hedefi kadınlardır. Değerler eğitimi AKP rejiminin düpedüz endoktirinasyon (doktrin aşılama) aparatıdır.

İddiamız tüm bunların açık şekilde bir tür şeriatı işaret ettiğidir. Yine de Türkiye’nin, bir dönem öne sürüldüğü gibi bir İran olmayacağını söylemek gerekir. Neden böyle olduğu ve aramızdaki farkların ne tip olanaklara işaret ettiği ise işin can alıcı kısmı. İddiamızı açmak üzere haftaya buradan devam edelim.

Notlar:

1- Bu yazıdaki karşılaştırma niyeti, iki ciddi sakıncanın geçici olarak kenara alınmasıyla yapılmıştır. İlki, iki farklı toplumsal formasyonun karşılaştırılmasının kimi metodolojik sorunları/incelikleri olduğunu peşinen kabul etmek gerekir. İkincisi, anayasal düzenden egemenliğin tanımlanmasına bir dizi temel kıstasla ifade edilebilecek “rejim” kavramı da yalnızca “kadın politikalarına” sıkıştırılamaz. Yine de bu tip karşılaştırmaların ortak bir dünya tarihsel konjonktürde ana yönelişe ilişkin kimi ortaklıkları tespit etmekte işlevli olabileceğini düşünmekteyiz. 

2-Serpil Sancar, Din, Siyaset ve Kadın, İran Devrimi, Nika Yayınevi(2016), s.232