Başkanlık referandumu üzerine...



16-05-2016 08:38


Emrah Akansu

Lafı dolandırmadan konuşmanın, doğru sorulara odaklanmanın ön açıcı olacağını düşünüyorum.

Öyle görünüyor ki, 2016 bitmeden, ister partili cumhurbaşkanlığı densin, ister başka bir formül bulunsun,  Erdoğan’ın başkanlığı halk oyuna sunulacak.

AKP olağanüstü kongresi, partiyi bir bütün olarak bu hedefe odaklayacaktır. “Partinin başına kim geçecek?”, “Yeni başbakan kim olacak?” soruları hem gereksiz hem de gereğinden fazla oyalayan sorular.

AKP kongresinden Erdoğan dışında bir şey çıkmayacağı kesin.

O halde mevcut durum şu şekilde özetlenebilir;

Erdoğan, partinin ve devletin başındaki tek adam olma isteğini ilan etti.

Kılıçdaroğlu, bu iş kan dökülmeden gerçekleşmez dedi.  

Demirtaş, 7 Haziran seçimlerinden bugüne “seni başkan yaptırmayacağız” çizgisini koruyor.

MHP’nin bu sürece parti olarak değil partiler olarak dahil olacağı neredeyse kesinleşti.

Bahçeli’nin Erdoğan’a son hizmeti, referandum için gerekli desteği sağlamak olacak. Belki de siyasi hayatına majestelerinin ülküdaşı olarak devam edecek. Akşener ekibinin ise Erdoğan’ın karşısında pozisyon alacağı öngörülebilir.

Yukarıdaki tabloya başka ekler de yapmak gerekiyor. 

Sürece “dışardan müdahale” olur mu?

Erdoğan’ın başkanlığa geçiş için zamanı iyi kullanmak istediği, acele ettiği görülüyor.

Burada sürece “dışardan müdahale” olasılığını “savuşturulabilir” düzeyde tutma isteği belirleyici.

Bir parantez açayım;

Türkiye siyaseti söz konusu olduğunda, dışarıyı “kadir-i mutlak” gören eğilimler eksik olmaz. 14 yıllık AKP iktidarı döneminde “ha şimdi indirecekler, ha şimdi ipini çekecekler” türü değerlendirmeler hiç eksik olmadı fakat bu değerlendirmelerin ardını da hep beraber yaşadık.

Bu notla birlikte bir başka gerçeği Türkiye’yi tanıyan, bu ülkede siyaseti takip eden herkes bilir; “dışarısı” diye bir gerçek vardır ve bizim buralarda koltuk devirdikleri, ip çektikleri görülmemiş şey değildir.

Erdoğan bu nedenle hem siyasi önlemlerini alıyor hem de zamanı iyi kullanmaya çalışıyor. 

AB söz konusu olduğunda terör tehditi ve mülteci krizi, ABD söz konusu olduğunda “başkanlık seçimi”  gündemleri, Rusya’nın ve İran’ın kendi pozisyonlarını koruma ihtiyaçları, Suudilerle dirsek teması, Erdoğan’ın elini kuvvetlendiriyor.

“Dışarının” “içeriye” daha az konsantere olacağı bir süreç öngörmek gerekiyor.

O halde bizim de içeriye daha fazla konsantre olmamız gerekiyor.

Başkanlığa evet çıkar mı?

Soru şu;  Yukarıdaki tabloya bakıldığında referandumdan Erdoğan’ın başkanlığına kesin olarak “evet” ya da kesin olarak “hayır” çıkacağı söylenebilir mi?

Bunun için Evet ve Hayır cephelerine biraz daha yakından bakalım.

Erdoğan için başkanlıktan ziyade başkomutanlık oylamasına hazırlanıyor demek daha doğru olacak.

Evet cephesi dinci ve milliyetçi bir toplumsal taban üzerine kuruldu. Mazotu Kürt düşmanlığı olan bu cephenin kanla genişlediği, HDP’ye yüksek oy çıkan kentlere düzenlenen operasyonlarla ve dökülen her damla kanla, Erdoğan’ın bu cephede otoritesinin daha da pekiştiği söylenebilir.

Referanduma bu cepheyle girecek Erdoğan, dinci / milliyetçi toplumsallıktan başkomutanlık payesini isteyecek. Bunun için operasyonlara hız verecek. HDP’li milletvekillerini parlamentodan atmak, cezaevine sokmak için elindeki tüm imkanları seferber edecek.

“Terörün belini büken” Erdoğan imajını parlatıp, “terörün belini doğrultamaması” için “başkanlık sistemi” diyecek. 

Hayır cephesi kazanır mı?

Hayır cephesinde işler biraz karışık. Daha doğru bir ifadeyle bir “hayır” cephesinden ziyade Erdoğan karşıtlığında kesişen fakat farklı politik öncelikleri, farklı siyasi hedef ve doğrultuları olan “hayır”cılardan söz etmek daha doğru olacaktır.

Biraz daha yukarıdan bakarsak, Erdoğan ile somutlanacak tek adam rejiminin yaratacağı siyasi toplumsal iklime karşı olma ortak paydası hayırcıların kesişim noktası.

Bu nedenle neye karşı oldukları ve ne istedikleri muğlak bir hayırcılar fotoğrafı riski var.

Bu muğlaklığı parlamento muhalefeti taşıyor. Laikliğin savunusunda taşıyor, Kürtlerle birarada yaşamın savunusunda taşıyor, el sopasıyla memleket terbiye etmeye çalışanlar karşısında, yurtseverlik savunusunda taşıyor, ezilenin, yoksulun işçinin hakkının savunusunda taşıyor, adalet tanımında, özgürlük tanımında, eşitlik tanımında taşıyor.   

Yeri gelmişken buraya küçük bir not da MHP’li muhaliflerin durumuna dair ekleyelim; MHP'nin sürece “partiler” şeklinde dahil olması, Akşener ve ekibinin Erdoğan karşıtı pozisyonları nedeniyle,  MHP tabanından da başkanlığa “hayır” oyu çıkabileceği beklentisi yaratabilir. Böyle düşünmemek gerekir. MHP, miliyetçi oylar üzerinde otorite boşluğu bırakacak ve bu boşluk Erdoğan tarafından doldurulacaktır. En azından Erdoğan’ın hesabının bu olduğu açıktır. Akşener ve ekibinin de Erdoğan’la hesaplaşmak üzere değil, “yatırım” değerlerini artırmak üzere öne çıktıklarını akıldan çıkarmamak gerekir.

Tüm bu nedenlerle, Erdoğan karşıtlığının tabanı çok geniş olsa da referandumdan hayır çıkmasının tek yolu “Hayır”ın kendini çoğaltmayı ve sandığa taşımayı becermesi. Ne dediği belli olan, dik duran bir hayır fotoğrafı gerekiyor.

Solun Hayır’ı

Hayır’ı sadece sol çoğaltabilir ve sandığa taşıyabilir. Bu cümleyi fazla iddalı bulanlar, solun mecvut seslenme ve temas ölçeğine bakarak aldanmamalı. Çünkü Hayır’a içerik katabilme, Hayır’ı bir mücadele programına bağlayabilme potansiyeli bugün sadece solda var.

Yazılanı biraz daha açmak için Hayır’ın anlamına odaklanmalı.

Hayır bugün Erdoğan’ın saltanatına son verme, AKP hükümetleri dönemini kapatmak iddiasıdır.  

Türkiye’nin gericileşmesine set çekme, laiklik karşıtı kişi ve kurumları tespit ve ıslah etme iddiasıdır.

AKP hükümetleri döneminde gasp edilen hakları, hak sahiplerine iade etme iddiasıdır.

AKP eliyle zenginleşen kişi ve kurumların karşısına dikilme, havuzcuların servetine devlet adına el koyma  iddiasıdır.

Ülke kaynaklarının servete aktarılarak ülke dışına kaçırılmasını engelleme iddiasıdır.

AKP hükümetleri döneminde, halka karşı işlenen suçları planlayan, bu suçların planlanmasına ortak olan, suçları işleyen ve suçların işlenmesine yardım ve yataklık yapan tüm kişileri tespit edip, adil yargılanmalarını sağlama iddiasıdır.       

AKP hükümetleri dönemindeki tüm siyasi davaları, varsa hükümleri ile birlikte iptal etme, bu davalardan yargılanan ya da cezaevlerinde tutuklu bulunan kişileri serbest bırakma ve itibarlarını iade ederek, tazminat hükümlerini işletme iddiasıdır.

Kürt sorununun çözümü için parlamentoda kamuoyuna açık müzakere yürütme, eşitlik ve kardeşlik temelinde Kürt sorununun Türkiyeli çözümü için, Kürt siyasi temsilinin önünü açma, silahları devre dışı bırakma ve barışçıl bir çözüm sürecini hayata geçirme iddiasıdır.

Halkçı yeni bir anayasayı halkla birlikte yapma iddiasıdır.

İnsanca yaşama iddiasıdır.

Bu iddiaların tümünü sol taşır. Sol bu iddiaları halka da taşır. Taşırsa Hayır anlam bulur.

Buna rağmen diyelim ki, geç kaldık, diyelim ki yetemedik, yetiştiremedik. Diyelim ki şer cephesi kazandı.

O zaman bu iddialar hayır cephesini birleştirecek program olur, birleşik bir kavganın bayrağı olur.

Yani Hayırda hayır vardır. Olur da olur.