Al birini vur ötekine



13-09-2016 08:02


Metin Çulhaoğlu

Ezberlerinizi bozun… Süreçlere şimdiye kadar hiç bakmadığınız bir açıdan bakılması gerektiğini kavrayın… Türkiye’nin son 15 yılına solun iki ayrı kanadı arasındaki sıkı kapışmanın damga vurduğunu artık kabul edin!

Neymiş, bu ülkede sol marjinalmiş, etkisizmiş, süreçler üzerinde söz sahibi olamıyormuş, şuymuş buymuş… 

Daha ne olsun, nasıl olsun?

Son 15 yılı alırsak, bunun yaklaşık 10 yılına solun liberal kanadının ülkeyi ceberut devlet geleneğinden, asker vesayetinden, bürokratik elitlerden kurtarıp gerçek demokrasiyi kurma çabaları damga vurmuştur.

Solun bu kanadı, verdiği kararlı mücadelede en şedit biçimde solun diğer, “ulusalcı” kanadıyla becelleşmiştir.

Sonra işler değişmiş, bu kez ulusalcı kanadın eli güçlenmiştir. Bu kanat şimdi ülkenin ABD emperyalizminden, NATO’dan uzaklaşarak tam bağımsız (“ve gerçekten demokratik” olması şart değil) bir çizgi izlemesi için uğraşmaktadır.

Yani ortada bir “sol tahterevalli” vardır; bu tahterevallide solun bir o bir bu kanadı ağır basmaktadır.

Böylesi başka hangi ülkede var?

Başka hangi ülkede siyasal süreçler solun iç kapışmalarıyla şekillenip yol alıyor?

İlginç olan nokta ise, hangi dönem yaşanırsa yaşansın, kim ağır basarsa bassın siyasal koçbaşının hiç değişmeyip yerini korumasıdır: Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’si…

***

Çok saçma geliyor, değil mi?

Gerçekten saçmadır; ama kabul etmek durumundayız: Sözü edilen kanatlar öylesine velveleci, zilli, eli maşalı, arsız, yüzsüz ve çığırtkan çıkmışlardır ki duyan da “ne kavga ama…” demekten kendini alamamıştır.

Yalnızca sığ ırmakların gürültülü aktığı deyişi bir kez daha doğrulanmıştır.

***

Oysa mesele basittir.

Solcuyum, soldayım diyorsan, eli yüzü düzgün bir teorik formasyon (mükemmel olması gerekmez) ve dünyanın/ülkenin ana doğrultusuna ilişkin sağlıklı bir tespit işin temelidir. Bunlar olduğunda hiç hata yapılmaz, hiçbir öngörü yanlışlanmaz demiyoruz. Ama böyle bir formasyonun en azından ahmaklığa bir ölçüde set çekeceği kesindir.

Teorik formasyon, sermaye birikim süreçlerinin, meta ilişkilerinin ve bir de devletin nüfuzuna karşı korunaklı bir alan olarak “sivil toplum” güzellemesini temel alıyorsa, dünyanın yönelimi de gelişip güçlenen sivil toplumun geleneksel güç merkezlerini teslim olmak zorunda bırakacağı bir süreç olarak okunuyorsa, o zaman sorun vardır…

Ahmaklık?

Henüz yoktur; ahmaklık, böyle bir sürecin Türkiye’deki taşıyıcısı olarak AKP’nin görülmesiyle başlar…

Böyle olmuştur.

***

Teorik formasyon, emek-sermaye çelişkisini “tali” görmek bir yana artık yok sayıyorsa, dünyanın yönelimi de emperyalizmin çökertilmesi ardından bir dönemin mazlum ülkelerinin üretim tarzından bağımsız olarak “eşitlikçi bir dünyada” yerlerini alabilecekleri bir süreç olarak okunuyorsa, o zaman sorun vardır.

Ahmaklık?   

Henüz yoktur; ahmaklık, böyle bir sürecin Türkiye’deki taşıyıcısı olarak AKP’nin görülmesiyle başlar…

Böyle olmaktadır…

***

Yeri gelmişken bir açıklama yapalım: İki kanada ilişkin olarak az önce kullanılan “ağır” sözcükler, büyük ölçüde, birinin başına bir iş geldiğinde diğerinin sergilediği, siyaset gereği sayılması mümkün olmayan hissiyat dışavurumlarından kaynaklanmaktadır.

Kanatlardan biri okkanın altına mı gitti? Diğer kanadın korosu hemen devreye girmektedir:

“Etme bulma dünyası işte…”

 “Yüreğim yağ bağladı vallahi…”   

“Oh, canıma değsin…”

Kişinin özel hissiyatı düzeyinde kalması gereken bu tür hınç dökümlerinin adeta “siyasal konum deklarasyonu” olarak piyasaya sürülebilmesi, bundan da kötüsü başkalarınca böyle kabul edilebilmesi, iki kesimin ve çevresindekilerin entelektüel-etik düzeysizliğinin nişanesi sayılmalıdır.

Nihayet, böyleleri sol, solculuk, devrimcilik vb. adına ortalıkta cirit atabiliyorsa, “kabahatin çoğu” bizdedir.

İnsanların, entelektüel (özellikle liberal kanat için) ve duygusal (özellikle ikinci kanat için) düzlemlerde bu ikisinden birine eğilimli olmalarına meydan vermeyecek ortamları yaratmak gibi bir görevimiz var ve bu görevde başarılı olduğumuz henüz söylenemez.

Olsaydık, bugünküne göre çok daha fazla sayıda insan “al birini vur öbürüne” diyebilirdi…