AKP'nin yeni resmi ideolojisi



04-10-2016 07:57


Metin Çulhaoğlu

Bir siyasal iktidarın bir yanda belirli alanlarda yaşadığı tıkanmalar karşısında el yordamıyla giderken diğer yanda kendi misyonunda net ve kararlı olması mümkün müdür?

Genelleştiremeyiz; ancak AKP iktidarının bugün bu durumda olduğu, böyle yaptığı açıktır.

Demek en azından Türkiye’de mümkün olabiliyormuş.

Bir ülkenin kuruluşuna, ardından yaklaşık 80 yıllık tarihine temel oluşturmuş bir ideolojinin kökten reddi, salt ideolojiler alanına sınırlı kalacak bir girişim olamaz. Reddedilen ideolojinin kurumları vardır; eğitiminden sağlığına, sosyal güvenliğine kadar yerleşik sistemleri vardır; uluslararası ilişkilerde gözetilen bir şablonu vardır…

Dahası, devlet örgütlenmesinde ve işleyişinde önemli yerlere sahip çeşitli kademelerde taşıyıcı kadroları vardır…

Adını da koyalım, “resmi ideolojiden” söz ediyoruz.

Reddedilen “resmi ideoloji”, Cumhuriyet ideolojisidir. Bu ideolojinin toplumsal ve siyasal yaşamda cisimleştiği kurumlar, sistemler, kadrolar da şöyle ya da böyle Cumhuriyet’in kurumları, sistemleri ve kadrolarıdır.

Dolayısıyla, bir tarihsel dönemin resmi ideolojisine savaş açan bir siyasal iktidarın aynı zamanda ciddi bir kurum, sistem ve kadro tasfiyesini de göze alması gerekecektir.

Kolay iş değildir ve AKP iktidarı bugün bu alanda ancak el yordamıyla gidebilmektedir.  Çünkü resmi ideolojinin geleneksel taşıyıcılarının ötesinde, kurumları ve sistemi en azından işler durumda tutabilecek özelliklere sahip başka kadroları da geniş ölçüde tasfiyeye yönelmiştir.

Doğan boşluğu, kimilerinin beklediği gibi daha önce tasfiye edilmiş kurumlara ve kadrolara yeniden başvurarak doldurma gibi bir niyet de taşımamaktadır.

Kendi “organik aydınları” gibi, çekip çevirici kadroları da hem nicelik hem nitelik açısından yetersizdir.

Bu nedenle el yordamıyla gidebilmektedir.

***

Ancak, AKP iktidarının, “kadro yetersizliğiyle” belirli bağlantıları olsa bile hayli zorlu bir işi daha vardır: Eskisinin yerine yeni bir “resmi ideolojinin” inşası…

İktidar, işte bu alanda “el yordamıyla” değil belirli bir kararlılıkla ilerlemektedir. Tutturduğu yol, bilinen ve geçmişte tanık olunan çeşitli yollara göre farklı kimi özellikler taşımaktadır.

Başlangıç noktası sadece ve sadece dinci dünya görüşü, “siyasal İslam” vb. olsaydı herhangi bir farklılıktan söz etmek pek mümkün olmazdı. O zaman “yeni resmi ideoloji budur” der işin içinden çıkardık. Farklı ve kanımızca ilginç sayılabilecek yan ise şudur: Siyasal iktidar, kendi resmi ideolojisini, dinle bağlantısı olmayan, bu anlamda “seküler”, toplumda belirli bir alıcı, hitap alanı, yandaş bulan ve kimi yaygın duyarlılıklara değen motiflere de başvurarak inşa etme sürecindedir…

“Yerlilik” ve “millilik”, bu süreçte ideolojiyle bağlantısı daha rahat kurulabilecek motifler arasındadır. Buna karşılık örneğin “milli irade” ve “darbe karşıtlığı”, başka alanlara ait duyarlılıkları yansıttığı halde siyasal iktidarın belirli bir ideolojik çerçeveye oturtmak için özel çaba gösterdiği motiflerdir.

Sonra, “herkesi kıskandırıp hasetten çatlatan Türkiye” imgesinin de ideolojik bağlantıları açıktır. Gelgelelim bu imgenin, terim belki tuhaf gelecek ama “inşaat ideolojisiyle” desteklenmesi özel bir durumdur. Evet, Türkiye başka ülkeleri hasetten çatlatmaktadır ve bunu en başta köprüleriyle, otoyollarıyla, hızlı trenleriyle, havaalanlarıyla, kanallarıyla, TOKİ konutlarıyla, AVM’leriyle yapmaktadır!    

Özetlersek, AKP iktidarının yeni resmi ideolojisi, moderniteyle ve onun simgeleriyle özel olarak takviyeli, takviyenin de ötesinde en başta bu simgelere referansta bulunan bir tür dinci dünya görüşüdür.

***

AKP iktidarının baskıcılığı, otoriterliği, dayatmacılığı karşısında fazla söze gerek olduğunu sanmıyoruz.

Hepimizin bildiği şeylerdir.

Ancak, bu iktidarın zaman zaman öyle bir görünüm verse bile salt dar anlamda yobazlıktan ya da “dinbazlıktan” hareket etmediğini, karşımıza aynı zamanda “fiziksel” bir ultra modernizmle çıktığını, üstelik “sivil toplumu” yok etmekten çok kendi pseudo (sahte, öyle gibi görünen) sivil toplumunu kurmaya özel çaba harcadığını unutmamamız gerekir.

Konu, yobazlığı karşı verilecek laiklik mücadelesinin ötesine geçen boyutlar taşımaktadır.

İyi ki de öyledir.