Aileye Hapsolmak



24-05-2016 10:05


Ebru Pektaş

Hala bir yerlerde devam edip etmediğini bilmiyoruz ama binyıllarca önceye ait bir gelenek var. Adı ‘nehir sınavı’...

Nehir sınavı, zina yaptığından şüphelenilen kadınlara uygulanan ataerkil bir gelenek. Kadının zina yapıp yapmadığını, ‘masum’ olup olmadığını anlamak için onu nehre atarlar. Kadın kurtulursa masumdur. Bu durumda kadınların yapması gereken şey elbette peşinen yüzmeyi iyi öğrenmek olmalı!

Peki bugün, tıpkı ‘yüzmeyi iyi öğrenmek’ espirisinde olduğu gibi somut olarak kadınların mücadelesinin koşullarından, somut bir stratejisinden bahsetmek mümkün mü?

Sözgelimi birisi “Erkek şiddetinin vardığı bu boyut…” diye başlayan bir cümle kursa hangi ülkeden bahsettiğini kestiremeyiz. Düzinelerce ülke için geçerli olabilir. Yine aynı şekilde eril dil, erkek yargı, cinsiyetçi politikalar, kadın bedeni üzerinde tahakküm, kadının istihdamdan dışlanması, kadın yoksulluğu, eğitimde ve siyasal mekanizmalara katılmada eşitsizlik, kadının görünmeyen emeği diye liste uzatılabilir. Bu alanlardaki eşitsizlik verileri belki nicelik farkıyla İsviçre’de de Hindistan’da da mevcuttur.

Dahası yukarıda bahsi geçen yarım cümlenin bir tarihi de yoktur. Geçen yüzyıldan bahsediliyor olabilir, on yıl önce de olabilir ve hatta büyük ihtimalle on yıl sonra için de yanlışlanmayacaktır.

Çünkü bu kavramlar global/tarihsel olanı işaret eder. Kuşkusuz önemlidir ve soyutlamanın belli bir düzeyine karşılık gelirler. 

Ne ki bu düzeyde kalmak, tüm dünyayı bilip evin yolunu bulamamak anlamına gelir. Diğer bir deyişle mücadelenin politik düzlemini tanımlayabilmek için global/tarihsel olanı özgül/güncel olana doğru daraltmak ve aynı anlama gelmek üzere derinleştirmek gerekecektir.

Peki  ‘özgül olana’ nasıl varacağız?

İlk kalemde pek doğru olarak AKP’nin kadın düşmanı politikaları denilecektir. İyi de niye özel olarak kadın düşmanlığı? Dahası öncekilerden farkı ne?

Bilirsiniz kimi zaman filmlerde kötü bir karakter vardır. Neden böylesine haset, sevimsiz, gaddar olduğu bilinmez, niye kötülükte karar kılmıştır, başından neler geçmiştir bilinmez, karakterin bir derinliği yoktur, kötüdür o. İşte tıpkı AKP’nin kadın düşmanlığı da böyle.

O halde karaktere derinlik vermek gerek…

İleri Haber köşe yazılarında da sıkça bahsi geçen, doyurucu tartışmalar eşliğinde ortaya konmuş bir çerçeve-kavram var aslında: AKP/Saray rejimi diyoruz.

Yeni bir rejim olarak kuruluşu baskı ile karakterize olmakta. Baskı kuşkusuz, emek sürecinden yeniden üretime, geniş bir bant üzerinde, sınıfsal olarak kurulan neoliberal modelle de uyumlu.

Ancak burada sözü edilen sınıfa saldırı politikaları cinsiyetsiz bir düzlemde okunamaz. Sözgelimi bu modelde esnek, kuralsız, güvencesiz çalışmada kadınların belirgin bir ağırlığı var. Yine de sorulabilir, burada AKP’yi diğerlerinden özel ve farklı kılan nedir?

“AKP aslında kadınları eve hapsetmek istemiyor; aileye hapsetmek, aileye zincirlemek istiyor. Kadınlar hem iş piyasasında emek gücünü ucuza satsın, hem de evde anne ve eş rollerini yerine getirsin istiyor.”  Kiralık işçilikten, annelik izni aldatmacasına özel istihdam bürolarına pek çok olgu sıralanabilir.(1)

Hatta AKP/Saray rejimiyle, öyle ya da böyle var olan sosyal politikaların tümden tasfiye edilmesinden; oluşan boşluğun gerici cemaat gibi kuruluşlarla doldurulmasından ve tam da burada emeğin yeniden üretim sürecinin esas kahramanları olarak kadınların baskı altına alınmasından da bahsedilebilir.

Ancak tüm bunlar içinde altı çizilecek nokta: Kadını aileye hapsetmek’

Kadının aileye hapsedilişi, özel/kamusal gibi ikilikleri boydan boya saran, homojenleştiren bir dinselleştirme dalgasıyla örülmekte.

Çeyiz yardımından üç çocuk söylemine yükselen ‘aile ideolojisi’ ve buna uygun bir ‘makbul kadın’ dayatması en son boşanma komisyonunun önerileriyle ayyuka çıkmış durumda.

‘Boşanma hakkı’ gibi tarihsel kazanımları geri almaya yeltenen bir rejim karşımızdaki. Boşanmada arabuluculuk, nafaka ve mirasta kısıtlama gibi boşanmayı zorlaştıran ve hatta boşanan kadını adeta cezalandıran uygulamalar getirilmek isteniyor.

Tüm bunlara eşlik eden tonlarca olgu ve durumdan da bahsetmek mümkündür. Ancak bir yerden sonra, bu bütünlüklü, ‘rejim’ radikalizmindeki saldırı içinde, bize politik bir konsantrasyon sağlayacak, bir stratejiye imkan tanıyacak başlıkları seçik hale getirmek gerekir.

İşte bu nedenle mücadelemiz içinde, gericilik-ilericilik, aydınlık-karanlık, laiklik, seküler yaşam tarzı gibi başlıklar seçik hale getirilmek durumunda. Aynı anlama gelmek üzere erkek şiddetinden, eril dile, cinsiyetçiliğe uzanan kadın mücadelesinin global konuları bu politik zeminle ilişkilenmeli.

1- http://ilerihaber.org/icerik/deniz-ozlem-bilgili-yazdi-neo-liberalizm-ve-yeni-muhafazakarlik-kiskacinda-kadin-emegi-ve-isig-mucadelesi-54289.html