13 Mart'tan sonra



18-03-2016 09:30


Özgür Savaşçıoğlu

Pazar günü gerçekleşen katliam, AKP/Saray rejiminin başkanlık hevesiyle ülkeyi sokmak istediği iç savaş sürecinde yeni bir aşamaya işaret ediyor. Başkanlık hevesiyle ülkeyi kaosa sürükleyen, “Ben gidersem devlet yıkılır” diyen Erdoğan’ın bu yeni aşamadan rahatsız olmadığı açık.

Erdoğan’ın başkanlığa giden yolda karşısında HDP’nin 7 Haziran öncesindeki Türkiyeli siyaseti yerine Türkiye halkıyla köprüleri atmış bir Kürt siyasi hareketi görmek istemesi anlaşılabilir. AKP/Saray rejiminin istediği Türk-Kürt çatışması atmosferine güç katan saldırıların siyasi rasyonalite ambalajıyla sunulmaya çalışılmasının ise anlaşılır bir yanı yok.

Meşru siyaset kanallarını tümüyle kapatmak isteyen AKP, 7 Haziran sonrasında meydana gelen saldırıları muhalefet alanını daraltmak için etkili bir biçimde kullandı. Son olarak, Ankara’da 37 yurttaşımızın katledilmesini HDP’lilerin dokunulmazlık fezlekelerinin Meclis’e gönderilmesi ve İstanbul’da barış için imza veren 3 akademisyenin tutuklanması izledi.

AKP’nin elini rahatlatan bu saldırının zarar verdiği tek kesim ise gençlerini bir katliama daha kurban veren Türkiye halkı oldu. TAK tarafından yapılan açıklamada yer alan “katliam kararlarının alındığı merkezleri ve yönlendirici faşist odakları hedef alındığı” iddiasının gerçeklikle herhangi bir bağı yok. Kızılay’ın göbeğinde çoğunlukla üniversitelilerin beklediği bir otobüs durağını hedef alan bu saldırının “halk düşmanı” karakterini açıkça tespit etmek gerekiyor.

****

17 Şubat ve 13 Mart’ta Ankara’da gerçekleşen ve TAK tarafından üstlenilen saldırılar (ve saldırılar sonrasında hareketin bütünü tarafından takınılan tutum) Kürt hareketinin Türkiye halkının tümüne seslenme kaygısını bir kenara bıraktığını ortaya koyuyor.  

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok’un 17 Şubat’ta Ankara’da aralarında sivillerin de olduğu 29 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı "Bu eylemi TAK ya da başka bir güç üstlenmiş olabilir. Fakat Zinar yoldaşın eylemi her açıdan sahiplenilecek ve onur duyulacak tarihsel önemde bir eylemdir" ifadeleriyle sahiplenmesi, KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu’nun henüz TAK açıklama yapmadan 13 Mart’taki saldırının hedefine ilişkin bilgilendirme yapma gereği duyması olayın tek başına üç-beş “öfkeli gencin” intikam arayışından ibaret olmadığını gösteriyor.

Kürt siyasi hareketi bir dizi faktörün birleşimi sonucunda 7 Haziran sonrası süreçte Türkiye sosyalist hareketiyle yan yana gelmesini de olanaklı kılan Türkiyelileşme siyasetini geri plana iterek bölgesel referansları öne çıkaran bir siyasete ağırlık vermeye başladı. Uzunca bir süredir unutulmuş olan TAK da AKP’nin artan saldırılarıyla hızlandırdığı bu sürecin sonucu olarak yeniden sahneye çıktı.

Bu değişikliklerin Türkiye sosyalist hareketi ile Kürt siyasi hareketi arasındaki mesafeyi de etkilemesi kaçınılmaz. Türkiye halkını örgütleme hedefi olanların, halk düşmanı saldırıları doğrudan ya da dolaylı bir biçimde meşru gören/savunan aktörlerle önümüzdeki dönemde yan yana gelmesi olanaklı değil. Dahası, Türk-Kürt milliyetçilikleri arası karşı karşıya gelişin belirlediği bir tablonun Türkiye halkına kazanç sağlamayacağı açık.

Sosyalist hareketin bu saflaşmayı reddeden geniş halk kesimlerini örgütlü kılması mümkün. Ülkenin içerisine sürüklendiği karanlıktan çıkmak için tek yolumuz halka güvenmek ve halkın tekrar kendisine güvenmesini sağlamak.