Zweig’ın 136’ncı yaşına ithafen, ‘Mecburiyet’ ve ‘Satranç’

“Soylu hükümdarlarını değiştiren bir memleketi, resim yapmanı mümkün kılan sağ elin kadar seviyor musun?” Stefan Zweig



03-12-2017 10:21
Özgül Demir

Kitaplarında kendi iç sorgularını ve dünyayı sorgulamasından ayrı düşünemediğimiz, hayata bu kadar bağlı ve sevdiği halde yeni dünya savaşıyla baş etme yöntemi olarak intiharı seçen anti-militarist bir yazar olan Stefan Zweig’in doğum günü vesilesiyle beni en çok etkileyen iki kitabını tanıtmak istedim: Mecburiyet ve Satranç.

Mecburiyet’ten başlarsak; gençlik yıllarında 1. Dünya Savaş’ını desteklemiş ama savaşın yakıcılığı, gerçekliği ve acımasızlığı karşısında savaş karşıtı tavır takınmıştır. Savaşın kendisiyle birlikte, insanların mecburi olarak savaşa katılmasını ve hatta hiç tanımadığı insanlara kurşun yağdırmasını, hiç tanımadığı kişilerin kurşunlarına hedef olmasını, bunların hepsinin de aslında ne için yapıldığını bilmeyerek, zoraki bir mecburiyetten kaynaklandığını görmek bu kitabının ana konusu.

Burası özgür bir ülke diyebilir misiniz? Özgürlük için tarifiniz nedir? Akşam evine gitmek, huzur bulmak, arkadaşlarınla, eşinle, sevgilinle sohbet etmek, hayal kurmak, sokaklarda gezmek, deniz veya göl kenarında yürüyüş yapmak. Şiir yazmak, resim yapmak, düşünmek, tasarlamak, yazmak belki. Bu basit isteklerin bile özgürlükle bağlantılı olması ne tuhaf. Ama bir memurun daktiloda yazdığı bir celple insan öldürmeye çağrılıyorsanız, istekleriniz bir grup azınlığı mutlu etmek için, onların çıkarları nedeniyle engellenebiliyorsa özgürlüğünüz, neyin mutluluğundan ve özgürlüğünden bahsedilebilir ki. İki kilometre ötendeki ülkede insanlar işlerine gidebiliyor, akşam evlerine dönebiliyorken, senin sınırın bu tarafında olman; anlamsız, vahşice bulduğun bir savaşa nasıl sürükleyebiliyor. Ve buna milyonlarca insan nasıl istemedikleri halde mecbur kalıyorlar.

“İstemiyorum, istemiyorum, hiçbir şey istemiyorum. Ama kendi isteğimin tam aksine davranacağım ve gideceğim. Onlar güçlüler. Ne yazık ki güçlüler. Çünkü insanlar kendi iradelerine, düşüncelerine, inançlarına ve isteklerine karşı gelerek onlara hizmet etmeyi kabul ediyorlar. Onların gücünün keskinliği insanın iradesini yerle bir ediyor. İrade denen bir şey kaldıysa tabii. Bir ölüm makinesinden fırlayıp gelen kağıt parçası eline geçtikten sonra güçsüzleşiyorsun. İtaat eder, bir talebeye dönersin. Öğretmen seslenir, talebe ayağa kalkar ve titrer.”

Kendi çağınızdan başkası olamıyorsunuz. Çağınız savaşlar zulümler çağıysa ona karşı direnenler dışında siz de sürüye kapılıp gidiyorsunuz.

Zweig kendi döneminde en çok okunan yazarlar arasındaydı, burjuva bir aileden gelmesinden dolayı çocukluğundan itibaren üst düzey eğitimler aldı. İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Latince ve Yunanca öğrenen yazar aynı zamanda felsefe eğitimini de ihmal etmedi. Sadece deneme, roman, öykü, tiyatro değil aslında onun için önemli olan birçok yazarın çevirisini yaparak biyografi yazınında da önemli bir yer tuttu.

Ülkemizde de en bilinen eserleri Satranç, Acımak, Olağanüstü Bir Gece başta olmak üzere geniş bir okuyucu kitlesine sahip. I. Dünya Savaşı sonrası Salzburg’da geçirdiği 20 sene onun en üretken dönemidir. Ama II. Dünya Savaşı’nın çanları çalarken o ülkesini terk etmek ve artık ülkesiz olarak dünyanın değişik yerlerinde yaşamak zorunda kalır. Kitapları ise Hitler’in emriyle yakılır. Çünkü ne dünya savaşları, ne de onun yaşattıkları kitaplarından bağımsız değildir.

En çok okunan kitaplarından Satranç’ı da ülkesiz yaşadığı o dönemde yazar. Ama yine Avrupa’daki savaştan bağımsız değildir bu da. Aslında 2. savaştaki gestaponun yaşatabileceği işkenceler karşısında insan beyninin en kuytu yerlerinde baş etme yöntemine dair psikolojik yönü ağır basan, zeka pırıltıları içeren,  baskı ve işkence gören toplumların ve bireylerin ne kadar yaralandığını belki de en iyi anlatan eserlerden biridir.

Zweig’ı okumaya başlamadan önce; öz bir anlatımla yazdığı bir zerafet örneği olan intihar mektubunu da mutlaka okumanızı öneririm.

“…uzun gecelerin ardından doğan o tan kızıllığını görmeyi sevin! Ziyadesiyle sabırsız olan ben, önden gidiyorum.”


                                                 

KÜNYE1: Mecburiyet, Stefan Zweig, Çeviri: Asena Gülşah İşbitiren, Düzyazı Yayınevi, 2017, 56 sayfa.

KÜNYE2: Satranç, Stefan Zweig, Çeviri: Sima Özkan, Fom Kitap, 2017, 64 sayfa.