Zübeyde Duran yazdı: Herkes dedektif olabilir

Mylos Kitap’tan çıkan yeni romanı “Cadıbostanı Cinayeti”nde, yine büyük keyifle okuduğum ilk kitabı “Kapalıçarşı Cınayeti”ne göre kurgusu, dil ve anlatımı açısından çok daha olgunlaşmış bir yazar olarak karşımıza çıkıyor Esra Türkekul. Türk edebiyatında eskiden beri cinayet romanları da bilimkurgu romanları gibi geri plana itilmiş bir türdür. Hele hele hem kadın hem de cinayet romanı yazarı mumla aranacak kadar azken Esra Türkekul’u bu açıdan da kutlamak gerekir.

11-12-2016 04:30

Zübeyde Duran

Esra Türkekul’un “Kapalı Çarşı Cinayeti” adlı ilk romanını okuyanlar bilir; onun oldukça sevimli, iyi tanıdığınız ve çok eğlenceli, nüktedan bir arkadaşınızın sohbetini dinliyormuşçasına sıcak, esprili bir üslupla yazdığını. Kilosunu problem etmesine rağmen onlardan kurtulmak için de pek bir şey yapmayan, çeviri ve turist rehberliği yaparak kendi yağında kavrulan, polislikle ve suçla uzaktan yakından ilgisi olmayan, depresif orta yaşlı bir kadının -Berna Tekdemir’in- zorunlu dedektiflik serüvenini anlatır “Kapalı Çarşı Cinayeti”nde. Bir ilk roman, hele hele ülkemizde başarılı örneğine az rastlanan bir cinayet romanı olarak düşünüldüğünde o zaman da oldukça başarılı bulmuştum, Esra Türkekul’u.

Mylos Kitap’tan çıkan yeni romanı “Cadıbostanı Cinayeti”nde ise özellikle dil ve anlatım açısından çok daha olgunlaşmış bir yazar olarak karşımıza çıkıyor Esra Türkekul. Türk edebiyatında eskiden beri cinayet romanları da bilimkurgu romanları gibi geri plana itilmiş bir türdür. Hele hele hem kadın hem de cinayet romanı yazarı mumla aranacak kadar az. Esra Türkekul’u bu açıdan da kutlamak gerekir.

Yazarımız kitabın başında Caddebostan’ın eski adının neden Cadıbostanı olduğunu İstanbul Ansiklopedisi’nden yapılan bir alıntıyla açıklamış. Bunu öğrenmek benim hoşuma gitti bu nedenle hikâyeyi aşağıya alıntılamak istiyorum:

18. yy. ortalarına değin asker kaçaklarının hırsızların ve diğer kanundışı unsurların saklandıkları, bostan devriyelerinin ise kol gezdiği bir yerdi. Bu niteliğinden ötürü ‘Cadı Bostanı’diye adlandırılan bostan ve çevresinde, önce Bağdat yolunu koya bağlayan Cadıbostanı yolu (bugünkü Caddebostan Caddesi) açıldı, sonra tarlalar şahıslara bağışlandı ya da satıldı, yavaş yavaş yerleşime açıldı; evlerin, köşklerin yapımı başlandı. 1819’da II. Mahmut’un isteğiyle Mösyö Barbie tarafından yapılan İstanbul’un ikinci haritasına semt olarak ve ‘Caddebostanı’ adıyla” geçirilmiş.

İşte romanımız bu semtte, sahildeki bugünkü yürüme yolunda bir çalının arkasında yatan yaşlıca bir erkek cesedinin bir köpek gezdiricisi tarafından bulunmasıyla başlıyor. Polisin soruşturmasını yürüttüğü bu cinayet, dedektifle, polislikle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan, sadece o semtte oturması hasebiyle kahramanımızın gündemine giriyor. Ve bize Terentius’un “Hiçbir şey araştırılarak bulunamayacak kadar zor değildir” sözünü doğruluyor.

“Cadıbostanı Cinayeti”nde de yine olay çözücü kahramanımız Berna Tekdemir. Esra Türkekul belli ki Herkül Poirot, Scherlock Holmes, Başkomiser Nevzat gibi değil daha çok Miss Marple’e yakın bir karakter yaratmak istemiş. Fakat Berna Tekdemir ondan da farklı; özel bir yeteneğe ve üstün zekâya da sahip değil. Berna Tekdemir o kadar içimizden biri ve yetenekleri açısından o kadar sıradan ki bu ona ciddi anlamda yakınlık duymamızı sağlıyor. Yazarın esprili üslubu da devreye girince toplu taşıma araçlarında okurken sıkıntı yaşayacağınız bir roman ortaya çıkıyor. Zira romanın bazı yerlerinde sesli gülüyor ele güne rezil oluyorsunuz.

Roman, aslında alıştığımız cinayet romanlarından katilin kitabın başından tahmin edilmesi açısından da farklılık gösteriyor. Tabii bu okuyucuya zerre kadar “amaan ne esprisi kaldı şimdi” dedirtmiyor. İspatı imkansız görünen bu durumu Berna’nın nasıl ispat edeceğini ve kendiyle ilgili bir dolu sorunu nasıl aşacağını merak ettiğiniz için kitabı elinizden bırakmak pek mümkün olmuyor. Sanırım bu açıdan da kutlamaya değer yazarı. Bir cinayet romanının şüphe de olsa katili bile bile hem de büyük bir merakla okutması gerçekten de başarıdır.

Roman sadece cinayetin çözümü üzerine kurulmamış. Kentsel dönüşüm işkencesinden, kürt inşaat işçilerine; LGBTİ’lerden, isteyince nasıl da insanların özel hayatlarına ciddi ciddi dalınacağına; hayvan sevgisinden öldürme psikolojisine ve bir kadının nasıl kendini var edebileceğine… birçok konu arka planda işleniyor.

Sözün kısası; eğlenceli anlatımı, başarılı kurgusuyla ve gerçekçi diyaloglarıyla bir solukta okuyacağınız bir roman yazmış Esra Türkekul. Annesinin yanından kendi evine çıkmaya karar veren, daha sağlıklı ve daha verimli bir hayat kararı alan Berna’yı ve üçüncü kitaptaki macerasını şimdiden merak ediyorum açıkçası.


KÜNYE: Cadıbostanı Cinayeti, Esra Türkekul, Mylos Kitap, 2016, 196 sayfa