Yukarı Mahalle’nin bir avuç mutluluğu

Her türlü macera ile pekişen mizah dolu sahneler sunar Steinbeck. Akıcı bir dil, merak uyandıran, hayrete düşüren olaylar... Hikayenin merkezinde duran ev, birbirinden farklı ama hikayeleri aynı insanları bir araya getirir. Onların hikayesi bize dayanışmayı, dostluğu, hayvan ve insan sevgisini, fedakarlığı sonuna kadar gösterir.



18-03-2018 10:05
Melike Çınar

John Steinbeck 1935’te ilk romanı Yukarı Mahalle’yi yazdı… Yazarın doğup büyüdüğü California’ya bağlı Monterey şehrinde geçen bu hikayeyi Sel Yayıncılık, okurlarla tekrar buluşturdu. Yukarı Mahalle; yazarın Sardalye Sokağı (1945) ve Tatlı Perşembe’yle (1954) oluşturduğu üçlemenin ilkidir. Steinbeck, bizi mutlu kılanın ne olduğunu, ne için, kimin için ve nasıl yaşadığımızı düşünmeye sevk ettiği bu hikayede karşımıza çok yönlü ve kocaman bir dünya ile çıkar.

Yukarı Mahalle sakinleri paisanolardan, göçmenlerden, işçilerden, işsizlerden, gündelikçilerden, yoksullardan, ev sahiplerinden, evsizlerden, aylak takımından oluşuyor. Hikaye de bir paisano olan Yukarı Mahalle’de büyümüş Danny ile başlıyor. “Peki, paisano nedir? O İspanyol, Kızılderili, Meksikalı ve çeşitli beyaz ırk kanlarının karışımıdır.

Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Yukarı Mahalle’nin erkekleri de bir şekilde askere alınırlar. Danny askerdeyken büyükbabası ölünce Yukarı Mahalle’deki iki evini de Danny’e bırakır.  Askerden döner dönmez mal mülk sahibi olduğunu öğrenen, gelecek kaygısı taşımadan gününü yaşayan Danny için bu, omuzlarına yüklenen büyük bir sorumluluk anlamına gelir. Hiçbir şeyi olmayan bu genç adam beklenmedik bir şekilde iki eve sahip olur. Danny hiç parasının olmadığını bilmesine karşın dostu Pilon, evlerden birine talip olunca teklifi kabul eder. Pilon parayı ödeyemeceğini bilir ancak evi Pablo’ya kiralayarak ondan alacağı para ile Danny’e kirayı ödemeyi düşünür. Bu zincir Pablo ve Jesus Maria ve diğer kahramanlarımız ile devam eder. Ortada ödenen bir para yoktur ama hakkında konuşulmayan bir gerçek vardır. Pilon ve arkadaşları, Danny’e yemek ve şarap sağlayarak mahcubiyetlerini gidermeye çalışacaklardır. Ancak sarhoş dostlarının dikkatsizliği nedeniyle Danny’nin evi yanıp kül olunca Danny bu kez kendi yaşadığı evini dostlarına açar. Sokakta uyumakta olan diğer dostlarını da evine alan Danny’nin evi artık tüm dostlarının üstünü örten bir çatı halini alır; “Danny’nin evi dediğinizde, çevresine iyilik ve neşe, sevgi ve sonunda da derin bir keder veren birtakım adamların oluşturduğu bir gruptan söz ettiğiniz düşünülür. Zira Danny’nin evinin kral Arthur’un ‘Yuvarlak Masası’ndan aşağı kalır yanı yoktur; Danny’nin dostları da kral Arthur’un şövalyelerinden pek farklı değildirler. İşte bu kitap bu adamların nasıl bir araya geldiğini, bu grubun nasıl gelişip güzel bir bilge topluluğa dönüştüğünü anlatır.”

Steinbeck’in çizdiği dünyanın insanları hayattan biraz şarap, biraz yemek bekler sadece. Onlar için mutluluk böyle bir şey. Onların gelecek kaygısı yok, kaygı sadece bugünlerine ait. En kötü durumlardan bile iyi bir pay çıkarabilecek kadar umutludurlar ve vicdanlıdırlar! Hiçbiri asla mükemmel değil, ne salt iyi ne salt kötü. Entrikalar çeviren, kavga eden, içki içip küfreden, bazen bencilleşen insanlar. Bir galonluk şarap için cam kırıp hırsızlık yapabilir, arkadaşlarının parasını alabilmenin yollarını da arayabilirler. Ancak yaptıkları her kötü şeyden vicdanlarını rahatlatacak bir sebep bulabilecek kadar da sizi büsbütün şaşırtabilirler. Kısacası hepimizin içinde barındırdığı tüm zaaflar Yukarı Mahalle’nin insanlarında da var; maddi hiçbir karşılık beklemeden evinin kapılarını dostlarını açan Danny’e vermek için aradıkları defineyi bulamadıklarında pes etmezler hemen çünkü para yoksa mutluluk vardır. “Mutluluk zenginlikten daha önemlidir” der Pilon. “Danny’i paraya boğacağımıza mutlu etmeye çalışalım bence”. 

Her türlü macera ile pekişen mizah dolu sahneler sunar Steinbeck. Akıcı bir dil, merak uyandıran, hayrete düşüren olaylar... Hikayenin merkezinde duran ev, birbirinden farklı ama hikayeleri aynı insanları bir araya getirir. Onların hikayesi bize dayanışmayı, dostluğu, hayvan ve insan sevgisini, fedakarlığı sonuna kadar gösterir. Steinbeck’in deyimiyle; “Hikaye Moterey’de, California sahilindeki şu eski kentte çok iyi bilinir, tekrarlanır, bazen de süslenip püslenir. Bu döngüyü kağıda dökmek iyi olacak, böylece gelecekte bir gün, bu efsaneleri duyan bilim adamları Arthur, Roland ya da Robin Hood için dediklerini yineleyemeyecekler: “Danny diye biri, Danny’nin dostları, Danny’nin evi diye bir şey yoktu. Danny doğa eliyle yaratılmış bir tanrı, dostlarıysa rüzgarın, gökyüzünün, güneşin ilkel simgeleri. (…) Dolayısıyla bu anlatı, tarihe kayıt düşmek ve bilim adamlarımızın dudaklarındaki alaycı küçümsemeleri engellemek için tasarlandı.”

Steinbeck, göçmen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Üniversiteye gitmiş ancak bitirememiş, gazeteci olmak istemiş ama umduğunu bulamamış ve yazmaya yönelmiş. Geçim sıkıntısı yaşayan pek çok kişi gibi neredeyse her iş kolunda da çalışmış. Steinbeck’in romanlarında rastladığımız karakterleri bu kadar iyi işlemesinin, toplumsal çerçeveyi bu kadar iyi betimlemesinin nedeni de bu olsa gerek.


KÜNYE: Yukarı Mahalle, John Steinbeck, Çeviri: Püren Özgören, Sel Yayınları, 2018, 192 sayfa.